Menü Bayrampaşa Gündem Gerçek Gazetecilik
Dr. Recep ÖZTÜR

Dr. Recep ÖZTÜR

Tarih: 15.06.2026 19:11

ZAMAN KAVRAMI: MEKÂN, MANTIK VE İNSANIN SORUMLULUĞU

Facebook Twitter Linked-in

Bugün hem dünyada hem de ülkemizde, toplumsal ve ahlaki bir daralmanın, yani "kötülük zamanı" olarak adlandırdığımız zorlu bir dönemin içinden geçiyoruz. Bu durum, bizleri kaçınılmaz olarak kadim bir soruyu yeniden düşünmeye sevk ediyor: Zaman nedir ve yaşadığımız dönemin niteliğini belirleyen şey tam olarak neyidir?

Zaman ve Mekân İlişkisi: Evrenin Başlangıcı ve Sonu

Bilindiği üzere zaman, varlığın ve evrenin yaratılışıyla birlikte, yani mekândan sonra (veya mekânla eş zamanlı olarak) oluşmaya başlamıştır. Kısa bir ifadeyle; zaman, mekâna bağlı bir fonsiyondur. Eğer mekân yaratılmasaydı, zaman kavramından da söz edemezdik.

Modern bilimsel verilerle de paralel olarak, Allah’ın bu âlemi yaratmasından beri yaklaşık $15\text{ milyar}$ yıl geçmiş bulunmaktadır. Bu âlem bir kez yaratıldığına göre, "her yaratılanın bir sonu olduğu" gerçeği karşısında, evrenin de mutlak bir sonu (kıyameti) vardır.

Yalnızca yaratıcımız olan Allah, mekândan ve zamandan münezzehtir. O, ezelî (başlangıcı olmayan) ve ebedîdir (sonu olmayandır). Varlıklar aleminin ise bir başlangıcı ve sonu vardır; yani yaratılmış her şey zamana tabidir.

İslam Filozoflarında Zaman: Matematiksel ve Mantıksal Zaman

İbn-i Sînâ ve Fârâbî gibi erken dönem İslam bilginleri ve filozofları, evrenin zaman bakımından ezelî olduğu yönünde görüşler ileri sürmüşlerdir. Onların ifadelerine göre evren, her ne kadar zaman boyutuyla ezelî gibi görünse de, Allah’a nispetle mantıksal zaman bakımından ikincildir, yani sonradır. Yaratıcımız, hem mantıksal hem de matematiksel zaman açısından ilktir ve önceden vardır.

Burada zaman, felsefi olarak ikiye ayrılmaktadır:

Muhammed İkbal’in Metaforları

Pakistanlı meşhur şair ve İslam düşünürü Muhammed İkbal, bu derin durumu iki harika metaforla açıklar:

  1. Deniz ve Dalga Teorisi: İkbal, önce denizin var olduğunu söyler; ancak buradaki öncelik matematiksel bir sıralama değildir, çünkü deniz dalgasıyla birlikte vardır. Deniz denince akla dalga da gelir.
  2. Güneş ve Işık Teorisi: Önce güneş vardır, sonra ışık gelir; fakat ışıksız bir güneş düşünmek de imkânsızdır.

Dolayısıyla, denizin varlığı ile dalganın, güneşin varlığı ile ışığın oluşumu neredeyse aynı andadır. Burada sadece mantıksal bir zaman ve rütbe önceliği söz konusudur.

"Kötü Zaman" Yanılgısı ve İnsanın Sorumluluğu

Zamana dair bu felsefi ve bilimsel gerçekleri ortaya koyduktan sonra, yaşadığımız çağa dönebiliriz. Bu mavi gezegende hayat devam ederken, zamana bağlı olan insanoğlu ne zaman ahlaki bir erozyona uğrasa ve bir "kötülük toplumu" haline gelse, faturayı zamana keserek "Zaman çok kötü" deriz. Aksine, insanlar yaşadıkları çağı eylemleriyle güzelleştirdiklerinde ise o döneme "güzellik ve iyilik çağı" adı verilir.

Hatta Yaratıcımız, bu kötülük dönemlerinde rububiyetiyle insanlığa uyarıcılar ve peygamberler göndererek hayata müdahil olmuş, insanı doğruya çağırmıştır.

Asıl gerçek şudur: Zaman, Allah’ın yarattığı nötr bir kanun, bir fonksiyondur. Zamanın kendi kendine "iyi" veya "kötü" olması mümkün değildir. Onu iyi ya da kötü yapan, yeryüzünde yaşayan insanların kendi eylemleridir. Bizler yapısal olarak kötü bir çağda yaşamıyoruz; kötülerin egemen olduğu, çirkinliğin dominant hale geldiği bir insanlık dönemine rast gelmiş durumdayız. Bunu ifade ederken "Kötü bir zamanda yaşıyoruz" diyerek aslında zamana iftira ediyoruz.

Kur'an-ı Kerim'in Çağrısı ve Görevimiz

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim, pek çok ayetinde insanın nankörlüğünden, aceleceliğinden, isyankarlığından ve iyilik ile güzelliği unutmasından yakınmaktadır. Çoğunluğumuzun yanlışta ve hüsranda ısrar ettiğini bizlere bildirmektedir. Kitabımızın tek hedefi; bizlerin bu dünya düzleminde peygamberler gibi sıddık, salih ve adaletle davranan dengeli (vasat bir toplum) olmamızı sağlamaktır. Buna rağmen çoğunluk, yaratıcıya karşı isyanı seçmektedir.

Bu ilahi gerçekler ışığında bizlere düşen görev; suçu zamana atarak köşemize çekilmek değil, kötülük toplumunu inatla, sabırla hayra, adalete ve güzelliğe çağırmaktır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —