Her insan, hayat yolculuğu boyunca çeşitli fırsatlar, imtiyazlar ve fitnelerle (sınavlarla) denenir. Beşer olmanın doğası gereği, insanoğlunun içinde zıt kutuplar barındıran bir polarite (çift kutupluluk) mevcuttur. Bir yanda insanlığın asil göstergeleri olan iyilik, güzellik, adalet, eşitlik, merhamet, paylaşım ve tevazu gibi evrensel değerler yer alırken; diğer yanda hırs, dünyevi kazanç arzusu, şehvet, kibir ve nefret gibi beşeri zaaflar bulunur. Tasavvufi dille ifade edersek bu zaaflar nefs-i emmârenin; dini dille ifade edersek de fücurun, yani çirkinlik ve kötülük işleme dürtülerinin birer yansımasıdır. Buna mukabil insanın içinde, iyilik ve güzellik sergileme potansiyeli olan takva da mevcuttur.
İnsan kalmayı başaranlar, bu polaritenin pozitif kutbunda durabilenlerdir. Ancak nefsini bilinciyle kontrol edemeyen bir kesim ise polaritenin negatif kutbuna savrularak şeytanın manipülasyonuna açık hale gelir. İçinde bulunduğumuz bu ahir zamanda, ne yazık ki negatif kutup toplumda oldukça dominant bir güç haline gelmiş ve adeta bir "kötülük toplumu" doğurmuştur.
İnsanların büyük bir kısmı makam, mevki ve para gibi dünyevi güçlerle tanıştığında ham bir "beşer" gibi davranmaya başlar; kendisine verilen fırsatları kendi çıkarları doğrultusunda kötüye kullanır. Gücü ve fırsatları insanlığın lehine kullanabilen, her şartta "insan" kalmayı başaran asil ruhların sayısı ise ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. İnsanoğlunun nefs-i emmârenin ve şeytanın dürtülerine olan bu meylinin tedavisi; tasavvuf, ahlak, din, aile ve nitelikli bir okul eğitimi gibi köklü öğretilerle nefsin tezkiye edilmesinden (arındırılmasından) geçer.
Vicdan; Yaratıcımızın tüm güzel isim ve sıfatlarının (Esma-ül Hüsna), O’unun en büyük şaheseri olan insanda tecelli etmesidir. Bu ilahi isimlerin en belirgin yansımaları ise sevgi, güven, merhamet ve şefkattir.
Aktif haldeki bir vicdan; özün, formun, tözün, ruhun ve bilincin canlı, uyanık durumudur. Sende aktif olarak bulunan bu vicdan, müteal (aşkın) olan mutlak bilincin ve Mutlak Öz’ün senin içindeki içkin (kendinden var olan) tecellisidir. Dolayısıyla mutlak hakikat sende tam teşekkül ettiğinde; sen düşünürken, yazarken veya bir eylemde bulunurken aslında içindeki o Öz hareket etmektedir. Seni düşündüren ve konuşturan O'dur. Hakikat boyutuyla bakıldığında; "Sen söylemedin O söyledi, sen yapmadın O yaptı" sırrı açığa çıkar.
İnsanın içindeki bu ilahi ve pozitif yönü, toplumun farklı kesimleri kendi meşreplerine ve literatürlerine göre tanımlarlar:
Nihayetinde söylemler farklı olsa da hepsi aynı kapıya çıkar: Bu farkındalığa erişenler "iyi insanlar" olarak anılırlar.
Madalyonun diğer yüzünde ise vicdanları köreldiği ve uyanamadığı için negatif kutupta kalanlar vardır. Onlar yaptıkları kötülüklerin sorumluluğunu almayıp, "Şeytan bizi aldattı" diyerek suçu kendi dışlarında ararlar. İşte bu kesim, toplumun karanlık yüzünü ve kötülük toplumunu oluşturur. Bugün hepimizin ortak ve en yüce hedefi, bu kötülük toplumunun uyanışına vesile olmak ve onları hidayete erdirmek için çabalamak olmalıdır.