Bayram ne demektir? Yalnızca dini bir ibadet mi, yoksa toplumu bir araya getiren; dayanışmayı, paylaşmayı ve birlik duygusunu güçlendiren önemli bir değer mi? Aslında bayramlar, bir milletin ortak hafızasını ve kültürel bağlarını canlı tutan en kıymetli miraslardan biridir.
Ancak bugün “yeni nesil bayram” denildiğinde akla bambaşka bir tablo geliyor. Teknolojinin hayatımızdaki etkisinin artması ve modern şehir yaşamının yaygınlaşmasıyla birlikte geleneksel bayram anlayışı da değişime uğradı. İnsanlar artık bayramları çoğu zaman kısa bir tatil ve dinlenme fırsatı olarak değerlendirmeye başladı. İyilikler ve yardımlar dijital platformlar üzerinden yapılırken, bayramlaşmalar sosyal medya mesajlarıyla veya görüntülü konuşmalarla gerçekleşiyor.
Asım’ın nesli olarak hayal edilen gençlik ile bugün ortaya çıkan yeni nesil arasında belirgin bir fark olduğu düşünülüyor. Çünkü bir milleti ayakta tutan en önemli değerler, onun milli ve manevi mirasıdır. Bu değerler zayıfladığında toplumlar köklerinden uzaklaşır, zamanla kendi özünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.
Eskiden bayramlar bambaşkaydı. Aileler iç içe olur, akrabalar ziyaret edilir, büyük sofralar kurulurdu. Mahalle kültürü canlıydı; insanlar aynı heyecanı birlikte yaşar, aynı sevinci paylaşırdı. Bayramlar yüz yüze kutlanır, toplumsal bağlar daha da güçlenirdi.
Şimdi ise bayramlaşmaların önemli bir kısmı telefon ekranlarından yapılıyor. Bu durum, teknolojinin sosyal ilişkiler üzerindeki etkisini açıkça gösteriyor. Bayramlar bir yandan tatil programlarıyla birleşiyor, diğer yandan da eski anlamından biraz daha uzaklaşıyor. Kimilerine göre bu bir değişim, kimilerine göre ise bir yozlaşma süreci…
Büyüklerimizin her bayram söylediği o cümleyi şimdi daha iyi anlıyoruz:
“Ah o eski bayramlar!”
İnsan yaş aldıkça bu sözün neden söylendiğini daha iyi kavrıyor. Bayram sabahlarının kendine has kokusu, mutfaktan yayılan yemeklerin lezzeti, gizlice yapılan yardımlar, kırmadan ve incitmeden kurulan ilişkiler… Sevginin samimi, dileklerin içten olduğu, kültürün tüm sıcaklığıyla hissedildiği günlerdi onlar.
Belki de apartman kültürü arttıkça, şehirleşme çoğaldıkça bugün yaşadığımız bayramları da yarın özlemle anacağız. Bugün geçmişe özlem duyan bizler, yarın kendi çocuklarımıza “Ah o eski bayramlar…” diyerek söze başlayacağız.
20. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş kaybetmeye başladığımız bazı geleneksel değerler, kimi sosyologlara göre toplumsal değişimdir. Ancak bana göre bu durum, kültürel dejenerasyonun ve değer kaybının işaretidir. O eski bayramların kokusunu yeniden hissedebilir miyiz bilinmez; fakat elimizde kalan değerleri korumak hâlâ bizim elimizde.
Millet olarak sahip olduğumuz değerleri korumalı, yeni nesle aktarmalı ve anlatmalıyız. Çünkü kültür, gelenek ve bayramlar bir ülkenin bel kemiğidir. Okullarda bunların önemi yalnızca bilgi olarak değil, bir yaşam kültürü olarak da öğretilmelidir. Kendi geçmişini ve kültürünü bilmeyen bir nesil, bir gün kendi vatanında bile yabancılaşma tehlikesi yaşayabilir.
Ülkemiz ve geleceğimiz için çocuklarımıza iyiyi öğretmekten vazgeçmeyelim.
Sevelim, öğretelim, paylaşalım, koruyalım…
“Sevgi güzellik ister, güzellik emek ister.”
Bu vesileyle Bayrampaşa halkının Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor; ayrıca belirli bir kitleye ulaşmamda katkıları bulunan Bayrampaşa Gündem Gazetesi imtiyaz sahibi Sn. Mehmet CEYLAN’a ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ederek bayramlarını tebrik ediyorum.
Bayramınız bayram ola…