DR. KADİR ÇETİN

Tarih: 17.01.2026 09:54

HALEP’TE OLANLAR VE SURİYE’NİN GELECEĞİ

Facebook Twitter Linked-in

Halep’te yaşananlar bir “çatışma” değil, Suriye’nin harita üzerinden silinme sürecinin yeni perdesidir. Görmeyen ya da görmek istemeyenler için gerçek acımasızdır: Suriye fiilen bölünmüştür.

Aralık 2024 ve Ağustos 2025’te kaleme aldığım yazılarda Suriye masasına oturacak aktörlerin cevaplandırması gereken temel sorulara dikkat çekmiştim. Aradan geçen sürede o soruların neredeyse hiçbirinin cevabı, Suriye’nin ve bölgenin lehine gelişmedi. 

En kritik soru ise hâlâ ortada duruyor: Suriye; din, mezhep ve etnik fay hatlarını aşarak “Suriye vatandaşlığı” temelinde bir uluslaşma sürecine girebilecek mi?

Halep Olayı Askerî Değil, Siyasi Bir Karardır

Halep’te Şam ordusu ile SDG/YPG-PKK unsurlarının karşı karşıya gelmesi ve ardından ABD’nin sahaya inerek SDG militanlarını otobüslerle Fırat’ın doğusuna tahliye etmesi, sıradan bir askeri manevra değildir. Bu, açık bir jeopolitik ilandır.

Bu gelişme, Suriye’nin “kontrollü parçalanma” sürecinin yeni ve kritik bir eşiğidir. Fırat’ın doğusu artık IŞİD bahanesiyle yalnızca askeri bir kontrol alanı değil; siyasi, ekonomik ve demografik olarak Suriye’den koparılmaya hazırlanan bir bölgedir. 

ABD, bir kez daha şunu söylemiştir: “Fırat’ın doğusu artık Şam’ın değildir.”

Suriye’de Uygulanan Plan: Kontrollü Parçalamadır

Bugün hâlâ “Suriye’nin toprak bütünlüğü” söylemine sığınanlar ya sahayı okumaktan acizdir ya da kamuoyunu bilinçli şekilde oyalamaktadır. Çünkü gerçek şudur: Suriye resmen değil ama fiilen en az dört parçaya bölünmüştür.

Bu tablo tesadüf değildir. Bu, 1982 tarihli Yinon Planının ve onun güncellenmiş hali olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) sahadaki karşılığıdır. Amaç; güçlü Suriye değil, kontrol edilebilir bir Suriye’dir.

Bölgede güçlü ulus devletler değil; zayıf, parçalı, birbirine düşman devletçikler istenmektedir. İsrail’in güvenliği ve ABD’nin önemsediği enerji kaynaklarının ve nakil hatlarının güvenliği tam da bu haritanın üzerine inşa edilmektedir.

Türkiye Neyi Desteklediğini Gerçekten Biliyor mu?

Halep sürecinde Türkiye’nin Şam yönetimine verdiği destek, içeride DEM çevreleri, dışarıda Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından eleştirilmiştir. Bu tablo sürpriz değildir. Çünkü Türkiye Suriye konusunda yıllardır tutarsız, tepkisel ve günübirlik bir politika izlemektedir.

“Kardeşim Esat”lı yıllarda Türkiye-Suriye ortak bakanlar kurulu toplantısı yaparken bir anda ABD ile birlik olup “Esad gitsin” moduna girildi... ABD’nin niyeti anlaşılınca, Esad’la masaya dönülmek istendi… Ama çok geçti artık… Ardından Esat gitti ve Suriye bitti… Atalarımız boşuna söylememiş: “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.”

Feraset Olmadan Devlet Yönetilmez

Devlet yönetimi, hele de dış politika, hafıza ister, tarih bilgisi ister, ehliyet, liyakat ve feraset ister. Ancak Türkiye’yi yönetenlerin;

ders çıkardığına dair sahada hiçbir emare yoktur.

Eğer bu tarihsel hafıza canlı olsaydı; Suriye sahasında Esat’ı devirmek amacıyla Esat muhalifi militanları “eğit/donat” formunda ABD ile bu kadar iç içe olunmazdı.

SDG/YPG/PKK’nin kuzey Suriye’de devletçik kurmasına zemin hazırlanmaz, “BOP Eş Başkanlığı” bir siyasi övünç vesilesi haline getirilmezdi.

Bedeli Kim Ödedi, Kim Kazandı?

Bugün ortaya çıkan tablo nettir:

Peki kazanan kim oldu? ABD ve İsrail…

İsrail, Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişletti, Suriye’nin askeri kapasitesini sıfırladı ve güneyden kuzeye kadar uzanan bir güvenlik kuşağı oluşturdu. ABD ise enerji sahalarını ve vekil gücünü (İsrail) garanti altına aldı.

Kaybedenler ise Suriye, Türkiye ve bölge halkları oldu.

Halep’ten Sonra Sırada Ne Var?

Halep’te yaşananlar, Suriye’nin Fırat’ın doğusunu tamamen kaybetme sürecinin başlangıcıdır. Dürzi bölgesi fiilen İsrail’in kontrolündedir. Yarın başka bir etnik ya da mezhepsel yapı için benzer “özerklik” senaryoları devreye sokulursa kimse şaşırmamalıdır.

Asıl tehlike şudur:

Bu parçalanma tamamlandığında sıra bölgesel domino etkisine gelecektir. İran, Irak’ın bölünmesinin ardından Türkiye’nin güney sınırı, istikrarsız ve düşmanca yapıların kuşağına dönüşecektir.

Sonuç ve Değerlendirme

Halep’te yaşananlar bir haber değil, bir ikazdır.

Suriye’nin geleceği, Türkiye’nin güvenliğinden bağımsız değildir. Suriye’de yapılan her stratejik hata, Türkiye’ye ağır bir fatura olarak dönmüştür ve dönmektedir.

Bugün hâlâ yapılabilecek doğrular vardır:

Sloganları bir kenara bırakıp ABD merkezli projelerden uzak durup,  Türkiye olarak bölgede adil bir hakem rolünü üstlenmektir. 

Bu pozisyonda Suriye’yi, toprak bütünlüğü korunmuş, hukuk devletini ve tüm kimlikleri kapsayan bir akılla etnik ve dini kimlikleri aşan Suriye vatandaşlığında buluşturmaktır.

Aksi halde Halep, yalnızca Suriye’nin değil, Türkiye’nin de kaybolan pusulasının simgesi olarak tarihe geçecektir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —