Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik Doğrudan Yana Taraf
DR. KADİR ÇETİN

DR. KADİR ÇETİN

Tarih: 25.04.2026 09:02

GENÇLİĞİN ANLAM ARAYIŞI VE YÖN KAYBI: BİR MEDENİYET SORUNU

Facebook Twitter Linked-in

Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meslek liselerinde meydana gelen silahlı saldırıları yine bu köşede sıcağı sıcağına değerlendirmiştim. 40 yılını eğitime vermiş emekli bir bürokrat olarak ben hala olayın tesiri altındayım. 

Okullarda Yaşananlar Ne Anlatıyor?

Toplumun vicdanını derinden yaralayan bu silahlı saldırılar, yalnızca güvenlik meselesi olarak ele alınamayacak kadar derin bir sorunu gözler önüne seriyor.

Bazı dostlarımın paylaşımlarında belirttiği gibi, ben de konunun gençliğin “Anlam arayışı” ve “Yön kaybı” olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Ve failin bizzat o okulun öğrencisi olması, “Eğitimde nereye gidiyoruz?” sorusunu daha yüksek sesle sormamız gerekiyor.

Gençliğin Cevapsız Soruları

İnsanlık tarihi teknolojik gelişmenin tarihi olduğu gibi, insanın kendini, varlığı ve hakikati anlama çabasının da tarihidir. Bu manada insanı ekonomik bir hayvan olarak eksik tanımlayan kapitalist ve sosyalist sistemler olduğu gibi, onu biyolojik dünyasının yanında ruh dünyası da olan bir varlık olarak doğru tanımlayan sistemler de vardır. İşte insanlık tarihinin bu yönüyle okunması, onun anlam arayışının veya hakikat arayış serüvenini ortaya koymaktadır. 

İnsanın hakikati anlama çabası özellikle gençlik döneminde yoğunlaşır. Çünkü genç, hayatın eşiğindedir ve ruh dünyasının şu sorularıyla yüzleşir: 

  1. “Ben kimim?”, 

  2. “Nereden geldim?”, 

  3. “Nereye gidiyorum?”, 

  4. “Hakikat nedir?”, 

  5. “İyi ve güzel olan nedir?”,

  6.  “Sorumluluklarım nedir?”

Bu sorular cevapsız kaldığında veya yanlış cevaplandırıldığında ortaya çıkan şey yalnızca bireysel bir bunalım değil; toplumsal bir krizdir. Nasıl ki biyolojik varlığın sağlıklı devamı için sağlıklı gıdaya ihtiyaç duyuluyorsa, insanın ruh dünyasının sağlığı için de ihtiyaç duyulan hakikat arayışının doğru kaynaklardan beslenmesi gerekir. Bugün yaşadığımız olayları bu sorulara verilen cevaplardan bağımsız düşünmek, sorunun kökünü görmemek anlamına gelir.

Anlam Arayışında Kurumların Rolü

Gençliğin yönünü kaybetmesinde sorumluluk bir birini destekleyen, tamamlayan bir şekilde aile, okul, toplum ve devlet kurumuna düşmektedir. Aile, çocuğa yalnızca maddi imkân sunan değil; ruh dünyasını besleyen değerleri kazandıran, anlam inşa eden bir kurum olmak zorundadır. 

Okul ise bilgiyi aktaran bir mekanizma olmanın ötesine geçmelidir. Bu bağlamda okul diğer kurumlarla senkronize bir şekilde gencin ruh dünyasının ihtiyacına da cevap olacak doğru beslenmesinde yol-yöntem ortaya koymalı, kimlik kazandırmalıdır. Burada öğretmen, öğrencinin kimlik ve değer inşasında ihmal edilmeyecek çok önemli bir rehberdir. 

Toplum, gençlere rol model olabilecek bir ahlaki zemin üretmelidir. Devlet ise genel anlamda toplumun güvenlik (can, mal, akıl, din, namus güvenliği) ve adalet ihtiyaçlarını karşılar. 

Bugün üzülerek belirtmeliyim ki: bu dört kurum da ciddi sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Aile bağları zayıflamakta, eğitim sistemi nitelik tartışmalarıyla gündeme gelmekte, toplumsal değerler giderek aşınmakta ve devlet ise uygulamalarında adalet ve güveni sağlayamamaktadır. 

Bu zemin üzerinde yetişen bir gencin, hayatı anlamlandırmakta zorlanması şaşırtıcı değildir.

Modern Dünyanın Açmazı ve Hakikat Kaybı

Modern dünyada akıl ve bilimin merkeze alınması, dış dünyayı anlamada büyük başarılar sağlamıştır. Ancak aynı yaklaşımın insanın iç (ruh) dünyasını ihmal etmesi, derin bir boşluk doğurmuştur. İnsan, varlığa hükmetmeyi öğrenmiş; fakat varlığın anlamını kavramakta zorlanmıştır. Sahip olma arzusu, şahit olma bilincinin önüne geçmiştir.

Oysa insanın fıtratına uygun olan yol, aklı kullanırken anlamı da kaybetmemektir. Doğadaki en basit görünen varlıklar bile bu anlamın ipuçlarını taşır. Kısa ömründe en saf gıdalardan birini üreten arı ya da kendi bünyesinde bir “fabrika” gibi çalışarak süt üreten hayvan, insana sadece biyolojik değil, aynı zamanda ontolojik bir mesaj verir. Bu mesaj, varlık, anlamdan bağımsız değildir.

Genç, bu anlamı doğru bir şekilde okuyabildiğinde yönünü bulabilir. Tıpkı geçmişte hakikati sorgulayarak arayan ve sonunda varlığın kaynağına ulaşan Hz. İbrahim örneğinde olduğu gibi… 

Ancak bu sorgulama sağlıklı yapılmadığında, insan kendini merkeze koyar. Yani ruh dünyasının yanlış beslenmesi veya bugün olduğu gibi Dijital Algoritmik tekniklerin yönlendirmesi ile beslenmesi sonucu toplumda sorunların yaşanmasına sebep olmaktadır. Bu noktada adaletin yerini güç, erdemin yerini çıkar, hikmetin yerini ise kuru bilgi alır.

Bugün okullarımızdaki şiddet olaylarını yalnızca bireysel psikolojiyle açıklamak eksik kalır. Bu olaylar, aynı zamanda bir “hakikat kaybı”nın toplumsal yansımasıdır. Hakikatle bağını koparan bir toplumda ahlak zayıflar, adalet aşınır ve insan ilişkileri çıkar temelli hale gelir.

Neyi Kaybettik?

Bu toprakların gençleri bir asır önce:

 “Sivas Lisesi öğrencileri, öğretmenlerine hitaben kara tahtaya “ Hocam biz Çanakkale’ye gidiyoruz. Hakkınızı helal edin” diye yazmışlardı. Geri dönmediler!.... Sivas Lisesi 1915’te hiç mezun vermedi!”...

Toprağına, tarihine bağlı bir kimlik kazanmış olan gençler, idealleri uğruna işte bu örnekte olduğu gibi canlarını feda edecek bir bilinçle yetişiyordu. Okul sıralarından cepheye koşan, öğretmenine helallik isteyerek yola çıkan bir gençlik vardı. Bugün ise aynı yaş grubunda, öfkesini kontrol edemeyen, anlam boşluğunda savrulan ve şiddete yönelen gençlerimizle karşı karşıyayız. 

Bu olağan ve tesadüfi bir savrulma değildir.

Sorulması gereken soru şudur: Biz gençlerimize neyi kaybettirdik?

Sonuç ve Değerlendirme 

Mesele sadece eğitim sisteminin değil; bir medeniyet tasavvurunun meselesidir. Hakikati merkeze almayan bir anlayış, insanı yalnızca teknik olarak geliştirir; fakat ruhen yoksullaştırır. Oysa sağlıklı bir toplum için üç temel sütun gereklidir: hakikat, ahlak ve estetik.

Hakikat: İnsanın hakikat arayışı, Allah arayışıyla özdeştir. Yani varlıkla kurulan bağ ve varoluşun özü… 

Ahlak: Bu bağın davranışlara yansıması ve toplumsal hayatın temeli…

Sanat: Bu anlamın duygudaki ifadesidir.

Bu üç unsurdan biri eksildiğinde denge bozulur. Bugün yaşadığımız kriz tam da bu dengenin kaybolmasının sonucudur.

Çözüm, yalnızca güvenlik önlemlerini artırmakta değil; gençliğin anlam dünyasını yeniden inşa etmekte yatıyor. Ailede başlayan, okulda şekillenen, toplumda pekişen ve devletin uygulamaları ile güven veren bir değerler bütününe ihtiyaç var. Gençlere sadece “nasıl yaşayacakları” değil, “neden/niçin yaşayacakları” da anlatılmalıdır.

Çünkü anlamını kaybeden bir hayat, yönünü, istikametini de kaybeder.

Ve yönünü kaybeden bir gençlik, yalnızca kendi geleceğini değil, toplumun yarınını, medeniyetini de tehdit eder.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —