Menü Bayrampaşa Gündem Gerçek Gazetecilik
Siyami BOYLU

Siyami BOYLU

Tarih: 01.07.2026 20:45

VEFA: İNSANIN KENDİ HAKİKATİNE SADAKATİ

Facebook Twitter Linked-in

Bazı kelimeler vardır; sözlükler onları tarif eder, fakat tarif etmeye güç yetiremez. Çünkü onlar bir kelime değil, bir medeniyettir. Vefa da böyledir.

Vefa, yalnızca bir dostu unutmamak değildir.

Vefa, yalnızca verilen sözü tutmak değildir.

Vefa, yalnızca geçmişi hatırlamak da değildir.

Vefa, insanın yaratıldığı hakikate sadık kalabilmesidir.

İnsan, bu dünyaya yalnız gelmedi. Önce Rabbi ona “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye hitap etti. Ruhlar âleminde verilen o ilk söz, insanlık tarihinin en eski ahdidir. Bütün vefaların kaynağı da işte o ilk “Evet!” cevabıdır. İnsan, Allah’a verdiği söze sadık kaldığı ölçüde kulluğunu; kulluğunu koruduğu ölçüde de insanlığını muhafaza eder.

Bu yüzden vefasızlık, önce Allah’a verilen sözü unutmakla başlar; sonra anne babaya, dosta, öğretmene, vatana, toprağa ve insana kadar uzanır. İnsan önce Rabbine yabancılaşır, sonra kendisine…

Kur’an-ı Kerim’in ısrarla “Ahitlerinizi yerine getirin.” buyurması boşuna değildir. Çünkü ahit bozulduğunda yalnızca söz bozulmaz; şahsiyet de çözülmeye başlar.

Bugün insanlar, başarılarını kendi zekâlarına; servetlerini kendi emeklerine; makamlarını kendi kabiliyetlerine bağlamayı marifet sanıyor. Oysa insan, tek başına hiçbir yere gelemez. Her insanın arkasında bir annenin duası, bir babanın alın teri, bir öğretmenin emeği, bir dostun omzu ve nice isimsiz iyilikler vardır.

Kendini “kendi kendine olmuş” zanneden insan, hakikatte en büyük unutkanlığı yaşayan insandır.

Çünkü vefa, hafızanın ahlâkıdır.

Hatırlamak sadece zihnin işi değildir; vicdanın da vazifesidir.

Ne acıdır ki çağımız, insana unutmayı öğretiyor.

 

Eski dostlar unutuluyor.

Eski mahalleler unutuluyor.

Eski kitaplar unutuluyor.

Eski hocalar unutuluyor.

En acısı da insan, eski kendisini unutuyor.

 

Oysa insan geçmişini kaybettiği gün, geleceğini de kaybetmeye başlar. Kökünü inkâr eden ağacın meyvesi olmaz. Kaynağını unutan nehir kurur. Secde ettiği yeri unutan alnın ise huzuru kalmaz.

 

Vefa, zamanın eskitemediği sadakattir.

Menfaat değişse de değişmeyen duruştur.

Mesafe artsa da eksilmeyen muhabbettir.

Yoklukta da “Ben buradayım.” diyebilmektir.

Çünkü sevginin doğruluğunu bolluk değil, darlık ispat eder.

 

Bugün insanlığın yaşadığı kriz; ekonomik değildir, teknolojik değildir, siyasî de değildir.

 

Asıl kriz, vefa krizidir.

Çünkü vefa çekildiğinde güven gider.

Güven gidince merhamet çekilir.

Merhamet gidince adalet zayıflar.

Adalet zayıflayınca medeniyet yalnızca binalardan ibaret kalır.

 

Bugün yükselen gökdelenlerimiz var; fakat içine sığınacak gönüllerimiz yok.

Kalabalık şehirlerimiz var; fakat hâlini soracak komşularımız azaldı.

Binlerce takipçimiz var; ama derdimizi omuzlayacak birkaç vefalı dost bulmakta zorlanıyoruz.

Demek ki mesele kalabalık değil; sadakattir.

Çünkü vefa, insanın başkasına gösterdiği bir iyilikten önce, kendi vicdanına verdiği sözdür.

İnsan vefalı oldukça büyür.

Vefalı oldukça derinleşir.

Vefalı oldukça Allah’ın kendisine emanet ettiği kalbi kirletmeden taşır.

Belki de bu yüzden gerçek vefa, bir teşekkür cümlesinden ibaret değildir.

Gerçek vefa; seni yokken konuşmamak, düştüğünde bırakmamak, öldüğünde unutmamak ve ardından hayır dua etmektir.

İnsan öldüğünde geriye bıraktığı servet değil, hakkında edilen dualar konuşur.

Duaları çoğaltan ise başarı değil, vefadır.

Öyleyse kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz, bize yapılan iyilikleri gerçekten hatırlıyor muyuz; yoksa yalnızca işimize yaradığı sürece mi insanları hatırlıyoruz?

Çünkü insanın gerçek zenginliği, banka hesaplarında değil; adının geçtiği gönüllerde duyulan duadadır.

Ve belki de bütün yazının özeti tek cümledir:

Vefa, insanın başkasına değil; önce kendi hakikatine sadık kalabilmesidir. Vefasını kaybeden, en sonunda kendisini kaybeder.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —