İBRAHİM YILDIRIM

Tarih: 06.08.2021 12:05

VEFA-SIZLIK

Facebook Twitter Linked-in

Bugün de Zekeriya Sertel’in “Hatırladıklarım” kitabından beni etkileyen bir başka hatırasını sunuyorum. Kurtuluş Savaşı yıllarında ABD’ ye giden Zekeriya Sertel, orada, bir takım sosyal faaliyetlerle , Türk halkına yardım işinde yer alır. Buyurunuz okuyalım  :

“Çeşitli şehirlerdeki Türk ve Kürtler arasında bir hamiyet yarışması başlamıştı. Her toplantıda Anadolu yetimlerine yapılan yardım miktarı artıyordu. Çocuk Esirgeme Kurumu, gönderilen yardımın büyüklüğünü görerek bizimle sık sık mektuplaşmaya başladı. Bu mektuplaşma sonucunda Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanı Dr. Fuat Bey'in Amerika'ya daveti kararlaştırıldı. Fuat Bey’in, gelişi, Amerika'daki vatandaşları daha da heyecanlandırdı. Fuat Bey şehir şehir gezerek bütün Türk ve Kürtlerle yakından temas etti, onlara Kurtuluş Savaşı'nın ne büyük fedakarlıklarla yapıldığını anlattı ve iki hafta, artakalan binlerce yetim çocuğun acıklı durumunu bildirdi. Böylece Anadolu'da Kurtuluş Savaşı devam ederken, Amerika'daki vatandaşlar da bu savaşa katılmış olmanın zevk ve şerefini tadıyorlardı.

“Fuat Bey, Amerika'ya 1922’de gelmişti. O yıl Kurtuluş Savaşı’nın son yılıydı. O sıralarda Kurtuluş Savaşı'nı günü gününe heyecanla izliyor, toplantılarda vatandaşlara olup bitenleri haber veriyordu. Nihayet daha Fuat Bey Amerika’dayken Yunan ordusunun İzmir' de denize döküldüğü hakkındaki büyük zafer haberi geldi. Bu büyük bayramı birlikte kutlamak için vatandaşları olağanüstü bir toplantıya çağırdık. Toplantıya katılanlar, mutluluk ve sevinçlerini, yardıma daha geniş biçimde katılmak suretiyle belirtmekte yarış ediyorlardı. Heyecanın en son haddine vardığı dakikada, dinleyiciler arasından biri kalktı. Kürsüye doğru yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Palabıyıklı, yanık yüzlü, kırk yaşlarında yağız bir Anadolu çocuğuydu. New York’taki Türklerden değildi. Onu aramızda ilk kez görüyorduk. Sessizce kürsüye çıktı. Hepimizin gözü, merakla, bu tanımadığımız vatandaşa

dikildi. Tereddütlü, utangaç ve iddiasız bir sesle konuşmaya başladı:

- “Arkadaşlar, dedi, ben Detroit'ten geliyorum. Memlekete dönüyorum. Bu toplantılarınızda ilk kez bulunuyorum, Kurtuluş Savaşı'nda canlarını ve kanlarını verenlerin hikayelerini dinledim. Yetim kalan yavruların acıklı halini öğrendim, onun için konuşuyorum. Ben Amerika' da on sekiz yıl çalıştım. işte bu süre içinde kazanıp biriktirdiğim para . . . (Cebinden bir cüzdan çıkarıp kürsünün üstüne bıraktı).  İşte altın saat ve köstek.  

(Boynundan kalın altın zincirli bir saat çıkarıp masanın üstüne koydu.)

Bunları Anadolu'daki şehit kardeşlerimizin yetim yavrularına gönderin. Bana da İstanbul’a kadar bir vapur bileti alın. Başka bir şey istemiyorum.”

Hepimiz donakalmıştık. Bu yüksek hamiyet örneği Anadolu çocuğunu hepimiz kucaklayıp öptük. Amerika'da Detroit otomobil fabrikalarının ateş ocaklarında bin bir güçlük içinde çalışarak kazandığı parayı bir tahta masanın üzerine atıvermişti. Bu hamiyet sahnesi bir çoklarımızın gözlerinden yaş getirmişti. Para çantası açıldığı zaman içinden 18 bin dolar çıktı. Bu adam bu parayı yemeyerek içmeyerek, dolar dolar biriktirmişti. Bu para ile memlekete dönüp kendisine bir iş tutacaktı. Paranın

bir kısmını olsun geri vermek istedik, kabul etmedi ve bunu bir hakaret saydı. Bütün varlığını vermişti. Kendisine bilet alındı, bir miktar cep harçlığı verildi ve bu fedakar işçi, memlekete parasız

döndü. Orada savaş sırasında bütün ailesinin öldürüldüğünü ve hayatta yapayalnız kaldığını öğrenince tekrar Ankara'ya döndü. Çocuk Esirgeme Kurumu'nda kendisine bir iş verirler diye umuyordu.

Fakat varını yoğunu verdiği Çocuk Esirgeme Kurumu, bu adamın elinden tutmadı ve ona iş vermedi. Sık sık bana gelir, dert yanardı. Sonra İstanbul'a döndü, bir depoda bekçilik işi buldu. Ömrünün son senelerini böyle geçirdi. Bu meçhul kahramanın adı Çavuş'tu. Asıl adını vermeye lüzum bile görmezdi. Amerika'da on sekiz yıl çalıştığı halde, onu kimse tanımıyordu. Fakat bu yüksek ve asil hareketinden sonra hepimizin dostu oluvermişti. Herkes takdirle ve hayranlıkla onun sözünü eder olmuştu. (1)

Kapitalizm çerçevesi içerisinde çalışan insanlara böyle meskenler, böyle bir yaşam düzeyi sağlandıktan sonra, "Devrim adı altında insanlara ıstırap çektirmeye neden var mı?,, diye sorardı. Bütün hakkında çıkarılan rivayetlere rağmen, Zekeriya Sertel komünist değildi, hiçbir zaman olmamıştı. Bir ideolojiye bağlanmanın aleyhindeydi. O her düzenin iyi ve kötü yönlerini görmek ve söylemek isterdi. Fransa ve Avrupa üzerine hazırladığı kitap da böyle olacaktı. Ne yazık ki, ömrü bu kitabı yazmaya yetmedi. (2)

(1) Zekeriya Sertel , Hatırladıklarım , Remzi Kitabevi, 5. Baskı İst, 2001 sh : 92-93-94

 

(2) Kızı Yıldız Sertel, a.g.e sh 282-283

ibrahimyildirim_99@hotmail.com


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —