Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik Doğrudan Yana Taraf
Dr. Recep ÖZTÜR

Dr. Recep ÖZTÜR

Tarih: 21.05.2026 19:46

ESMA-İ HÜSNA EKSENİNDE TEVHİD, MÜŞRİKLİK VE ÖZGÜR BİREY OLMA MÜCADELESİ

Facebook Twitter Linked-in

İslam dini, güce ve dünyevi otoritelere tapanları "müşrik" (ortak koşan) olarak tanımlar. İslam’ın özü ve kalbi olan Kelime-i Tevhid, yani "Lâ ilâhe illallah" nidası net bir biçimde haykırır ki: Yeryüzünde mutlak otorite, sahte güçler ve tiranlar yoktur; gerçek güç ve otorite yalnızca Allah’a aittir.

Bu hakikate kalpten inanan ve teslim olan kişiye Müslüman (Mümin) denir. Tevhid, bir anlamda insanın mutlak özgürlüğünün ilanıdır. Mümin, başka insanların gücüne boyun eğmeyen, kula kulluk etmeyen, yalnızca kendi iradesi ve yaratıcısının yasalarıyla var olan özgür bir bireydir.

Buna karşın Kur’an’ın sert bir dille eleştirdiği ve manevi birer "pislik" (necis) olarak nitelendirdiği müşrik zihniyet ise kendi özgür iradesini başkalarına ipotek edenlerdir. Müşrikler, gücün emrine girer, zalimin otoritesine inanır ve her zaman güçlü olanın yanında saf tutarlar. Onlar özgür birer birey değil; kula tapan, güce köle olan varlıklardır. Dolayısıyla prefrontal korteksini (vicdanını ve aklını) devre dışı bırakıp güce taptıkları için, hakiki manada "insan" olabilme şerefini yitirmişlerdir. Allah hepimizi yalnızca Kendisine kul olan özgür bireylerden eylesin.

Çoğunluğun Yanılgısı: Kur'an'ın Müşriklik Analizi

Yukarıda kurduğumuz felsefi ve nöro-tasavvufi çerçeve acı bir gerçeği gözler önüne sermektedir: Bugün toplumların çok büyük bir kısmı, farkında olarak ya da olmayarak güce tapmakta; yani dini tabirle "müşriklik" ve "küfür" bataklığında yaşamaktadır. Bu durum, insanlığın ortak makul aklının ve evrensel ahlaki değerlerinin (yani İslam’ın özünün) henüz toplumlara egemen olamadığını gösterir.

Nitekim Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, pek çok ayetinde insanlığın psikolojik ve sosyolojik zaafına işaret ederek bu acı gerçeği onaylar:

"Onların çoğu, ortak koşmaksızın Allah’a iman etmezler." (Yûsuf Suresi, 106)

Kur’an bize net bir şekilde saf, duru ve şirksiz bir iman üzere olanların her zaman azınlıkta kaldığını; çoğunluğun ise güce, paraya ve makama taparak gizli ya da açık bir şirk içinde hayatına devam ettiğini söyler.

Kısacası bu müşrik zihniyet; gücü kutsayan, zayıfı ezen, ahlak ve vicdan üretmesi gereken ön beyinlerini ilkel dürtülerin (limbik sistemin) emrine veren topluluklardır. Dünyayı bir cehenneme çevirenler de tam olarak bu güce tapan kitlelerdir; dolayısıyla hem bu dünyadaki hem de ötelerdeki akıbetleri, kendi elleriyle var ettikleri o cehennemden başka bir şey olmayacaktır.

Tevhid ve Şirk: Evrimsel Bilinç ile Nefis Mertebelerinin Kavşağı

Güce, otoriteye ve gücü elinde bulunduran tiranlara tapmak, hakiki insanlık bilinciyle asla bağdaşmaz. Gücü kutsamak; evrimsel sürecini henüz tamamlayamamış, medeniyetten uzak (bedevi) bir zihniyetin ve hayvansal güdüleriyle yaşayan "beşer" düzeyindeki canlıların bir fonksiyonudur. İlahiyat literatüründe bu ilkel duruma Şirk adı verilir. Bilindiği üzere şirk; insanın özgür iradesini parçalayan, bilincini esir alan, onurunu ayaklar altına alan ve onu "insan" olmaktan çıkarıp köleleştiren yıkıcı bir inanç biçimidir.

Buna karşılık, evrimsel ve ruhsal anlamda gerçek insanlık mertebesine erişmiş olanlar, yalnızca mutlak ve gerçek ilah olan Allah’a yönelirler. Bu dünya düzleminde Allah’a inanmak ve Tevhid'e ulaşmak; yalnızca şekli bir ibadet değil, evrensel, akli ve makul değerlere tam bir sadakatle uymaktır. İyilik, adalet, estetik, paylaşım, vicdan ve Kur'an'ın deyimiyle Salih Amel (faydalı/yapıcı davranış) üretmek, Tevhid’in yeryüzündeki pratik yansımasıdır.

Nefis Mertebeleri ve Evrimsel Duraklama

Bu açıdan bakıldığında, şirk bataklığında boğulan ve güce tapan kitleler, evrim sürecini zihnen ve ruhen tamamlayamamış, evrensel insanlık bilincine erişememiş varlıklardır. Tasavvuf psikolojisinin de isabetle belirttiği gibi bu kimseler, kötülüğü emreden ve ilkel dürtülerin (limbik sistemin) esiri olan Nefs-i Emmâre evresinde çakılı kalmışlardır. Dış görünüşleri insan olsa da pratikleri itibarıyla ilkel birer "insanımsı"dırlar.

Buna karşın, biyolojik ve ruhsal evrimini üst basamaklara taşımış, kendi hatalarını sorgulayabilen ve vicdanının sesini dinleyen Nefs-i Levvâme (kınayan/sorgulayan nefis) mertebesine ulaşmış bireyler, teolojik manada evrensel Tevhid bilincine sıçramış gerçek insanlardır.

Cennet ve Cehennemin Aynası: Kendini ilkel dürtülerden arındırıp aklın ve vicdanın rehberliğinde Tevhid'e ulaşan bu erdemli bireyler, evrensel yasalarca cennetle (huzur ve tekamülle) müjdelenenlerdir. Şirk içinde kalarak güce tapan, dünyayı kaosa ve zulme boğan primat zihniyetliler ise, hem bu dünyada hem de ötelerde cehennemin (azabın ve gerilemenin) dehşetiyle baş başa kalacak olan topluluklardır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —