DR. KADİR ÇETİN

Tarih: 10.01.2026 22:28

MADURO GİDER, HUKUKSUZLUK KALIR

Facebook Twitter Linked-in

Venezuela bugün dünya petrol rezervlerinin %20’sime sahipken ve nadir elementler yönünden de oldukça zengin olmasına rağmen yıkılmış bir ülkeyse, bunun mimarlarından biri de N. Maduro olabilir. 

Yanlış ekonomik tercihler, muhaliflerine baskı, şeffaf olmayan yönetim ve kronik soygun düzeni Venezuela’yı çökertmiş, milyonlarca insanı ülkesinden kaçmaya zorlamıştır. Bu gerçekler inkâr edilemez.

Ancak bu gerçekler, başka bir devletin, hele ki dünyanın en büyük askeri gücünün, Venezuela’ya saldırmasını, egemenliğin sembolü olan devlet başkanını kaçırmasını ve ülkenin kaderine zorla el koymasını asla meşrulaştırmaz.

Bunun altını kalın kalın çizmek gerekir…

Maduro’nun hesabını ABD-Washington değil, Venezuela halkı sorar. ABD’nin yaptığı tek kelimeyle “haydutluk” ve “emperyal sömürgeciliktir.”

Bugün ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırgan tutumu, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni, devletlerin egemen eşitliği ilkesini ve uluslararası hukukun temelini açıkça ayaklar altına almaktadır. 

“İnsan hakları”, “uyuşturucuyla mücadele” ya da “narco-terörizm” gibi süslü kavramlar, ABD’nin yaptığı hukuksuzluğu ve haydutluğu perdelemeye yetmez. Tarih göstermiştir ki bu kavramların, silahların gölgesinde kullanıldığı her örnek, tarihte kan ve kaos üretmiştir.

Bu Bir İlke Meselesidir

Bir ülkenin devlet başkanının, başka bir güç tarafından zorla devre dışı bırakılması -kim olursa olsun, ne yapmış olursa olsun- uluslararası düzenin çöküşünün ilanıdır. Bugün Maduro’ya yapılan, yarın başka bir ülkenin liderine yapılabilir. Hukuk bir kez delindiğinde, o delik sadece “kötüler” için açılmaz.

Bu nedenle mesele Maduro’yu savunmak değildir. Mesele ilkesel bağlamda egemenliği savunmaktır.

Bunu anlayamayanlar ya safça güçlülerin adalet dağıttığına inanıyordur ya da tarihten hiçbir şey öğrenmemiştir.

Tarih Tekerrür Ediyor

Bu senaryoyu daha önce defalarca izledik:

Latin Amerika, Afrika ve Ortadoğu bu “müdahalelerin” mezarlığıdır.

Hepsinde ortak bir hikâye vardır…

Sonuç hep aynı oldu: parçalanmış toplumlar, uluslararası şirketlerce yağmalanan kaynaklar, kalıcı istikrarsızlıklar ve yerel halkın bitmeyen çilesi, yoksulluk...

Venezuela bugün bu zincirin yeni halkasıdır.

“Güç Yoluyla Barış” mı, Güç Yoluyla Boyun Eğdirme mi?

ABD’nin yeni dönemde açıkça dillendirdiği “Güç Yoluyla Barış” (Peace Through Strength) doktrini, barışın değil, gücün kutsandığı bir dünya tasavvurudur. Bu anlayışta hukuk bir engel, egemenlik ise aşılması gereken bir ayrıntıdır. Bu, modern sömürgeciliğin güncellenmiş hâlidir: Tankla değilse bile yaptırımla, darbeyle, tutuklamayla, zorla…

Bu doktrin, yalnızca Venezuela’yı değil, tüm orta ve küçük ölçekli devletleri hedef almaktadır. Monroe Doktrini’ni 21. yüzyıla taşımaya çalışmak ise hukuksal değil, emperyal bir hezeyandır.

ABD’nin bu müdahaleyi Monroe Doktrini’ne dayandırma çabası ise tarihsel ve hukuksal olarak tam bir tutarsızlık ve hezeyandır. 19. yüzyıl emperyal reflekslerini 21. yüzyıl dünyasına taşımak, küresel düzeni kuralsızlığa mahkûm etmektir.

Türkiye ve Diğer Ülkeler İçin Ders Açık

Bu yaşananlardan Türkiye başta olmak üzere tüm ülkelerin çıkarması gereken ders açıktır:
Egemenliğini savunamayan, hukuku sadece kendisi için isteyen her ülke bir gün hedef hâline gelir.

Bugün sessiz kalınan her hukuksuzluk, yarın emsal olarak karşımıza konur. Güçlüye alkış tutanlar, güç kendilerine döndüğünde sığınacak ne hukuk ne ilke ne de ülke bulurlar.

Diğer taraftan Türkiye olarak gerek özel gerekse kamu sektöründe dijital alanda kullandığımız ABD ve İsrail orijinli teknolojik alt yapımız ne kadar güvenlidir? Bu konuda Lübnan’da patlatılan çağrı cihazlarını hatırlatmak isterim…

Sonuç ve Değerlendirme

Maduro, Venezuela’yı mahvetmiş olabilir.

Ama Venezuela’yı kurtarma yetkisi ABD-Washinton’a ait değildir.

Bir ülkenin geleceği, uçak gemilerinden değil, halkın iradesinden doğar. Uluslararası hukuk çiğnenerek kurulan hiçbir “düzen” meşru değildir. 

Bu yüzden Venezuela meselesi bir Latin Amerika krizi değil, küresel bir ilke sınavıdır. Bugün sessiz kalınan her hukuksuzluk, yarın emsal olur.

Güçlünün hukukuna razı olanlar, bir gün hukuksuzluğun hedefi hâline geldiklerinde sığınacak ne hukuk ne liman bulabilir.

Ve bu gidişat, hiç kimse için hayra alamet değildir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —