Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik Doğrudan Yana Taraf
DR. KADİR ÇETİN

DR. KADİR ÇETİN

Tarih: 11.04.2026 08:50

“GEÇİCİ ATEŞKES” UMARIZ “KALICI BARIŞA” EVRİLİR

Facebook Twitter Linked-in

Epstein çetesinin (ABD-İsrail) İran'a saldırısı ile başlayan savaş, Dünyayı doğrudan ve dolaylı etkilemeye devam ediyor. İsrail'in gözü dönmüş Başbakanı Orta-Doğu'yu kan gölüne çeviriyor... 

Savaşın bütün yıkımı ortada iken insanlığın, medeniyet adına kazanımlarını hiçe sayan, bu birikimi askıya alan ve görmezden gelen bir deli ile bir manyağın savaş kararını durduramaması bütün ülke liderlerinin uykularını kaçırmalıdır.

Günlerdir ekranlara yansıyan İran, Lübnan, Filistin ve Bölgeden savaşın yıkıntıları, modern ve medeni dünyanın insani gelişmişlik adına tüm “ilerleme” iddialarını yerle bir edecek kadar ağır.

Öğrenci Sınıfının Enkazında İnsanlık Aramak

Savaşın ilk günlerinde İran’daki bir okuldan yükselen çığlık savaşın gerçek yüzünü göstermiştir aslında. 

Bir okul düşünün… Bir sınıf… Kara tahtada yarım bırakılmış bir cümle… Yere saçılmış kitaplar, defterler, kırılan kalemler… Yarım kalmış hayaller… Ve artık o sıralara dönemeyecek çocuklar. 

Bu tablo, savaşın “kaçınılmaz sonuçları” diye geçiştirilemez. Bu, düpedüz bir insanlık suçudur. Ve dünya, bu suça sadece tanıklık etmiyor; susarak ortak oluyor. 

Ne yazık ki dünya liderleri, Epstein çetesinin haksız, hukuksuz Filistin/Gazze ve İran saldırısı karşısında İspanya Başbakanı Sayın Sanchez gibi bir duruş sergileyemedi. 8,5 milyar nüfuslu dünya, coğrafyamızda bombalamalara hedef olan ve yüzbinlerin ölümüne sebep olanlardan hesap soramayarak bu sınavda bir kez daha sınıfta kaldı. 

Medeniyet Maskesi Düşüyor

Bugün savaşın üzerinden 40 küsur gün geçti. Saldırıların hedefinde yalnızca askeri unsurlar yok. 

Bu, klasik bir savaşın ötesinde, toplumları topyekûn çökertmeye yönelik bir stratejidir. 

Savaşa karar veren Epstein çetesi hiç utanmadan, sıkılmadan gözümüzün içine baka baka “İran’ı yeryüzünden sileriz… Taş devrine döndürürüz ” diyebiliyor… 

Bunu ne adına ve niçin yapacaksın? Sorusunun cevabını vermesi gerekmez mi? Ayrıca, bu bağlamda o kadar masum sivilin katiline bunun hesabının sorulması gerekmez mi?

Filistin’de gördüğümüz ve alışamadığımız bu tablo, şimdi İran ve Lübnan coğrafyasında sahneleniyor. İnsan ister istemez soruyor:

Birleşmiş Milletler hâlâ seyirci. Kararlar yok, yaptırımlar yok, caydırıcılık yok. Sadece alışılmış bir sessizlik… Daha doğrusu, organize bir suskunluk… 

Ve içinizden yükselen o çığlık: Ey Medeni dünyanın liderleri, çocukların yüzünüze sıçrayan kanı da mı sizi uyandırmaya yetmedi?

Sessizlik Değil, Açık Bir Çöküş

Batı dünyası susuyor çünkü işine geliyor. Silah üreten, satanlar ve kazananlar devrede… Ama asıl çarpıcı olan, İslam dünyasının hali. Tepki yok denecek düzeyde, refleksler gecikmeli, irade dağınık.

Bu artık “sessizlik” değil. Bu, açık bir siyasi ve ahlaki çöküştür.

Haksızlık karşısında susmanın ne anlama geldiğini hatırlatmaya bile gerek yok. Bugün susanlar, yarın bu sistemin hedefi olduklarında konuşacak zemin bile bulamayacaklar.

Diplomasi Var, Muhatap Yok

Bu karanlık tablonun ortasında zaman zaman “barış” haberleri düşüyor ekranlara. Diplomasi trafiği yoğun, görüşmeler ardı ardına geliyor. Ancak dikkatle bakıldığında ciddi bir sorun göze çarpıyor: Görüşülen aktörler, savaşın gerçek tarafları değil.

Diplomasi var, ama muhatap yok. 

Ana akım medyada her akşam aynı manşetleri görüyoruz: 

Dikkat kesiliyorsunuz. Ekranda cümleler uzuyor da uzuyor… Savaşın taraflarıyla mı konuşulmuş diye merakla kulak kesiliyorsunuz. Bekliyorsunuz ki bir isim gelsin, bir anlam çıksın. 

Ekrandan duyulan isimler; Sayın Cumhurbaşkanımız; Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı bin Zayed, Kuveyt Emiri, Katar Emiri, Suudi Arabistan Veliaht Prensi, AB Komisyonu Başkanı, Almanya Şansölyesi... ile görüştü.

Aynı şekilde, Dışişleri Bakanımız Suriye, Katar, Ukrayna ve Özbekistan Dışişleri Bakanlarıyla görüştü.” cümlelerini duyuyorsunuz. 

Bunlar savaşın ortasında olanlar değil, kenarında bile değil!

Savaşın kaderini belirleyenler masada değilken yapılan görüşmeler, iyi niyet göstergesinden öteye geçemiyor. Bölge ülkeleriyle, Avrupa liderleriyle yapılan temaslar önemli olabilir; ancak asıl soruyu sormadan ilerlemek mümkün değil: Bu savaşı başlatanlar nerede?

Gerçek Güçle Yüzleşmeden Barış Olmaz

Bu savaşın fitilini ateşleyenler ortada: bir yanda “Barış/Demokrasi getireceğiz” diyerek her bombayı demokrasi ambalajına saran Dostum(!) Trump, diğer yanda Filistin’deki yıkımın baş aktörlerinden on binlerce Filistinli, Lübnanlı çocuğun katili Netanyahu… 

Eğer bu isimler ve temsil ettikleri güçler masada yoksa, yapılan görüşmelerin barış üretme kapasitesi ne kadar gerçekçidir?

Gerçek diplomasi, zor olanı yapmaktır. Alkış almak değil, sonuç üretmektir. Kameralar önünde verilen mesajlar kolaydır; asıl mesele, çatışmayı besleyen güçlerle yüzleşebilmektir.

Unutulan Cephe: Gazze

Bu savaşın gölgesinde unutulan bir gerçek daha var: Filistin/Gazze. İsrail’in uzun süredir baskı altına aldığı Filistin halkı, şimdi daha da görünmez hale gelmiş durumda. Kurulduğu söylenen uluslararası mekanizmalar (Gazze Barış Kurulu) kâğıt üzerinde kalırken sahadaki gerçek değişmiyor.

Gazze, adeta İsrail tarafından sessizce yutuluyor.

Yanlış Kapılar, Kayıp Zaman

Ortadoğu’daki bu çok katmanlı kriz, basit ama hayati bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Barış, yanlış kapılar çalınarak bulunmaz.

Bir savaşı bitirmek için iki şeye ihtiyaç vardır: irade ve yetki. Eğer masadaki aktörlerde bu ikisi yoksa kurulan her cümle havada kalır. Bugün yaşanan tam olarak budur. Yangını çıkaranlarla konuşmadan, yangını söndürmek mümkün değildir.

Sonuç ve Değerlendirme

Pakistan’ın girişimi ile taraflar arasında sağlanan geçici ateşkes elbette bir nefes aralığı sağlar. Kalıcı barış, ancak doğru adreslerle kurulan temasla mümkündür. Aksi halde yapılan her girişim, zaman kazandırır ama çözüm üretmez.

Görünen o ki, medeni dünya bir yol ayrımında. 

Ya gerçeklerle yüzleşip etkili bir diplomasi yürüterek “Kalıcı Barış Sağlanacak” ya da bu “Barış Tiyatrosu” devam edecek.

Unutulmamalıdır ki barış, bir temenni değil; doğru muhataplarla ve insanlık adına adalet üzerine kurulan cesur bir iradenin ürünüdür. Yanlış kapılar çalındıkça ve adalet ıskalandıkça sadece zaman kaybedilir. 

Doğru kapı bulunmadıkça ise barış, her zaman biraz daha uzaklaşır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —