DR. KADİR ÇETİN

Tarih: 07.02.2026 09:03

HUKUK DEVLETİ VE “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİNİN ÇIKMAZLARI

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yıllardır terörle mücadeleyi ulusal güvenliğimizin temel unsurlarından biri olarak ele almıştır. Bu çerçevede Marxsist-Leninist PKK terör örgütüyle yürütülen mücadele, on yıllardır hem güvenlik hem de toplumsal boyutlarıyla ülke gündemini meşgul etmiştir.

Bugün Cumhur İttifakı tarafından “Terörsüz Türkiye” etiketiyle sunulan ve PKK elebaşısıyla teması meşrulaştıran yaklaşım ne yerlidir ne de millîdir. Bu süreç; emperyal aklın telkinleriyle şekillenmiş, hukuk devleti ilkesini aşındırmış, toplumsal vicdanı yaralamış ve terörle mücadelede devletin psikolojik üstünlüğünü hırpalamıştır.

Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” söyleminin hukuk devleti açısından ne anlama geldiğini açık ve net biçimde sorgulamak zorundayız.

1. “Terörsüz Türkiye” Politikasının Temel Çerçevesi

Cumhur İttifakı tarafından savunulan bu politika; 

Ancak sorun hedeflerde değil, yöntemdedir. Konunun “Kürt Sorunu” başlığı altına sıkıştırılması ve çözüm adresi olarak Marxsist-Leninist PKK’nın ideolojik ve fiilî liderinin muhatap alınması, süreci baştan sakatlamıştır. Yani tabir yerindeyse “Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiştir.” Terörle mücadele, teröristin diliyle ve teröristin masasında yürütülemez.

Bu tercih, hem hukuk devletini tartışmalı hâle getirmiş hem de sürecin meşruiyet zeminini çökerterek sonuç alma ihtimalini ortadan kaldırmıştır.

2. Terörle Mücadelede İlkesizlik, Tutarsızlık ve Hukuk Devleti

Bizim devlet geleneğimiz nettir: Devlet, terör örgütleriyle pazarlık yapmaz. Elli binden fazla insanımızın katilini muhatap almaz/alamaz. Bu ilke; siyasî taktik değil, devlet aklının, millet olma bilincini oluşturan kültürel genetiğin, birikimin, deneyimin ve Bilge Kağan’dan bu yana millî hafızanın ürünüdür.

Anayasa’nın 2. Maddesinde “Hukuk Devleti” vurgusu vardır. Hukuk Devleti; suçluyla müzakere eden değil, suçu cezalandıran devlettir. Yine Anayasamızın 6. Maddesi, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu söyler.

Buna rağmen, silahlı bir örgütün lideriyle anayasa, vatandaşlık, siyasal statü veya özellikle “umuthakkı” gibi başlıkların konuşulması; egemenliğin fiilen silahlı bir yapıyla paylaşılmasıdır. Bu, devletin kendi hukukunu inkâr etmesidir.

Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre mahkum olmuş bir terör örgütü elebaşısıyla pazarlık yapılması, sadece hukuku değil, cezanın caydırıcılığını da yok eder. Devletin “suç işlersen bedel ödersin” duruşu, bu noktada hükümsüz kalır.

3. Terör Örgütüne Meşruiyet Kazandırılması Riski

PKK elebaşısıyla yürütülen her temas, örgütü silahlı bir suç şebekesi olmaktan çıkarıp siyasî aktör konumuna taşımaktadır. Bu, yalnızca içeride değil, uluslararası alanda da PKK’nın meşrulaştırılması anlamına gelir.

Terörle mücadele eden bir devlet için bundan daha büyük bir stratejik hata düşünülemez.

4. Terör Örgütüne Moral ve Motivasyon Etkisi

Terörle mücadelede silah kadar önemli olan bir başka unsur psikolojik üstünlüktür. Devletin yıllarca “terörist” dediği bir figürle masaya oturması, sahadaki örgüt mensupları için açık bir kazanım mesajıdır.

Bu tablo, PKK açısından bir geri çekilme değil, devletin geri adımı olarak okunmuştur. Zira bu konuda teröristlerin önde gelenleri pişkin pişkin; “Suç işlemedik, af istemiyoruz” diyebilmiştir.

5. Şehit Aileleri ve Gaziler Üzerindeki Etkisi

Son günlerde bazı siyasilerin;

“Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve… kadar kararımız nettir.” şeklindeki ifadelerini duyunca biz de onlara iki soru soruyoruz… Bu duruşunuzu ‘hukuk devleti’ olma ilkesinin neresine yerleştiriyorsunuz? Ve evet, Şehit Aileleri ve Gazilerin yüreklerindeki yangını hafifletecek bir sözünüz, bir cümleniz yok mu?

Biz biliriz ve deriz ki, bu ülkenin şehitleri ve gazileri, devletin namusudur. PKK’nın lideriyle yürütülen görüşmeler; 

Toplumsal barış iddiasıyla yola çıkıp en ağır bedeli ödemiş insanları yok saymak, barış değil derin bir vicdan yarası üretir.

6. Devlete Sadık Kürt Vatandaşlarımızın Zor Durumda Bırakılması

Sahada koruculuk yapmış, evladını teröre karşı kaybetmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yanında durmuş milyonlarca Kürt vatandaşımız vardır. PKK ile yürütülen bu süreç, bu insanları örgüt karşısında yalnız bırakmış, PKK’nın, “işbirlikçi(!)” ve “hain(!)” sıfatlarıyla itham etmelerine zemin hazırlamıştır

Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devletine sadakatin cezalandırılmasıdır.

7. Koruculuk Sisteminin ve Devlet Otoritesinin Zedelenmesi

Koruculuk sistemi, sahadaki devlet aklının somut karşılığıdır. PKK ile müzakere görüntüsü verilmesi, bu sistemin moralini, caydırıcılığını ve meşruiyetini zayıflatmış; devlet otoritesini aşındırmıştır.

Devlet, sahadaki kendi unsurlarını itibarsızlaştırarak güç kazanamaz.

8. Kürt Vatandaşlarımızın PKK ile Özdeşleştirilmesi Tehlikesi

PKK’nın Kürtlerin temsilcisi gibi sunulması, milyonlarca Kürt vatandaşımızın iradesinin gaspıdır. Kürt kimliğini Marksist-Leninist bir terör örgütüyle özdeşleştirmek, toplumsal birliğe doğrudan saldırıdır.

Bu yaklaşım, kardeşliği değil duygusal kopuşu besler.

9. Hukuk Devleti ve Adalet İlkesi Açısından

Silahlı bir terör örgütüyle siyasî muhataplık kurulması; 

Terörle mücadele hukuk zemininden çıkartılıp pazarlık zeminine taşınmıştır. Bu, devletin kendi kendini inkârıdır.

10. Terörsüz Türkiye ve PKK’nın Türevleri

PKK’nın “silah bıraktık” gösterileri bir aldatmacadır. KCK yapılanması hâlen ayaktadır. Bu yapı altında;

Suriye’de SDG-PYD-PKK’nın masaya oturtulması, İsrail’in bölgesel hesapları ve Suriye’nin savunma kapasitesinin İsrail tarafından sıfırlanmasıyla birlikte okunduğunda, tablo nettir: “Terörsüz Türkiye” söylemi, Kuzey Irak modelinin Suriye’ye taşınmasının perdelenmesinden ibarettir.

Bu süreçte Orta Doğu’da İsrail’in önündeki direnç noktaları birer birer tasfiye edilmiş/edilmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

“Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülen politika;

Bu yaklaşım, terörü bitirmekten çok, devletin psikolojik üstünlüğünü zayıflatmış ve toplumsal güven bunalımını derinleştirmiştir.

Terörle mücadelede kalıcı başarı; teröristle müzakereyle değil, hukuk, güvenlik, adalet ve millî birlik temelinde kararlı bir devlet duruşuyla mümkündür. Başkaca da bir yolu yoktur.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —