Son dönemde Türk siyasetinde sıra dışı bir hareketlilik yaşanıyor. Her türlü yoruma açık olan bu yeni siyasi şekillenme, Türkiye'nin geleceği açısından birbirinden farklı değerlendirmeleri de beraberinde getiriyor. Vatandaş ise şu an siyasete yön veren kitlesel partilerdeki bu durumu bir "yeniden yapılanma" olarak mı, yoksa parti içi kavgaların su yüzüne çıkması olarak mı okumalı, karar verebilmiş değil.
Mevcut tabloda; AK Parti kendi içinde oluşan sıkışmayı iktidar gücüyle aşmaya çalışırken, CHP yargı hamleleriyle adeta bir grizu patlaması yaşadı. MHP kendi içinde yeni bir yapılanma sürecine girerken, DEM Parti ise "terörsüz Türkiye" projesi ekseninde, iktidar ile İmralı arasında sıkışıp kalmış durumda ve sürecin bir an önce netleşmesi için konuyu sürekli gündemde tutuyor.
Aslında Türk siyasetinin bugün bu sancıları yaşayacağı, 2023 Genel Seçimlerinde kendisini belli etmişti. Özellikle "6’lı Masa" olarak bilinen Millet İttifakı’nın yanlış cumhurbaşkanı adayı ve hatalı parlamento listesi tercihleri, devletin ve siyasi yelpazenin yeniden yapılanacağına dair ilk ciddi sinyalleri vermişti. Bu yapılanmayı Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminden başka yönetim yapamazdı.
Siyasi partiler zaman zaman yeniden yapılanma süreçlerinden geçer, bayrak yarışında görev değişiklikleri yapabilirler. Ancak en doğrusu, bu sürecin tarafları rencide etmeden yürütülmesidir. En azından, zoraki de olsa "istifa" müessesesi işletilerek doğrudan görevden alma yöntemine başvurulmaması, tarafların onurunu korur. Bunu en iyi uygulayan yapılardan biri AK Parti’dir; bakanlar ve parti teşkilatları genellikle istifa mekanizmasını çalıştırır. İstifa, kişinin kendi iradesini yansıtırken; doğrudan görevden alınma, bireyler üzerinde soru işaretleri ve imalar bırakır. Bu durum da kaçınılmaz olarak kırgınlıkları beraberinde getirir.
MHP’de ise kamuoyunun nedenini tam olarak anlayamadığı bir şekilde, üst düzey bir parti yöneticisinin istifasının ardından başta İstanbul olmak üzere birçok il ve ilçe yönetimi görevden alındı. Bu hamle sonrası, görevden alınan isimler MHP’ye ve liderlerine olan bağlılıklarını her ne kadar vurgulamaya çalışsalar da yaşadıkları kırgınlık yüzlerine ve konuşmalarına yansıyor. Oysa bu değişim, daha ılımlı bir atmosferde, devir-teslim törenleriyle yapılsaydı eski ve yeni yönetimler arasındaki mesafe büyümezdi. Görevden alınan bazı teşkilatların çalışmalarının takdir topladığını, tüm illere örnek gösterildiğini ve hatta genel merkezin bu çalışmalar üzerinden projeler ürettiğini biliyoruz. Şimdi ise bu başarılı çalışmaların sahipleri, incitici bir görevden alma süreciyle karşı karşıya kaldı. Doğal olarak kamuoyu da sorguluyor: Bu il ve ilçe yöneticileri neden görevden alındı ve yeni gelenler gerçekten daha mı iyi olacak?
CHP, aslında temelleri 2009 yılına dayanan ancak pek az kişinin fark ettiği uzun vadeli bir değişim sürecinden geçiyor. Hatırlanacağı üzere, bir kaset komplosuyla Deniz Baykal genel başkanlıktan gitmiş, yerine Kemal Kılıçdaroğlu gelmişti. Bu süreçle birlikte CHP kadrolarında merkez sağ kökenli siyasetçiler yer bulmaya başladı. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında CHP’nin geleneksel ulusalcı yapısının tasfiye edilmesi hedefleniyordu. Kılıçdaroğlu genel başkanlığı döneminde; özeleştiri yapmak, geçmişle helalleşmek ve muhafazakar kesimleri parti içine çekmek gibi ezber bozan adımlar attı. Söylem düzeyinde de "Ulus" yerine "Millet", "Eşitlik" yerine "Adalet" kavramları öne çıkarıldı.
2019 yerel seçimlerinde İBB Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu ile ivme kazanan bu değişim dalgası, 2023 Kurultayı'nda Özgür Özel ve ekibinin yönetime gelmesiyle sonuçlandı. CHP’nin geleneksel çizgisinin dışına taşan ve merkeze daha yakın duran bu yeni strateji, 2024 yerel seçimlerinde meyvesini verdi ve parti 1. sıraya yerleşti.
Ancak bir tarafta CHP iktidara yürürken, diğer tarafta Türk siyasi yapısındaki bu eksen kayması belirli çevreleri rahatsız etti. Önce belediyeler üzerinden yargı baskısı ve itibar suikastları denendi fakat bu hamleler kamuoyunda pek inandırıcı bulunmadı. Son olarak ise adeta anayasa delinerek "Mutlak Butlan" hukuki argümanı devreye sokuldu. "Mutlak Butlan" argümanı da “Aklanma” moddosuyla ortaya konuldu.
Bazı yorumculara göre bu hamleler, olası bir baskın seçim öncesinde CHP’yi dağıtma ya da bitirme projesidir. Fakat asıl mesele gözden kaçırılıyor: Türkiye bir yandan BOP projesine entegre edilmek istenirken, diğer yandan devlet yapısı bozulmadan bölgede güçlü bir aktör olarak varlığını sürdürsün isteniyor. Burada devletin ulusal yapısının korunması, CHP’nin de ulusalcı yapısını muhafaza etmesine bağlanıyor; partinin daha merkeze kayan yeni yapısına geçit verilmek istenmiyor. Dolayısıyla mesele sadece bir Kılıçdaroğlu veya Özgür Özel meselesi değil; asıl kavga "Devlet Aklı ile BOP Aklının Savaşı"dır. BOP aklı, özünde bir ABD projesidir ve ABD, bölgede ulusalcı yapıları asla hazmedemez.
CHP’de yaşanan bu iç gerilimlerin ve dış müdahalelerin sonucunda, Özgür Özel (Ekrem İmamoğlu) cephesinin yeni bir parti kurma olasılığı oldukça yüksek görünüyor. Şu an kulislerde bu partinin ne kadar oy alacağı, CHP’yi baraj altında bırakıp bırakmayacağı tartışılıyor. Hem CHP hem de AK Parti tabanında, olası bir seçimde CHP’nin bölüneceği algısı hakim. Bazı analistler ise geçmiş örnekleri hatırlatarak CHP’den kopan partilerin kalıcı olamayacağını savunuyor.
Ancak bu seferki değişim, basit bir parti içi ayrışma veya alelade bir tabela partisi kurma girişimi olmayacak. CHP üzerinde hayata geçirilemeyen gelecek planları, bu yeni oluşum eliyle yürütülecektir. Bu hareket; yumuşak, gri alanda kalan ve mağduriyet algısıyla beslenen bir geçiş süreci inşa edecek. Kurulacak bu yeni parti, görünürde CHP’den kopmuş olsa da aslında merkez sağ ve liberal sağ seçmeni konsolide etmeyi hedefleyen bir çizgide olacak. Zaten 2024 yerel seçimleri ve sonrasındaki gelişmeler, bu taban kaymasının zeminini açıkça hazırlamıştı.
Şekli ve rengi farklı olsa da bu senaryo bize 2000’li yılların başındaki siyasi tasarımı hatırlatıyor. Türk siyaseti yeni bir dönemin kapısını aralarken; bir tarafta CHP’nin geleneksel yapısı korunuyor, diğer tarafta ise merkez ve liberal sağ seçmeni hedefleyen yeni bir aktör doğuyor. Bu durum, CHP’den ziyade şu an o seçmen kitlesini elinde tutan yapılara zarar verecektir. Süreç, geçmişte MHP’den ayrılarak kurulan İYİ Parti’nin hamlesine benziyor; İYİ Parti MHP’den kopmasına rağmen en ciddi oyu AK Parti tabanından almıştı. Bugün de benzer bir potansiyele sahip olan o sağ-merkez seçmen kitlesi, ağırlıklı olarak AK Parti gövdesinde yer alıyor.
Özetle; yaşananlar basit bir arınma değil, Türk siyasetinin yeniden dizayn edildiği köklü bir yapılanma sürecidir.