18 Mart’ta S.Arabistan’ın Başkenti Riyad’da bir araya gelen 12 ülkenin dışişleri bakanlarının oy birliğiyle kabul ettiği altı maddelik sonuç bildirisi, yalnızca diplomatik bir metin değil; bölgesel siyasetin hangi eksende şekillendiğini de açık biçimde ortaya koymaktadır.
Bildiri Nasıl Okunmalı?
Bildiri dikkatle incelendiğinde, ABD lehine bir çerçevenin çizildiği, İran karşıtı bir bloklaşmanın ima edildiği ve Türkiye dahil bölge ülkelerinin bağımsız politika üretme kapasitesinin sınırlı kaldığı izlenimi güçleniyor.
Metinde İran’ın bölgedeki ABD üslerine yönelik saldırısı, Hizbullah vb. aparatların varlığı kınanırken, Birleşmiş Milletler’in 51. maddesine, yani meşru müdafaa hakkına atıfta bulunuluyor.
Bu arada, ayıp olmasın kabilinden aynı metinde, denge kurma refleksiyle İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının da kınandığı görülüyor.
Oysa sahadaki gelişmeler, savaşın ilk ateşini açan ve bu noktaya tırmanmasında ABD-İsrail (Epstein çetesi) saldırısının rolü ortadadır.
Çifte Standart Sorusu
Burada temel bir çelişki dikkat çekiyor: Nükleer güç ve uzun menzilli füze kapasitesi bazı ülkelerin elinde olduğunda “güvenlik unsuru” sayılırken, başka bir egemen aktör (İran, Irak vb.) söz konusu olduğunda neden “tehdit” olarak tanımlanıyor?
Bu soru, yalnızca bugünün değil, uluslararası sistemin yapısal sorunlarının da özeti niteliğinde.
Tarihsel Arka Plan: Güvensizliğin Kökleri
Bugünkü gerilimlerin kökleri yeni değil. 1950’lerde seçimle gelen İran Başbakanı Musaddık’ın petrolü millileştirme girişimi, ardından gelen dış müdahale, Şah rejiminin kurulması ve 1979 Humeyni hareketi ile İran Devrimi…
Tüm bu kırılmalar, İran ile ABD ve Batılı ülkeler arasındaki güvensizliği derinleştirdi. Riyad’daki değerlendirmelerde bu tarihsel sürece yapılan atıflar, aslında bugünün krizlerinin geçmişten bağımsız okunamayacağını gösteriyor.
İran’ın İç Dinamikleri ve Direnç
Aralık 2025’te İran’da başlayan protestolar ve dış destek iddiaları, İran’ın iç siyasetinin küresel rekabetten bağımsız olmadığını ortaya koyuyor.
Ancak tüm baskılara ve İran’ın üst düzey kayıplarına rağmen ülkede beklenen yönetim boşluğunun oluşmaması ve toplumsal bütünlüğün büyük ölçüde korunması, dikkat çekici bir direnç örneği olarak öne çıkıyor.
ABD-İsrail Hattı ve Bölgesel Etkiler
ABD’nin bölge politikası uzun süredir İsrail’in güvenliğini sağlama ekseninde şekilleniyor. İran’ın nükleer programı ve füze kapasitesi savaşın gerekçesi olarak sunulurken, ABD kamuoyunda bu yaklaşımın sorgulanmaya başlandığı görülüyor. ABD’nin dış politika tercihlerinin iç politikaya yansıması her geçen gün belirginleşiyor.
Seçici Duyarlılık ve Bölge Ülkelerinin Bağımsızlık Meselesi
Riyad bildirisinde en dikkat çeken unsurlardan biri ise seçici duyarlılıktır. İran’da 175 kız öğrencinin, okullarına yapılan saldırıda katledilmesine bildiride yer verilmemiştir. Buna karşılık, ABD-İsrail uçaklarının kullandığı bölgedeki ABD üslerine yönelik İran saldırısının kınanması ve bu eylemin öne çıkarılması, uluslararası siyasetteki çifte standardın açık bir göstergesidir.
Toplantıya katılan ülkelerin tutumu, çıkar odaklı bir yaklaşımın belirleyici olduğunu gösteriyor. Açıkça ABD etkisinin hissedildiği bu tablo, bölge ülkelerinin bağımsız ve dengeli bir dış politika üretme kapasitelerinin olmadığını gösteriyor.
Türkiye’nin Konumu ve Çelişkiler
Türkiye açısından bakıldığında da benzer bir tablo söz konusu. NATO üyeliği, ABD ile ilişkiler ve Körfez sermayesinin etkisi, Ankara’nın Riyad kararlarına verdiği desteğin arka planını oluşturuyor.
Sn. Cumhurbaşkanının imzası ile yayımlanan bir kararda; Türkiye üzerinden askeri lojistik transferine izin verilmesi ve bazı üslerin (Kürecik vb.) kullanımı iddiaları da tartışmaları beraberinde getiriyor.
Oysa Türkiye’nin geçmişinde daha bağımsız, egemen ve milli duruş örnekleri de mevcut:
Uluslararası Kurumların Sessizliği
İslam dünyası ve Türk dünyasının sessizliği, BM’nin, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği gibi yapıların etkisizliği, küresel adalet arayışının kurumsal bağlamda ne denli zayıfladığını gösteriyor. Bu kurumların siyasi etkiler altında kalması ve güçlü bir duruş sergileyememesi önemli bir sorun olarak öne çıkıyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Mevcut konjonktürde İran mağduriyet yaşarken, Riyad bildirisi, uluslararası sistemin işleyişine dair önemli ipuçları veriyor. Riyad bildirisinde;
Oysa bugün ihtiyaç duyulan şey, olayların duygusal reflekslerle değil; çok boyutlu, gerçekçi, insan haklarını önceleyen ve adalet merkezli bir bakış açısıyla analiz edilip değerlendirilmesi gerekir.
Ancak bu şekilde bölgedeki krizlerin sona ermesi ve insanlık adına kalıcı bir barış medeniyetinin inşası mümkün olabilir.