Gümüşhane’nin zirvelerinde yaşanan, yol ve imkânsızlıklar nedeniyle hayatını kaybeden bir anne ile idealist bir öğretmenin yürek burkan gerçek hikâyesi.
Gümüşhane, Doğu Karadeniz’in en çok dağ ve tepeye sahip olan; aynı zamanda ülkenin en fazla yaylası bulunan şehirlerinden biridir. Bin beş yüz metre rakımın üzerinde, hem yayla hem köy niteliği taşıyan sayısız yerleşim yeri vardır.
İşte bunlardan biri olan Kabaköy mezra mahallesinde geçen acıklı bir doğum hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kağan Şenel amcamızın eşi, yengemiz hamiledir. Mevsim kıştır ve doğum günü yaklaşmıştır. Eşi gurbettedir. Mahallenin taşıt ulaşımı yoktur; ulaşım ihtiyaçları at, katır ya da eşeklerle sağlanmaktadır.
Bir kış günü lapa lapa kar yağar, ardından korkunç bir kar fırtınası başlar. Göz gözü görmemektedir. Yengemiz dayanılmaz doğum sancıları çekmektedir. Karşı tepelerden kurt ulumaları duyulur ve bu sesler giderek mahalleye yaklaşır.
Doğum için geleneksel mahalle ebesi müdahalede bulunur; ancak işler ters gider. Yengemizin acısı dayanılmaz hâle gelir. Acilen şehre, hastaneye ulaştırılması gerekmektedir. Yerleşim yeri anayoldan çok uzaktır. Kış şartlarında ve kurtların dolaştığı tehlikeli bir vadiden yürüyerek yola ulaşmak dışında çare yoktur.
Artık yola çıkma vakti gelmiştir. Çaresizce, tüm risklere rağmen yola düşülür. Karda ilerlemek neredeyse imkânsızdır; patika yol ve izler kaybolmuştur. Zorlu yamaçlarda yaya olarak yavaşça ilerlemeye başlarlar. Kurt ulumaları devam etmektedir. Etraf zifiri karanlıktır. Üç erkek, dört kadın yola koyulmuştur.
Zaman geçer, yol bitmez. Hastanın kan kaybı artar, takati kalmaz. Soğuk ve kan kaybı yengemizi bitkin düşürür. Acı iniltilerinin ardından sesi kesilir. Yengemiz, kış günü karlar arasında, battaniyeye sarılı hâlde taşınırken ruhunu teslim eder. Bebek de anne karnında hayatını kaybeder.
Çok üzgün anlar yaşanır. Kimsenin ağzını bıçak açmaz. Ayaz dondurucudur; gözyaşları yanaklarda donar. Ana yola çok yaklaşılmıştır ama artık hasta değil, bir ölü taşınmaktadır.
Şafak söker. Yağmurdere yolu güzergâhında, Ballıca Köyü yakınlarında bir eve yanaşırlar ve kapıyı çalarlar. Eve sığınırlar. Bir umut, “Belki bebek yaşar” düşüncesi vardır; ancak o soğuğa bebek mi dayanır?
Donmak üzeredirler. Eve girince yengemizin cansız bedenini yere uzatırlar. Bir anne, yol yokluğu ve ulaşım yetersizliği yüzünden bebeğiyle birlikte; ardında yetim çocuklar bırakarak Hakk’a yürümüştür.
Bu nasıl bir çaresizlik, nasıl bir acıdır?