DR. KADİR ÇETİN

Tarih: 21.02.2026 09:31

ÖZEL BİR GÜNÜN ARDINDAN: VEFANIN VE FİKRİN IŞIĞINDA BİR BULUŞMA

Facebook Twitter Linked-in

Bazı günler vardır; takvim yapraklarında sıradan görünür ama yaşandığında hafızalara kazınır. 17 Şubat 2026 tarihi de bizim için böyle bir gün oldu…

Geçtiğimiz yıl 22 Şubat’ta, “Türkiye Eğitimciler Platformu” gönüllüleri olarak Milli Eğitim Vakfı’nın ev sahipliğinde bir araya gelmiş, eğitim dünyamızın Efsane Bakanı Sayın Ali Naili ERDEM’in unutulmaz bir sohbetini dinlemiştik. 

Söz Uçar Yazı Kalır

Samimiyetin, zarafetin ve devlet terbiyesinin iç içe geçtiği o sohbet; yalnızca bir hatıra paylaşımı değil, aynı zamanda bir irfan meclisiydi. Türkiye sevdalısı Sayın Bakanımızın sohbetini o zaman bölüm bölüm Türkiye Eğitimciler Platformunda paylaşmıştım. Ardından ME Vakfımız da bu kıymetli sohbeti, “söz uçar yazı kalır”ın gereği bir kitapçık hâline getirerek kalıcı bir hatıraya dönüştürdü. Müteşekkiriz Vakıf Başkanımız ve ilgililerine…

Aradan zaman geçti, fakat o günün sıcaklığı eksilmedi. Aksine, gönüllerimizde yeniden filizlenen bir arzuya dönüştü. “Bir kez daha buluşalım” dedik. Bu konuda, başta Ankara Milletvekilimiz Sayın Ayşe GÜROCAK olmak üzere, Sayın Bekir TURGUT’a, Sayın Muhterem KAYA’ya ve emeği geçen herkese teşekkür borcumuz var. Sayın Vekilimizin, buluşmanın TBMM Sosyal Tesisleri’nde yapılabileceğini ifade etmesiyle işimiz kolaylaştı. Mekân meselesi çözüldü; geriye sadece hasret kaldı.

Güzel Bir Tevafuk

Ramazan öncesi için en uygun tarih 17 Şubat olarak belirlendi. Davetler yapıldı, hazırlıklar tamamlandı. Fakat bu buluşmayı asıl özel kılan, öğrendiğimiz o güzel tevafuktu: 17 Şubat, Türkiye sevdalısı Sayın Bakanımızın doğum günüydü… Hem de 99. yaşı (Maşallah).

O gün, yalnızca bir yaş günü kutlamadık. Bir ömrün birikimine, bir devlet adamının vakarına, Türkiye’ye adanmış bir hayatın kıymetine şahitlik ettik. Ülkemizin birlik, dirlik ve beraberliği daim olsun diyerek Pastasını keserken tuttuğu dilek, aslında hepimizin ortak duasıydı. O an; geçmişle gelecek arasında kurulan zarif bir köprü gibiydi.

Eğitimciler Bir Arada

Aynı çatı altında, aynı gönül ikliminde buluşmak… Yıllarca eğitim camiamızın farklı kademelerinde görev yapmış; bakanlık, müsteşarlık, genel müdürlük ve başkanlık sorumluluğu üstlenmiş kıymetli isimlerle yüz yüze sohbet edebilmek… Sanal ortamlardaki irtibatı gerçek bir muhabbet halkasına dönüştürmek… İşte asıl zenginlik buydu.

Anlamlı Hatıralardan Bir Demet

Sayın Bakanımız, her zamanki berrak üslubuyla hatıralarını paylaşırken bizi önce 1964 yılına götürdü. Koalisyon hükümetinin Başbakanı İsmet İNÖNÜ ile öğretmenin protokoldeki yeri ile ilgili diyaloğunu aktardı. “Öğretmenin protokolde yeri yok. Oysa öğretmen, Allah huzurunda da makbul bir kuldur. Onun için Paşa Hazretleri, öğretmenin yeri protokolde ilk sırada olmalıdır.” dediğini anlattı. Ve ardından aynı cümleyi yeniden kurdu: “Öğretmene gerekli değeri, kıymeti vermek durumundayız.”

Bu söz, sadece bir hatıranın değil; aslında bir zihniyetin de ifadesiydi.

Bir başka anısında ise birlikte görev yaptığı bir milletvekilinden söz etti. Toplantılara her defasında aynı elbiseyle gelen bu vekile bir gün sormuş: “Başka elbisen yok mu?” Aldığı cevap, aslında bir dönemin vicdan aynasıydı: “Benim insanım köyde çarıkla gezerken ben nasıl ikinci bir elbise alırım? Vicdanım buna razı olmaz, Ali Naili…”demiş.

Bu cümle salonda derin bir sessizlik bıraktı. Çünkü o söz, yalnızca bir şahsın değil; bir neslin taşıdığı sorumluluk duygusunun yansımasıydı.

Fevzi ÇAKMAK Ne Dedi?

Bir başka anısı Rahmetli Fevzi ÇAKMAK Paşa ile ilgiliydi… “Fevzi Paşa 1946 yılında İzmir’den Demokrat Partiden, bağımsız Milletvekili adayı oldu. Paşayı İzmir’de gezdirmek ve seçmenle buluşturma görevini bana verdiler. Bir seçim bölgesinden dönüşte ikindi namazı için durduk.” 

“Seccadesini serdi namazını kıldı. Namazdan sonra Atatürk ile ilgili Paşa’ya sordum: Atatürk’e zındık diyorlar, dinsiz imansız diyorlar; ne diyorsunuz?” Bana sertçe cevap verdi: “Yalan evlat, yalan. Atatürk dinsiz, imansız olsaydı benim onun yanında ne işim vardı?” dedi.

 Ve Ardından Geldi Asıl Çağrı…

“Almanya’da şimdi Bismark zamanını dikkate alarak, bu Almanya yanlış kuruldu diyen var mı? yok... Ama Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna yanlış diyenler var.”

 “Türkiye’yi kavram kargaşasından kurtaralım. Zihinlerimize vurulan ipotekleri kaldıralım. Bağımsız düşünen, özgür ve cesur beyinlere ihtiyacımız var.” 

 “Kökü mazide olan ati” olduğumuzu hatırlattı. Mustafa Kemal Atatürk’ü yeniden anlamayı; yerli ve millî duruşu yalnızca sloganlarda değil, fikirde, vicdanda ve istikbal meselesi olarak kuşanmayı salık verdi. Çünkü güçlü Türkiye’nin yolu, berrak, özgür düşünen ve cesur zihinlerden geçiyordu.

Geleceğin İnşası

Yaklaşık üç saat süren o buluşmada zamanın nasıl aktığını anlamadık. Anlatılan her hatıra, geçmişin tozlu raflarından çıkmış bir anı değil; bugüne tutulan bir ışık gibiydi. Orada sadece bir doğum günü kutlanmadı. Vefa tazelendi, dostluk pekişti, geleceğin Türkiye’si için idealler yeniden hatırlandı.

17 Şubat artık takvimde sıradan bir gün değil. O gün; vefanın, fikrin ve irfanın yeniden dirildiği bir gün oldu bizim için. Bir ömrün tecrübesiyle kuşakların umudunun aynı masada buluştuğu ve enerji yüklendiğimiz bir gün.

Belki de en önemlisi şuydu: O gün hepimiz bir kez daha anladık ki, güçlü bir gelecek inşa etmek için önce hafızamıza, kavramlarımıza, vicdanımıza ve öğretmenimize sahip çıkmalıyız.

Çünkü güçlü bir gelecek, ancak kaliteden ödün vermeyen iyi yetişmiş öğretmenlerle inşa edilir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —