Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik Doğrudan Yana Taraf
İBRAHİM YILDIRIM

İBRAHİM YILDIRIM

Tarih: 31.07.2021 09:05

İBRETLİK BİR HATIRA ; “hatırladıklarım”

Facebook Twitter Linked-in

Tarihi Tecrübesi çok zengin bir milletiz. Öyleyiz ama,geçmişten ibret alıyor muyuz? Bugün sizlere ibretamiz bir hatıra nakledeceğim. Hatıra Zekeriya Sertel’den. 25 senesini ülkeye giremeden hariçte , ülke hasretiyle geçirmiş,komünistbilinen aslında komünizmi de benimsememiş birinden… Buyurunuz:

"Balkan Harbi"

Böylece 1 5 Kasım 1912'de ilk Balkan Harbi başladı. Savaşa önce Bulgarlar başladı. Aralarındaki anlaşma gereğince arkadan Sırplar ve Yunanlılar harbe girdiler. Ordumuz hazırlıksızdı. Politika

kavgaları içinde dağınık ve düşkün bir haldeydik. Trablus'ta İtalyanlara yenilmiştik. Girit'i kurtaramamıştık. Balkan Harbi'nde de yenilmemiz kaçınılmaz bir şeydi. Daha ilk günlerde

ordumuz aczini ortaya koydu, bütün cephelerde Osmanlı kuvvetleri geri çekiliyordu. Her gün cepheden gerileme ve yenilme haberleri geliyordu. Şehirde halk üzüntü ve endişe içindeydi.

Yunan ordusunun Selanik'e kadar uzanarak şehri işgal etmesi tehlikesi günden güne artıyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun Rumeli' de çatırdayarak çökmekte olduğu görülüyordu. Düşman

Karaferiye şehrine kadar gelmişti. Selanik artık düşman tehdidi altına girmişti.

İşte o günlerden birinde o vaktin Selanik valisi Nazım Paşa gazetecileri vilayet konağına çağırdı. Öğleden sonra saat üç sularında vilayete gittik. İhtiyar vali bizi konağın geniş salonunda kabul

etti. Uzun boylu, beyaz sakallı, güleryüzlü, sevimli bir ihtiyardı.

- Çocuklar, dedi, sizleri bir müjdeli haber için çağırdım. Hepimiz merakla gözlerimizi Paşa'ya dikmiştik. Bu ümitsiz günlerde müjdeli bir haber, beklenmedik bir şeydi. O, sözüne devam etti:

- Limanda bulunan "Peyki Satvet" muhribini Kavadar'agönderdim. Orada denizden düşmanın yolunu keseceğiz. Hepimiz şaşkınlıkla birbirimize bakıştık. Kavadar deniz kenarında değil, Manastır vilayeti hududunda küçük bir kasabaydı. Anlaşılan muhrip Kavala'ya gönderilmişti. Vali Kavala ile Kavadar'ı

birbirine karıştırıyordu. Sonra cepheye gönderdiğini bildirdiği muhrip yıllarca limandan çıkmamış, altını midye kaplamış, köhne bir şeydi. Harp kabiliyeti olmayan bir tekneydi. Paşa bu birinci müjdeyi, heyecan verici ikinci bir haberle tamamladı:

- Düşman Karaferiye' de bozguna uğratıldı. Elli bin kişi esir edildi. Bu esirler yarın sabah trenlerle şehrimize getirilecektir. Halka müjdeleyin. İstasyona gidip karşılasınlar. Bu, inanılmayacak kadar abartılmış görünen habere sevindik. Çünkü buna ihtiyacımız vardı. Halk böyle bir habere susamıştı.

Validen ayrılır ayrılmaz koşa koşa matbaalarımıza döndük. O gün hemen olağanüstü yayın yaparak büyük puntolarla bu haberi halka bildirdik. Ertesi sabah da istasyona gidip esirleri karşılamalarını tavsiye ettik. Ertesi gün biz de erkenden istasyondaydık. Heyecanla esirleri getirecek treni bekliyorduk. İstasyon ve çevresi kalabalık halk yığınlarıyla dolmuştu. Herkes çeşitli yorumlar yapıyor, felaketten kurtulmuş gibi seviniyordu. Bir süre sonra uzaktan tren gözüktü. Halk arasında bir alkış tufanı koptu. Tren, alkışlar ve sevinç naraları arasında süzülerek istasyona girdi. Hepimizin gözleri

pencerelerde. Fakat pencerelerde Yunan kasketleri ve Yunan süngüleri uzanıyordu. Beklediğimiz elli bin esir yerine, elli bin Yunan askeri gelmişti. Vagonlar boşalıp da istasyon meydanı Yunan askeriyle dolunca hepimiz şaşkına döndük. Başlarımız öne düştü. Gözyaşları içinde geri döndük. Yunan askeri saf halinde istasyondan şehrin içine yürüyordu. Biz onlara bakmaya bile cesaret edemiyorduk. Yüreklerimiz burkuluyordu. Gözlerimiz yaşlıydı. Halk da yüreğinden vurulmuştu. Bu sırada Yunan saflarından bir ses yükseldi:

- Zekeriya . . . Zekeriya . . .

Başımı çevirip baktım, yürüyüş halinde bulunan bir Yunan kıt'asının tam ortasında bir Yunan askeri, başlığını sallayarakbana sesleniyordu:

- Ben sana, Selanik' e geleceğiz, burasını alacağız, demedim miydi? İşte görüyorsun ki, buradayız.

Bu, Selanik ldadisi'nde (lise) okurken benim sınıfta bulunan bir Rum arkadaştı. Yunan ordusuna gönüllü olarak girmişti. İşte Selanik'e de fatih olarak giriyordu. Ve bunu bana göstermekten

sonsuz bir zevk alıyordu. O anda düşman işgalinin azabını bütün kuvvetiyle duydum. Bu yabancı çizmeler sanki yolda değil, yüreklerimiz üzerinde yürüyordu. Selanik'i kaybetmiştik.

Rumeli'yi kaybetmiştik. Osmanlı 1mparatorluğu'nun bu kangren olmuş parçası, koparılıp alınmıştı.

(Zekeriya Sertel –Hatırladıklarım , sayfa : 41-42)

ibrahimyildirim_99@hotmail.com

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —