Türkiye’de kadim bir zümre vardır; işleri güçleri Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktır. Kendimi bildim bileli bu zümreyi hep gördüm. Sayıca azdırlar ama gürültüleri dünyayı tutar. Çığırtkanlıkta üstlerine yoktur; rüzgâra göre yön değiştirir, duruma göre mevzi alırlar.
Son günlerde bu koroyu yine sahnede gördük. Milli Eğitim Bakanlığı, okul ve cami işbirliğini güçlendirmek, Ramazan ayının manevi iklimini ve oruç geleneğini çocuklara aşılamak amacıyla bir genelge yayımladı. Vay sen misin bunu yapan! 186 kişilik bir imza grubu hemen kollarını sıvadı, sanki bir suç işlenmişçesine ayağa kalktı, günlerdir kamuoyunda bir bardak suda fırtına koparıyorlar.
Öyle absürt iddialar ortaya atılıyor ki, çocukların pedagojik gelişimini siyasetin göbeğine meze yapıyorlar. Bir yorumda, laikliği savunanların "din düşmanı" gibi gösterilerek CHP’ye kayacak oyların engellenmek istendiği iddia ediliyor.
Buradan açıkça sormak lazım: Siz küçücük bir manevi etkinliği "laiklik elden gidiyor" çığlıklarıyla din düşmanlığına evirirseniz, kahir ekseriyeti Müslüman olan bu toplumda nasıl karşılık bulmayı bekliyorsunuz? Bu azınlık ama gürültücü kitle, CHP gibi köklü bir partinin yakasına yapışmış bir kamburdur. Parti içindeki büyük bir kesimin bu durumdan rahatsız olduğunu biliyoruz ancak bu çığırtkanların sesi sağduyulu sesleri bastırıyor. CHP, üzerine yapışan bu "yıllara sari" din düşmanlığı kirini temizlemek zorundadır. Eğer bu imzacıların partiyle bir bağı yoksa, "Bizimle alakaları yoktur" diyerek net bir çizgi çekmelidirler.
Şunu bir kez daha kalın çizgilerle çizelim: Laikliği doğru anlarsanız, onu dinin karşısında değil, bizzat dinin içinde bulursunuz. Bakınız vahy-i ilahi ne diyor:
“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır.” (Bakara, 2:256) “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” (Kâfirûn, 109/6)
Bu ayetler, laikliği doğru anlayanlar için gerçek hürriyetin adresidir.
İkinci bir nakaratları da şu: "Küçük çocukların kafasına dini yerleştiriyorsunuz." Elbette yerleştireceğiz! Atalarımız boşuna "Ağaç yaşken eğilir" dememiş. Bir çocuk piyano kursuna, yabancı dil kursuna, sanat atölyesine gönderildiğinde "çağdaşlık" oluyor da; kendi kültürünü, inancını, geleneğini öğrenmesi için kursa gitmesi neden "sakınca" oluyor?
Artık bilim dünyası bile eğitimin anne karnında başladığını kabul ediyor. Çocuk okuyarak değil, görerek öğrenir. Anne-baba kitap okuyorsa çocuk okur, anne-baba dürüstse çocuk dürüst olur. Okullarda fizik, kimya, matematik nasıl öğretiliyorsa; bu toplumun mayası olan dinin ve geleneklerin öğretilmesinde de hiçbir sakınca yoktur, aksine büyük fayda vardır.
Tabi bu projeler ne zaman hayata geçse, ağustos böceği misali bu din düşmanı "salyangoz satıcıları" ya da öbür uçtaki din istismarcıları hemen ortaya çıkıyor. Bir yanda laiklik maskesiyle dine saldıranlar, diğer yanda "Selefi Andı" okutan terör odaklı yapılar... Her ikisine de dikkat etmek, her ikisine de geçit vermemek lazım.
Bu ülkede ister laik olun, ister ateist; bir şekilde İslam diniyle bağ kurmamak mümkün değildir. Bugün dine en sert eleştirileri yöneltenler bile, bir yakınının cenazesinde ya da günün sonunda kendi tabutunda, o çok eleştirdikleri caminin musalla taşına yaslanıyorlar.
İslam cihanşümuldür; bu yüzden din tacirlerinin de, din istismarcılarının da, din düşmanlarının da iştahını kabartır. Diyanet İşleri Başkanlığının asıl görevi de tam burada başlar: Dini asıl kaynaklarından halka ulaştırmak ve meydanı bu çığırtkanlara bırakmamak.
Toplum olarak her meseleye doğru perspektiften bakmayı öğrenmeliyiz. Yeni İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi göreve geldiğinde ne konuşuldu? "Hafızlık birincisi" olması... Bir taraf bunu laikliğe aykırı bulup saldırdı, diğer taraf ise "Bak, hafız bakan geldi" diye sevindi.
Oysa hafızlık, sesi ve kelamı güzel olan her vatandaşın ulaşabileceği kıymetli ama bir o kadar da kişisel bir başarıdır. Bir İlahiyatçı için bu bir şart olabilir ama bir İçişleri Bakanı için asıl bakılması gereken yer liyakattır. Sayın Mustafa Çiftçi; Siyasal Bilgiler’i bitirmiş, Hukuk’u bitirmiş, İlahiyat’ı bitirmiş, hepsini derecelerle tamamlayıp üzerine yüksek lisanslar yapmış bir isim. Kimse bu devasa akademik başarıyı ve devlet adamlığı tecrübesini konuşmuyor, herkes "hafızlık birinciliğine" takılmış durumda.
Sonuç olarak; İşte "doğru yerden bakmak" dediğimiz budur. Bir yönetici için bu donanımlara sahip olmak bir Müslüman yönetici için iftihar vesilesidir. Okullardaki bu Ramazan etkinlikleri ve maneviyat odaklı projeler, bu ülkenin geleceği için hayati bir hamledir. Eksikleri olanlar eleştirilebilir ama kökten reddetmek bu millete ihanettir. Bu projeyi yürütenleri yürekten tebrik ediyorum; siz büyük bir açığı kapatıyorsunuz, biz de bu davanın ve projelerin arkasındayız