MEHMET CEYLAN

Tarih: 02.03.2026 06:41

MANEVİ AÇLIĞIN DİJİTAL YANSIMASI: “ALLAH” KELAMININ GÜCÜ

Facebook Twitter Linked-in

Uzun yıllardır dünya insanlığı, ciddi bir maddi zenginleşmeye ve teknolojinin sunduğu sayısız nimete rağmen, derin bir mutsuzluğun pençesinde kıvranıyor. Yapılan araştırmalar ve toplumsal gözlemler bu durumu ayân beyan ortaya koyuyor. Düşünce insanları, ilim ve irfan ehli ile fikir adamları, modern insanın yaşadığı bu kronik huzursuzluğun temel sebebinin “manevi açlık” olduğu konusunda hemfikir.

Popüler kültürün dayattığı, yerli ve yabancı pek çok şarkı “trend” listelerini altüst etse de, çoğu insanın ruhuna temas etmekten uzak kalıyor. Sadece nefse hitap eden bu geçici akımlar, insandaki manevi boşluğu dolduramadığı gibi, psikolojik buhranları, şiddet vakalarını ve ne yazık ki intihar oranlarını da artırıyor.

Fenomenlik Hevesinden Gönüllere Hizmete

Samsun’un bir mahallesinde, mütevazı koşullarda yaşayan Celal Karatüre’nin hikayesi, bu manevi boşluğun ne denli büyük olduğunun kanıtı niteliğinde. Sosyal medyada bir fenomen olma niyetiyle yola çıkan Karatüre, seslendirdiği ilahilerle bir anda dünya çapında milyonlara ulaştı:

“Kâbe'de hacılar 'Hu' der, Allah / Yer gök inim inim iniler, Allah / Melekler defteri yeniler, Allah / İzin ver de Kâbe'ni görelim, Allah...”

“Al eline kalemi, yaz Allah’ın adını -  Çekmeyenler ne bilsin, zikrullahın tadını - İlla hu, emen hu, gani gani gani mevlam hu”

Aslında bu ilahiler daha önce defalarca, farklı ortamlarda ve profesyonel programlarda seslendirilmişti. Ancak bugüne kadar hiç bu kadar geniş bir kitleye, bu denli hızla ulaşmamıştı. Celal Karatüre’nin bu küresel etkileşiminin ardında üç temel sebep yatıyor:

  1. Manevi Atmosfer: Paylaşımların Ramazan ayının iklimine denk gelmesi.
  2. Doğallık: Hiçbir yapay prodüksiyona, ışığa veya kurguya ihtiyaç duymadan, olduğu gibi sunulması.
  3. Sadelik: Karmaşık olmayan, ruhun doğrudan anlayabileceği bir kısalıkta ve özlükte olması.

Sanatın Doğru Sunumu ve Etkisi

Yeniden Milli Mücadele Mecmuası’nın sanat sayfasında unutulmaz bir ibare vardır: “Sanat, ideolojinin estetik hüviyet kazanmasıdır.” Eğer inancınızı, düşüncenizi ve değerlerinizi doğru bir estetikle sunarsanız, tüm dünyaya bir anda istediğiniz hakikati söylettirebilirsiniz.

Yıllardır sinema, tiyatro ve müziğin insanları yozlaştırdığından şikayet eden mütedeyyin kesim için bu olay, aslında bir cevaptır. Nefse hoş gelen, isyana ve serseriliğe sürükleyen içeriklere “sanat” diyerek sahip çıkanlara karşın; Samsun’dan çıkan bir roman yani halk deyimiyle çingene bir vatandaşımız, tüm dünyaya “Allah” dedirtmeyi başarmıştır.

Daha da ilginci; yüksek bütçeli yapımların hitap ettiği kitle sınırlı kalırken, bu samimi sesleniş Müslümanından Hristiyanına, hatta ateistine kadar herkesin diline pelesenk oldu. Ramazan’ın manevi iklimi, bu samimiyet köprüsüyle tüm dünyayı sardı.

Sonuç: Sözün Sürdürülebilirliği

Meşhur bir rivayettir; Japonya’nın bir dönem din seçimi için büyük bir organizasyon yaptığı anlatılır. İslamiyet seçilmek üzereyken, temsilci bilim adamının sokağa tükürmesi üzerine Japonların “Söylediği gibi yaşanmayan bir din kabul edilemez” diyerek vazgeçtiği söylenir. Bu kıssanın bize verdiği mesaj açıktır: Söylenenlerin yaşanması ve sürdürülmesi esastır.

Manevi boşlukla boğuşan, maddi zenginlikle mutlu olmaya çalışan ama aradığını bulamayan insanlık; bir anda kalbine dokunan birkaç satırla huzur buldu. Herkesin diline bir şekilde "Allah" kelamı değdi. Şimdi asıl mesele, bu esintiyi bir fırtınaya dönüştürebilmektir. İslam’ın temsilcileri olan bizlerin görevi; adaleti, ahlakı ve hizmeti sadece dilde bırakmayıp, salih amellerle hayatımıza yedirmektir. Aksi halde bu güzel gelişme, sadece gelip geçici bir rüzgar olarak kalacaktır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —