Hemen hepsi aynı dönemde yaşamış dört Said Paşa vardır… Bunları birbirinden ayırmak için , lakaplarıyla ifade edilmişlerdir.
Eğinli Said Paşa , Büyük Said Paşa veya İngiliz Said Paşa , 1875 ‘de Tophane-i Âmire’de Tecrübe Dairesi Reisidir. Gerek Alman Krupp toplarının gerekse Tophane-i Âmire’de üretilen topların tecrübesini yapmaktadır. 1876 yılında , V. Murad’ın artık tedavisi güç akıl hastalığına düçâr olması üzerine, bilhassa Midhat Paşa II. Abdülhamid’le görüşerek, Kanun-î Esâsi ve Meşrutiyet ilanı üzerine söz verirse, kendisinin tahta geçirileceğini teklif eder. Abdülhamid bu teklifi kabul eder. Bu aşamada Abdülhamid , Mabeyinci Yusuf Bey ile Emin Efendi’yi tahta oturmasından on gün önce , Said Paşa’ya gönderir. Kendisinin tahta geçeceğini söyleyerek, Said Paşa’yı da Mâbeyn Başkâtibi olarak, görevlendirmek istediğini iletir. Bu teklife Said Paşa , “ Mabeyn’in Sarayın “uyuz” bir uzvu olduğunu söyleyerek, kendisinin de o göreve gelmesiyle uyuz olacağını mazeret göstererek , mümkünse şu anki görevinde hizmet etmesine izin verilmesini söyler. Abdülhamid tekrar haber göndererek , kendisinin de Devletin aksak olan çarklarının düzeltilmesi taraftarı olduğundan, düzeltmek üzere bu görevi kabulünü ister. Said Paşa, Başkâtiplik yerine “Mabeyin Feriki” olarak görevi kabul edebileceğini bildirir. Bunun üzerine 31 Ağustos 1876 günü Abdülhamid’in tahta çıktığı gün, Mabeyin Feriki olarak göreve başlar. Eğinli Said Paşa , aynı gün günlük tutmaya başlar. Bu günlüğüne “Jurnal” adını verir.
II. Abdülhamid’den bol ihsanlar ve taltifler görmüştür. Midhat Paşa’nın Avrupa’ya sürgününü tereyağından kıl çeker gibi sessiz sedasız başarmasını tafsilatlı olarak hatıratında , anlatır. Ertesi gün Abdülhamid’in kendisine 50.000 kuruş ihsan-ı şahanede bulunuşunu da…
Abdülhamid ile olan bu güzel ilişkileri 20 Mayıs 1878 deki Ali Suavi Vak’asına kadar, sorunsuzdur. Malum Ali Suavi, Balkanlardan savaş bozgunu olarak gelen , başta Ayasofya Camii olmak üzere Camilerde yatıp kalkan 300-400 kişiyle Çırağan Sarayı’nı basarak oradaki 5. Murad’ı tahta çıkarmak girişiminde bulunur. İçerideki çatışmada 23 ölü ve 15 yaralı ile biten bu baskında , Beşiktaş Muhafızı Yedi-Sekiz Hasan Paşa, elindeki sopayı Ali Suavi’nin başına indirir. Ölenlerden biri de, Ali Suavi’dir.
Çırağan Sarayından silah sesleri, Yıldız Sarayında da işitilir. Bu arada Sultan Abdülhamid, Rus Sefaret Tercümanı ile Sarayda görüşme halindedir. Yanlarında Said Paşa ‘da vardır. Tüfekçibaşılardan Tahir Ağa , işaretle Eğinli Said Paşa’yı çağırır. Said Paşa dışarı çıkınca ona Çırağan Sarayından silah sesleri geldiğini haber verir. Said Paşa , bir süre dışarıyı dinlerse de her hangi bir ses duyulmaz. Tahir Ağa’ya “Sen bunlara karışma “ diyerek başından savar. Olaydan sonra Tahir Ağa bunu Sultan Abdülhamid’e haber verir.
Bir çok kimse, Ali Suavi’yi Sultan Abdülhamid’e önerdiği için, Said Paşa’nın gözden düştüğünü söylüyorsa da, gerçek , Tahir Ağa’nın Sultana anlattığıdır ki, Abdülhamid’in , Onun hakkındaki şüphe ve evhamını uyandırdığıdır.
Bundan sonra, Ankara, Kastamonu, Halep ve en son Konya Valiliğiyle İstanbul’dan uzaklaştırılır. Konya’dan da Mamuratülaziz (Elazığ) Valiliğine gönderilmek istenirse de istifa edeceğini söyleyerek gitmez. Selamlık Resmî Alisiyle görevlendirilerek İstanbul’ gelir.
Konya Valisi iken kendisinin Topçu olduğunu , bunun imalatı konusunda eğitim alması hasebiyle, alakası olmayan Valilik göreviyle tavzifinin isabetsiz olduğundan yakınır. Hafif tertip , Abdülhamid’in kendisine zulmettiğini söyler.
Said Paşa 21 Şubat 1896 da vefat ettiğinde II. Abdülhamid tahttadır. Tamamı 7 defterden oluşan bu hatırattan daha sonraki yıllarda , Sultan Abdülhamid’i eleştirildiği kısımları yakar.
Torunu Nazan Danişmend , ilk iki defteri “Türklük” dergisinde neşreder. Tamamı olan 7 defteri latin harfleriyle tercümeye ne yazık ki ömrü feva etmez. Genç yaşta beyin tümörü onu hayattan koparır.
( Devam Edecek )
ibrahimyildirim_99@hotmail.com