Toplum bugün korku ile yaşıyor. Kimisi muhalif olarak damgalanmaktan, kimisi muhaliflerin "vatan haini" olduğu algısından, kimisi ise ardı arkası kesilmeyen yargı operasyonlarından korkuyor. Toplum, adeta bir korku imparatorluğunun gölgesinde nefes almaya çalışıyor.
Geçtiğimiz günlerde cami çıkışında bir vatandaşın, camideki kişiyi işaret ederek, "Kur’an okusa ne olur, adam solcu!" dediğine şahit oldum. Oysa o kişi, namaz sonrası köşesine çekilmiş sessizce Kur’an-ı Kerim okuyordu. Kendisine, "Görüş başka, iman başkadır. Bak adam Kur’an okuyor," dedim. Ancak aldığım tepki oldukça sertti; neredeyse o kişiyi dinden çıkarmaya varacak bir tavır sergiledi. Aslında bu tepkinin temelinde kişinin inancından ziyade, yaratılan "muhalifler ve sol kesim vatan hainidir, imansız" algısı yatıyor.
Benzer şekilde, bugün bazı kesimler hafızlık eğitimi alan çocukların sokakta yürümesinden bile rahatsızlık duyar hale getirildi. Hâlbuki sevgi dini olan İslam’dan korkulur mu? Ancak bazı grupların sergilediği tutumlar ve topluma pompalanan nefret dili, insanlar arasında derin korkular doğuruyor.
Aynı korku iklimi gazetecileri, yazarları da esir almış durumda. Sırf iktidarı eleştirdiği için gözaltına alınma veya tutuklanma korkusuyla yaşayan bir aydın kesim var. Muhalif siyasetçiler, belediye başkanları ve meclis üyeleri ise adeta "hizaya getirilmiş" bir ruh haliyle, fikirlerini dile getirmekten, iktidarı eleştirmekten çekinir duruma geldiler.
TOPLUMLAR HÜR OLMAZSA SORGULAYAMAZ
Bir toplum hür iradesiyle soru soramıyor ve olanı biteni sorgulayamıyorsa, o toplum için çöküş ve çözülme süreci başlamış demektir. Korku imparatorluğu ile toplumu bir yere kadar sürükleyebilir, idare edebilir ve varlığınızı kabul ettirebilirsiniz; ancak ufak bir boşlukta o toplumun hıncı ve lanetiyle karşılaşırsınız.
Tarih, bu gerçeği defalarca kanıtlamıştır. İktidarı elinde tutan güçler, toplumu adalet ve hoşgörü ile değil de "mıntıka temizliği" veya "metezoru" (zorbalık) ile yönetmeye çalışıyorsa, o toplum "mutlu görünümlü mutsuzlar" ordusuna dönüşür.
Hürriyetin olmadığı yerlerde zulüm yeşerir; zulüm ile de abad olunmaz. Hürriyetin elden alınması için illa prangalar gerekmez; korku imparatorluğu, en az zincirler kadar etkili bir tutsaklık biçimidir. Bir hukuk devletinde ve gerçek bir demokraside hürriyet kısıtlanamaz. Elbette iftira, hakaret veya kişisel mahremiyeti tehdit etmek özgürlükle savunulamaz. Eleştirinin de bir ahlakı ve adabı vardır; ancak toplumun her türlü fikrini özgürce ifade edebilmesi demokrasinin olmazsa olmazıdır.
Sonuç olarak; bir ülkede korku imparatorluğu hüküm sürüyorsa, o ülkenin çözülüşü kaçınılmazdır. Bugün Türkiye’de tam da bu atmosfer yaşanıyor. Her kesim birbirinden, vatandaş ise devletten korkuyor. Sağcı solcu, inanan inanmayan, etnik gruplar birbirlerinden dip dalgadan kopuyor ve korkuyor. Vatandaş, özellikle de muhalif kanat, yargının bir sopa gibi kullanılmasından tedirgin. Toplum her güne yeni bir operasyon haberiyle uyanıyor: Bir gün belediye, diğer gün iş dünyası, bir başka gün sivil toplum, sanatçı, sporcu... Vatandaş sormadan edemiyor: "Bu ülke, ne ara bu kadar çok suç üreten bir toplum haline geldi?"








