Platon’un “mağara alegorisi”ni hepimiz biliriz. Bir mağara düşünün; doğduklarından bu yana zincirli üç arkadaşın hapsolduğu, karanlık bir mağara. Yönleri mağaranın iç duvarına bakıyor. Mağaranın girişinden geçen insanlar ellerinde çeşitli hayvan figürleri taşıyor; bu figürlerin gölgeleri iç duvara yansıyor, taşıyanlar da nesnelerin isimlerini yüksek sesle söylüyor. Böylece içeridekiler dünyayı öğreniyor; ancak öğrendikleri şey gerçeğin kendisi değil, yalnızca gölgesi.
Mağaradakiler gerçekliği sınırlı ve yalıtılmış koşullarda algılar; başka şansları da yoktur, zira mağaradan dışarı çıkmaları mümkün değildir. Ta ki içlerinden biri zincirlerinden kurtulana dek. Dışarı çıkan bu kişi, duvara yansıyanların birer gölgeden ibaret olduğunu, asıl gerçeğin bambaşka bir şey olduğunu kavrar. Hemen geri döner ve arkadaşlarına gördüklerini anlatır. Ne var ki onlar onu dinlemez; delirdiğini söyler, suçlar, reddederler.
Peki hakikati mağaranın dışındakiler biliyor muydu? Bence hayır. Hakikati bulmak için önce onu yitirmek gerekir. Hakikatin içinde doğanlar onun farkında olmazlar; onu aramaz, ona ihtiyaç duymaz, varlığını bile sorgulamazlar. Yani hakikati görebilmek için önce bir mağaraya girmek gerekir.
Hira Mağarası
Hira Mağarası, İslam tarihinde hakikatin ilk tecelli ettiği mekândır. Hz. Muhammed’in (sas) “Oku!” emriyle ilk kez muhatap olduğu kutlu yerdir. Şöyle bir soru sorulabilir: “İlk vahiy bir mağarada değil de bir evde ya da çölde de gelebilirdi; bunun ne önemi var?” Hiç şüphesiz, hakikatin Hz. Muhammed’e (sas) başka bir mekânda değil de bir mağarada tecelli etmesinin derin bir hikmeti vardır.
Hz. Muhammed (sas), tıpkı Platon’un mağarasında zincirlerinden kurtulan filozof gibi, hakikat yolculuğuna bir mağarada başlamıştır. Aralarındaki tek fark şudur: Filozof mağaradan çıkınca hakikati gördü; Peygamber ise mağaraya girince. Zira Hz. Muhammed’in (sas) için asıl karanlık olan, mağaranın içi değil dışıydı: Cahiliye Mekke’si.
Halisünojen Mağarası
Mustafa İslamoğlu’nun sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar büyük tepki çekti. Mağaralarda yaşanan manevi deneyimlerin “halüsinasyon” olabileceğini öne süren İslamoğlu, bu iddiayı Hz. Muhammed’in (sas) ilk vahyi aldığı Hira Mağarası’na bağlayınca sosyal medyada derin bir infiale yol açtı.
İslamoğlu, paylaştığı mesajda insanların tarih boyunca mağaralarda yaşadığı manevi deneyimleri biyolojik bir yanılsama gibi göstermeye yeltendi. “Mağaralarda halisünojen gazlar bulunduğu için insanlar halüsinasyon görüyor; cin, peri ve şeytan geldiğini sanıyorlar” diyen İslamoğlu, hemen ardından eklediği “Hz. Muhammed’in ilk vahyi nerede aldığını hatırladınız mı?” sorusuyla asıl niyetini açıkça ortaya koydu.
Biz, Hz. Muhammed’in (sas) Hira Mağarası’nda ilk vahyin muhatabı olduğundan adımız kadar eminiz. Ancak bu zatı muhterem, görünüşe bakılırsa halisünojen etkisiyle kendisi halüsinasyon görüyor olabilir. Farklı konuşma hastalığı adına Müslümanların zihnini bulandırmaya hiç gerek yoktur. Ortada gerçek bir ilim ve birikim varsa, bu birikim Hz. Muhammed’e (sas) iftira atarak değil; İslam dünyasının kronik sorunlarına çözüm üretilerek gösterilmelidir.