MEHMET CEYLAN

Tarih: 21.02.2026 07:20

ETKİLENEN TOPLUMLAR MEDENİYET İNŞA EDEBİLİR Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

Bir toplumun en temel karakteri, kendi iç dinamikleriyle var olabilmesidir. Toplumlar, bu dinamikleri bizzat kendileri var ettiklerinde ve bu değerlerle gerek bireysel gerekse toplumsal düzeyde diğer toplumları etkilemeye başladıklarında, gerçek bir "medeniyet toplumu" vasfını kazanırlar. Kendi öz dinamiklerinden mahrum toplumların kalıcı bir medeniyet inşa etmesi ise mümkün değildir.

Bir toplumun iç dinamikleri; adalet ve ahlak gibi evrensel değerlerin yanı sıra kendine has yaşam tarzı, aile yapısı, sofra adabı, kılık-kıyafet kültürü ve toplumsal birliktelik ruhu gibi imrenilecek bir bütünden oluşur. Bu unsurlar arasında adalete bakış açısı ve ahlaklı yaşam biçimi, bir medeniyetin en sarsılmaz sütunlarıdır. Adaleti sadece kendisine değil, hasmına dahi tavizsiz bir şekilde uygulayan ve ahlakı bir hayat nizamı haline getiren toplumlar, medeniyetin temelini atmış sayılırlar.

Atılan bu temel; güçlü aile bağları, estetik bir dil kullanımı, kendine has kültür-sanat öğeleri, disiplinli bir sanayi ve dürüst bir ticaret düzeniyle yükselir. Bu yapı, toplumun değerlerini sadece korumakla kalmaz, onları gelecek nesillere taşıyarak yaşatır.

 

ETKİLEYEN DEĞİL, ETKİLENEN BİR TOPLUM HALİNE GELDİK

Bizler, Müslüman Türk Milleti olarak —hatta İslam ile müşerref olmadan önceki Türk boyları döneminde dahi— tarihin her evresinde "etkileyen" taraf olduk. Tarihin seyrine baktığımızda, inşa ettiğimiz Türk medeniyetini her daim canlı tutarak bugünlere ulaştırdığımızı görürüz. Ancak ne acıdır ki, tarih boyunca dünyaya yön veren bir milletin bugün "etkilenen" konumuna düşmesi en büyük sorunumuzdur. Zira etkilenen toplumlar, zamanla iç dinamiklerini kaybeder; adı devlet kalsa da "millet olma" bilincini yitirirler.

Bir zamanlar adalet timsali olan bu millet, bugün ne yazık ki hem yönetim kademelerinde hem de bireysel ilişkilerde adaletten uzaklaşmış durumdadır. Fatih Sultan Mehmet’in tebdili kıyafetle alışveriş yaparken şahit olduğu o meşhur dürüstlük manzarası, adalet duygusunun en küçük esnafa kadar nasıl işlediğinin kanıtıydı. Gayrimüslim bir mimarın, devletin padişahına dava açıp bu davayı kazanabilmesi, dünyayı hayran bırakan bir adalet anlayışı değil miydi?

Geldiğimiz noktada ise büyük bir boşlukla karşı karşıyayız: Gelirde, eğitimde ve sağlıkta adalet zayıflamış; aile içi hukuk ve komşuluk hakkı gözetilmez olmuştur. Ticaretten sanata, eğitimden sokaktaki tavırlarımıza kadar her alanda ciddi bir ahlaki erozyon yaşanmaktadır. Bunlar, bir milletin kaybolan asli değerleridir. Kendi değerlerini yitiren bir millet, özne olmaktan çıkarak başkalarının etkisinde kalan pasif bir topluluğa dönüşür.

 

NELERDEN ETKİLENDİK?

Örnekleri sayfalarca çoğaltabiliriz; hatta bu konu koca bir kitap hacmine ulaşabilir. Ancak bu köşe yazısında özetlemeye çalıştığımız bu "etkilenme" hali, toplum değerlerimizin ne kadar büyük bir zaafa uğradığını göstermektedir. Değerleri zaafa uğramış bir milletin bekasını sürdürmesi ise oldukça zordur.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —