MEHMET CEYLAN

Tarih: 12.11.2021 10:26

KUTUPLAR SAVAŞI DURMALI

Facebook Twitter Linked-in

Toplumlara en çok zarar veren, yok oluşu hızlandıran, düşmanlık tohumlarının atıldığı dönemler farklılıklara tahammül edilmeyip, toplum kutuplaştırıldığı dönemlerdir.

Aslında herkes çok iyi biliyor ki, dünya tek düze değil, tek tip değildir. Allah isteseydi tüm canlıları en azından sınıf sınıf tek tip yaratır hiç farklılık olmazdı.

Allah yarattıklarını farklı renkte, farklı tipte yaratmış, farklı görüş, düşünce ve inançta olmalarına müsade etmiştir.  

Yüce yaratan bile kendisine inanıp inanmayana, secde edip etmeyene tahammül ederken, yaratılanın kendisinden başkasına tahammül etmeme hakkı var mı?

Yüce yaratan özgürlük ve tahammül sınırlarını geniş tutmuşken, hiç bir yaratılmışın kendinden, farklı fikrinden, kendi düşüncesinden, kendi ırkından olmadı diye ayrıştırma, kutuplaştırma, düşmanlaştırma hakkı yoktur. 

Dünya üzerinde her ırk, her tip, her inanç birlikte yaşamak zorunluluğu vardır. Hiç kimsenin bir diğerini dışlama hakkı yoktur. Varsa suçu cezası hukuk içerisinde hallolmalıdır. 

Siz devlet başkanı, siyasetçi, hakim, savcı, müdür, memur, din adamı, işadamı olabilirsiniz. Dünya nimetlerinden çok fazla yararlananlardan olabilirsiniz ama bir diğer yaratılandan hiç bir zaman üstün değilsiniz.

Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü yoktur.... üstünlük yalnızca takvadadır. 

Özellikle de buna en çok dikkat etmesi gerekenler toplumu yönetenlerdir. Yaratılış gereği toplumlar, yöneten ve yönetilen düzeni içinde yürüyor. Yöneticiye verilen bu ruhsatı iyi kullanmak, büyük bir vebal altında olduğunu bilmek zorundadır. 

Eğer o yönetici yönettiği topluma karşı vazifelerini yerine getirmiyor, yönettiği toplumla arasına büyük mesafeler koyuyorsa, kendi ve çevresinin yaşantısı ile tebasının yaşantısı arasında uçurumlar varsa, bu yaşantısında oluşturduğu zenginliği oturduğu makamdan elde etmişse çok büyük vebal altındadır. Bunun adı açıkça makamında yaptığı bir hırsızlıktır.

Toplumların iaşesinden eğitimine, sağlığından huzuruna kadar yönetici sorumludur. Toplumlar Adalet ve ahlak üzere yönetilmeli, bilgi toplumu olmalıdır. Bilgi toplumu soran sorgulayan toplumlardır.

YÖNETİM SORGULANIR, ELEŞTİRİLİR

Bir toplumda elbette yöneten olacak, yönetmeye talip olanlar olacak, iktidar mücadelesi olacak, hizmet yarışı olacak, iktidarda olanlara karşı muhalefet olacak, ayrı düşüncede ayrı fikirde kişi ve kişiler olacak bu dünya düzeneğinin bir parçasıdır. 

Şu bir gerçek ki, o anki yönetime karşı tüm yönetmeye talip olanlar muhaliftir. Zaten muhalif olmayacaklar, mevcut yönetimi destekleyecek olsalardı kimse ayrı bir kurum oluşturmazdı. Ayrı bir kurum oluşturduğuna göre yönetime talip olmuştur denektir. Yönetime talip olanlarında tüm hedefi yönetimde olanın gitmesidir ki, kendisi yönetime gelebilsin. Bu hedef hiç bir zaman düşmanlık değildir, doğal bir olaydır. 

Bu doğallıklar içinde ne yönetici ne yönetime talip olanlar nede tarafları farklı fikir söylediler diye, veya yapılan bir şeye karşı çıkılmasından dolayı, sorgulamak ve sormasından dolayı siyasetende olsa yalan söyleme hakkı yoktur, eleştirenler de yalancı ilan edilmemelidir. İşte tamda burada kutuplaşma düşmalaştırma başlar. Kutuplar savaşı ateşlenmiş olur. 

Özellikle de yönetenler eleştirilere tahammül gücü yüksek olmalı ki hoşlarına gitmese dahi. Yönetmeye talip iseniz, yönetende olduysanız eleştirilmeye tahammül edeceksiniz, doğal olarak da eleştirileceksiniz. Çünkü icranın başında yöneten vardır. Doğru yapılıyorsa da yanlış yapılıyorsa da yöneten sorumludur  muhalifin sorumluluğu yoktur. Tabi ki, muhaletin sorumluluğu da vardır. Muhalefet doğrunun yanında olmak, yanlış olanı tespit edip açıkça karşısında olmak uyarıcı olmak zorundadır.

Bir örnek verecek olursak; Köprü yapılması doğru bir olaydır. Fakat körünün yapılması öncelikli mi, değil mi sorgulanabilir. Köprü garanti para ile işletilmesi sorgulanabilir ve yanlış olduğu söylenebilir bunu söylemek düşman anlamına, yapılan işe karşı olmak anlamına gelmez. 

TÜRK SİYASETİNDE GELDİĞİMİZ NOKTA BU...

İşte ülkemizde geldiğimiz son nokta bu. İktidar ve muhalefet neredeyse bir birine düşman kutuplar olarak bakar duruma geldi. Hatta o kadar ileri gidiyor ki, yalan söylemeler, birbirini tahrik etmeler, iftira atmalar tahammülsüzlük aldı başını gidiyor. Hepimizin yüzünün kızaracağı, hicap duyacağımız, biz ne zaman bu hale geldik? Diye kendi kendimize soracağımız konularda bile açık aramaya ve ahlaksızca düşmanca saldırı başlıyor. 

İktidar olmanın da muhalefet olmanın da yani siyaset yapmanın bir ahlakı olmalı. Eğer ahlak kuralları dışına taşarsak ne milli menfaat kalır, ne millet kalır, birbirini yiyen düşman olan kutuplu bir toplum olur.

Artık milli menfaatlerimiz için bu kutuplaşma savaşı bitirilmeli. Böyle bir savaş ülkemize de toplumumuza da büyük yaralar açar, açıyor da.

Bu konuda en büyük görev iktidarı elinde bulunduranlara düşüyor. Nasıl ki ailenin korunması babanın görevi ise devletin, ülkenin, toplumun babası da iktidarı elinde bulunduranlarındır, korumak zorundadır.

Devletin bir sistemi vardır. İktidar olanlar kendilerini, bulundukları kurumu devlet gibi görüp kendisine karşı muhalefet yapanları devlet düşmanı gibi görme hakları da yoktur. Muhalefet de elbette eleştirecek ama saygı ve nezaket kuralları içinde kalacaktır.

Sorgulanmayacak tek kelam Allah kelamı olduğuna göre iktidar elbette sorgulanacak, iktidarı elinde bulunduranlar sorgulanacak, eleştirilecektir. Eleştirdi, sorguladı diye kimseyi dışlama düşmanlaştırma hakkı kimseye verilemez. 

Bu konuda görev iktidarı elinde bulunduranlarındır. Fikir farklı, düşünce farklı, sevmiyor olabilirsin ama birlikte yönetmek zorunluluğu var, yöneticiysen bunu yapacaksın. Ülkenin yöneticileri herkese aynı şekilde adaletli eşit davranmak zorunluluğu vardır. Devletin başındaki, hatta yerel yönetimlerde ki yöneticiler bile parti ağzıyla konuşma hakları yoktur. O yöneticiler bağlı bulundukları parti rozetlerini çıkarmak zorundadırlar. Ülke üzerinde milli menfaatler olduğu zaman hiç kimsenin bencil davranma hakkı olamaz. Eğer yöneten kendinden başkasını tanımaz, bencil olursa gelecek zamanda devlet büyük yara alır, o devleti zor günler bekler...

Milli menfaatler gereği bu kutuplaşma savaşına bir son verilmeli, bir dur denilmelidir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —