Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik
Özcan KARTAL

Özcan KARTAL

Tarih: 29.05.2026 06:28

KAYBOLAN İNSANLIK

Facebook Twitter Linked-in

İnsanın zaman içindeki yolculuğu; dün, bugün ve yarın çizgisinde bitimsiz bir devinimle sürüp gidiyor. Semavi dinlerin ortak yaradılış öyküsünde hayat; bir tercih, bir yasak ve nihayetinde bir sürgünle başlar. Adem ile Havva’nın o meşhur yasak meyveye uzanışı, cennetten kopuşun ilk adımıdır. Peki, asırlardır süregelen bunca hastalık, bunca ölüm ve açlıktan kırılan kıtalar... Sahiden hepsi sadece bir elmanın bedeli mi?

İnsanoğlu, yaşamı kolaylaştırmak adına önce ateşi evcilleştirip ısındı; sonra tekerleği icat edip mesafeleri dize getirdi. Lakin tekerlek, beraberinde sadece hızı değil, devasa hasretleri de getirdi. Tren garında, vapur iskelesinde sallanan her mendil, bir yanımızı gurbete bağladı. Oysa en büyük uzak ne Çin’di ne de Afrika; en ulaşılamaz mesafe, kendi yüreklerimiz arasındaki o uçurum oldu.

Sonra demiri buldu âdemoğlu. Ah o Demir Çağı! Tarihin en karanlık, en kanlı sayfası... Kaba demir önce kılıca, sonra mermiye, bugün ise akıllı füzelere dönüştü. Yaşamı kolaylaştırmak için dövülen o maden, bugün dünyayı koca bir kan gölüne çeviren teknolojik canavarların atası oldu.

Eskiler, aşkın o öngörülemez doğasını Eros’un oklarına yüklemişti. Eros, kimi hedef alsa yürek oradan tutuşurdu. Lakin bugün Eros ya çok yoruldu ya da oklarını artık rastgele, fütursuzca fırlatıyor. Öyle ki, modern dünyanın karmaşasında aşkın adı bile değişti: "İlişki durumu karmaşık." Sosyal medyanın sığ sularında boğulan duygular, artık bir ok darbesiyle değil, bir ekran kaydırmasıyla yok olup gidiyor.

Pusulayı bulduk ama yönümüzü fena halde şaşırdık. Yarattığımız silahlarla önce doğayı ve hayvanları, sonra da birbirimizi avladık. Öldürmek; bu modern bilişim çağında bile, toplumların genetiğine işlemiş, vazgeçilemez bir "yaşam biçimi" haline geldi. Bilim, insana ışık ve enerji olsun diye atomu parçaladı. Ne acı ki o muazzam güç, Hiroşima ve Nagazaki’de yüz binlerin son nefesi oldu. Bu büyük mahcubiyetle Einstein, tarihe geçecek o günah çıkartmayı yaptı:

"Atomu parçaladık ama insanların önyargılarını parçalamak neredeyse imkansız."

Açgözlü ve doyumsuz âdemoğlu, o ilk elmanın tadında durmadı. Birbirini yedi, birer canavara dönüştü. Lidyalılar parayı buldu; keşke bulmaz olsalardı. Para, günümüz dünyasının tek tanrısı haline gelmiş durumda. Lazerden cep telefonuna, bilgisayardan yapay zekaya kadar sayısız buluş... Bugünün icatları, geçmişin masum meraklarını gölgede bırakıyor. Artık sadece maddeyle değil, canlının tohumuyla, insanın genetiğiyle, varoluşun özüyle oynuyorlar. Küresel kartellerin laboratuvarlarında üretilen salgınlar; milyarlarca insanı birer kobaya, dünyayı ise dev bir deney alanına çevirdi. Tek bir amaç var: İnsanı, iradesi alınmış bir "tüketim kölesine" dönüştürmek.

Göz göze gelmekten korkar olduk; ekranların soğuk ışığında, sahte kalabalıkların içinde yapayalnız kaldık. Merhamet, artık sadece bir sosyal medya etiketi; vicdan ise klavye tuşları arasına sıkışmış bir duygu seli. Ruhumuzu dijital birer veriye dönüştürürken, birbirimizin gözündeki o kadim ışığı, o hesapsız dostluğu ve karşılıksız sevgiyi kurban ettik. İlerledikçe eksildik, buldukça kaybettik.

Rengi, ırkı, inancı ne olursa olsun; onuruyla yaşamak, dünyaya gelen her ruhun en kutsal hakkıdır. Oysa önce suyumuzu aldılar elimizden; kirletip şişelere koydular ve bize geri sattılar. Gıdamızın kimyasını bozdular, toprağın bereketine zehir kattılar. Doğayı birer birer kopardılar ruhumuzdan. Şimdi yeşil bir ağaca, berrak akan bir ırmağa, mavi bir gökyüzüne hasretiz.

 

Mis gibi toprak kokan o yağmurlara,

Ihlamur ve leylak kokan o eski kent akşamlarına,

En çok da o saf "insanlığa" hasretiz.

Sahi, öldü mü o?

Sesi soluğu kesildi.

Hiç haber alamıyoruz.

Hoşçakalın sevgiyle kalın.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —