Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik Doğrudan Yana Taraf
İBRAHİM YILDIRIM

İBRAHİM YILDIRIM

Tarih: 10.09.2021 10:02

HÜRRİYET BAYRAMI

Facebook Twitter Linked-in

II. Meşrutiyetin ilanı olan 23 Temmuz 1908 tarihi 1935 yılına kadar Hürriyet Bayramı olarak kutlandı. Ancak, 1935 de bunun Osmanlı’dan kalma bir bayram olması nedeniyle bayram olmaktan çıkarıldı. Ancak II. Meşrutiyet’in meydana getirdiği özgürlük nedeniyle ,  gerek Avrupa’da gerek Taif’te sürgün olanlar İstanbul’a dönmeye başladılar.

23 Temmuz 1908 de Meşrutiyetin ilanından sonra, İstanbul’a gelen Fahri bey, kendisi gibi yurtdışında yaşamını sürdürmüş, Jön Türklerle birlikte bulunmuş Midhat Paşa’nın oğlu Ali Haydar Midhat da İstanbul’ gelmiştir. Bundan sonrasını Ali Midhat’ın kaleminden nakledeyim :

“O sıralarda, menfadan avdet etmiş olan Abdülaziz’in eski mabeyincisi Fahri Bey, bir gün beni görmeye gelmişti. Fahri Bey, Sultan Aziz vakasından dolayı Taif’te menfi olarak bulunanlardan olup, son nefesine kadar Midhat Paşa’nın yanında kalmış olanlardan biriydi. “

“Ben bir dava açmak niyetindeyim. Abdülaziz’in öldürülmediğini , kendisi intihar etmiş olduğunu ispat edeceğim. Yıldız Mahkemesi tarafından verilen hükm-ü batılı iptal ettirerek , Midhat Paşa ile arkadaşlarının beraatını talep edeceğim” dedi”

“Fahri Bey , hamiyetli , namuslu ve dürüst bir zattı. Taif’te pek çok azap ve işkence çekmişti. Böyle bir fikre taraftar olmamak elimden gelmezdi. “

“Sultan Abdülaziz, memleketi 200 milyon altın lira borca sokan Mahmud Nedim Paşa gibi adamların hüküm sürmesine ve Rus Sefiri İgnatiyef’in her dilediğini yapmasına meydan vermiş bir padişahtı. Hele son senelerinde , istibdadını delilik dercesine vardırmıştı. Durmadan koçlar, horozlar döğüştürür, kazananların boynuna nişanlar takardı. Sokakta hamallara tesadüf eder , “Millet dediğiniz bunlar mıdır?” diye alay ederdi. Böyle bir hükümdarın yüzünden ortaya çıkan katil veya intihar davasının amelî bir manası kalmamıştı ; tarih hükmünü vermişti. Bununla beraber yukarıda da dediğim gibi, Fahri Bey kıymetinde bir zatın böyle bir davayı yürütmesini kabulden başka bir şey yapamazdım.”

“Bu fikir ortaya atılır atılmaz , başta Yusuf İzzeddin olmak üzere, hanedan-ı saltanat derhal ayaklandı. “İş saltanat hukukuna dokunuyor. Hanedana hürmet kalmıyor” diye V. Sultan Mehmed iz’aca   başlanarak , dava tasavvurunun önüne geçilmeye çalışıldı. Bu yüzden tazyik karşısında kalan Dahiliye Nazırı Talat Bey ve hükumet, davanın görülmesine mani olacak vaziyet alarak, mesele har zamanın yektası ve mürşidi olan o zaman Adliye Nazırı olan Necmeddin Molla Bey’e havale edildi.”

“O sırada Veliaht bulunan Yusuf İzzeddin Efendi , babasının öldürülmediğini, kendi kendini öldürdüğüne dair Avrupa Gazetelerine bir mülakat vermişti. Eğer bunu açıkça söylerse , belki davaya lüzum kalmaz mülahazasıyla kendisini ziyarete karar verdim. “

“Yusuf İzzeddin büyük bir azametle bana şunları söyledi :”

“Benim babam büyük bir padişahtı. Hal’ edildikten sonra , artık yaşayamazdı. İntihar onun için bir şereftir. Kendisini hal’ etmek tamiri gayr-i kâbil bir kabahatti.”

“Ben de bunun üzerine şu cevabı vermek mecburiyetinde kaldım.,

“Babanız , memleket ve millet haini olan Mahmud Nedim Paşa gibi bir adamı dinlememiş olsaydı, kimse kendini hal’ etmezdi.”

“Bu mülakattan sonra Talat Bey beni , Dahiliye Nezaretine çağırarak , “Bu davadan vaz geçiniz. Veliaht bu yüzden durmadan padişahı rahatsız edip duruyor. Avrupa gazetelerinde de fena akisler yapıyor” dedi.”

“İşe teşebbüs eden ben olmadığımı kendisine anlattıktan sonra, hükumetin bu nokta-i nazarının teşebbüs sahibi Fahri Bey’e bildirilmesini arz ettim.” 

Talat Bey’in Fahri Beyle görüşüp görüşmediği bilinmiyor. Muhtemelen, bu görüşmeler, elinizdeki “İade-i Muhakeme Layihası”nın hazırlanıp Avukat Hrisantos Tomaidis tarafından imzalandığının  duyulmasından sonra olmalıdır. Bilinen o ki bu layiha kağıt üzerinde kalmış ve “İade-i Mahkeme” açılmamıştır. [1]

Fahri Bey’in hatıratını yazdığı da biliniyordu. Nitekim Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı 1950 de basılan “Midhat Paşa ve Taif Mahkumları” adlı kitabında : “Fahri Bey 1337 (1921) senesi sonlarında,  refikası Tirendaz Hanım da kendisinden az sonra vefat etmişlerdir. Fahri Bey’in kızı Fahriye Hanım ve oğlu Fahreddin Bey’den torunları vardır. Bir kızı da Ferhunde Hanım’dı. Fahri Bey’in hâtırâtı olduğu şâyi ise de henüz neşredilmemiştir” dediği hatıratı , Fahri Bey’in torunu Fahir Şeren , Türk Tarih Kurumuna bağışlamış ve merhum Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal tarafından ancak 1968 de “İBRETNÜMA, Mabeyinci Fahri Bey’in Hatıraları ve İlgili Bazı Belgeler” adıyla Türk okuyucusunun istifadesine sunulabilmiştir.

Okuyucularımızın ve Tarihle ilgilenenlerin bu eseri de okumaları şayan-ı tavsiyedir.

1] Bu layiha, tarafımca , yeni alfabe ile sadeleştirildi. Basıma hazır halde olup, bir sponsor bulunduğunda kisve-i tâb’a (kitap elbisesine )  bürüneceği günü beklemektedir.

ibrahimyildirim_99@hotmail.com


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —