Said Paşa , Kastamonu Valisi iken, cehalet nedeniyle hapishanelerde gençliğini heder eden insanları görünce, onlara bir “Nasihat ve Tenbihnâme” yazarak 1651 nüsha bastırarak bütün vilayete dağıtmıştır. Bir Valinin duyarlılığına bakar mısınız ? 30 Nisan 1879 da yazıp dağıttığı bu nasihatnameyi sizler için sadeleştirdim …
Bilcümle Kastamonu Vilayet-i Ahalisine Nasihat ve Tenbihnamedir
Ey Vilâyet Ahalisi!
Gerek vilâyet merkezi ve gerek sancak merkezi ve kazalar hapishanelerinde öldürme , hırsızlık ve her türlü eşkıyalık ve cinayetten mahkum ,zararlı şahısların çokluğunu adı geçen şahıslardan başka halk arasında cereyan eden muamelelerde bir takım yalan ve desiselerde bir birlerini aldatmak ve nefsi kinini icra etmek ve kendi menfaatini başkalarının zararında aramak gibi hallerin gittikçe arttığını üzüntüyle görmekteyim. Bu gayr-ı meşru haller , İslam ve insaniyet prensiplerine tamamen aykırıdır. Gerçi bir cemiyette övülecek sıfatlarda iyiler de bulunur. Bunun aksi olarak kötü ahlaklı , rezil tavırlarıyla halkı rahatsız eden kötüler de bulunur. Lakin bu tür zararlı ve rezil şahısların çoğunlukta bulunması neyi ispat eder? O cemiyet fertlerinin insani meziyetleri güzel hasletlerinin , düşük halde olduğunu ispat eder.
Bu gayr-ı ahlâkî vaziyetlere daima işiyle gücüyle meşgul olan ehl-i namus ve edebin teessüf etmemeleri kabil değildir. Böyle kendi işleriyle meşgul oldukları halde ırz ve edepleriyle yaşamakta olan ahalinin hukukunu rezil ve muzır güruhun şerlerinden sakındırmak ve korumak ve hükûmetin aslî vazifelerinden olduğundan bu tür şahıslar kanunun pençesine yakalanarak , prangalarda hapishanelerde kendilerinin en aziz olup bir daha ele geçmez olan ömürlerini tüketip gittiklerinden , bu şahıslar kendilerini cemiyetten ayırmışlar , vatandaşlarının nefretini celp etmişler ve onlara aleme ne derece rüsvay olduklarını bildirmişlerdir. Cenabı Hakkın insan verdiği bunca nimetlerden kendilerini mahrum etmiş bulunuyorlar. Bu ne fena ve ne acınacak bir haldir. Acaba böyle hallere kendini kaptırmış olan bu eşkıya ve muzırr güruh azıcık insafla düşünmüş olsalar , nedamet edip te şimdiye kadar devam etmiş oldukları eşkıyalık yolunu ve kötü fiillerden bütün bütün yüz çevirip , doğru yola ve insaniyete meyletmezler mi? Elbette etmeleri lazım gelir. Evvel emirde kötülükleriyle kendilerini insan menzilesinden çıkarıp, ömürlerini pranga ve hapishanelerde tüketmekte ve suç ve kabahat ve isyan ederek , kendi evlatlarına mazarrat miras bırakma yolunda bulunup ta henüz kanun pençesine düşmemiş muzırr şahıslara derim ki :
Bu âlemde bir adam , meşru surette her ne yaparsa kendi şahsi menfaati için yapar. Akıl ve insaf huzurunda sizin gayr-ı meşru fiillerinizi muhakeme edelim. Bakalım bu fiil ve hareketleriniz siz fayda mı yoksa zarar mı getirmiştir. Sizler gerek Allah ve gerek insanlığa karşı mücrim ve âsi olduğunuzdan ömürlerinizi sefaletle pranga hapishanelerinde geçirmektesiniz. Bu münasebetle aile ve çocuklarınızı aç ve bî-ilaç bırakarak onları da kendiniz gibi sefalete düçar ederek ömürlerini âh ve enîn ile geçmelerine sebep olmaktasınız. Gerek komşularınızın ve gerek bil-cümle ehl-i namus ve edebin nefretini üzerinize celp ettiğiniz , hiç kimse tarafından size acınmayıp şeref ve insani meziyetlerden mahrum olduğunuz halde adeta hayvanlar gibi kalan ömrünüzü tüketip gitmektesiniz. Bir adamın gayr-ı meşru ve rezil hareketleri kendisini böyle ağza alınmayacak surette musibet ve fena hallere düçar eylemesi şahsi menfaatine hizmet midir? Elbette değildir. Değil ise kötülükleri bu gayr-ı meşru fiileri niçin irtikâb etmeli? Zerre kadar aklı olan bu kadarcık da mı düşünmez? Eğer bütün aklını kaybetmiş ise , diyeceğim yok. Şu sözlerimi insafla dinleyiniz ; bir adam kendisinin istemediği ve hazz etmediği ve hakk görmediği fiilleri diğerlerine asla reva görmemelidir. Mesela bir katil, kendisinin öldürülmesini ister mi? Elbette istemez. Öyle ise , başkalarına da insaf ile muamele etmeli. Bir hırsız veya haydut kendi malının çalınmasına veya zorla alınmasına razı olur mu? Elbette olmaz. Öyle ise , akıl ve insafla hareket ederek, başkalarının malına el sürmemeli. Bir adam kendi ailesinin ırz ve namusuna saldırılmasını ister mi? Elbette istemez. Öyle ise zerre kadar akıl ve insafa sahip olan böyle adi bir fiil işler mi? Bir adam, yalan ve hile ile kendi malının ve parasının elinden çıktığını görmek ister mi? Elbette istemez. Öyle ise bununla suçlananlar, niçin başkaları hakkında yalan ve hile yaparlar? Bir adam kendisine kin ve nefsaniyetle iftira edilsin ister mi? Elbette istemez. Niçin diğerine kin ve nefsaniyet ve bühtan etmeli? Bu kötü bir ahlak değil mi? Bu kadar misal yeterlidir. İşte bu ifadelerimden muradım gerek hukuka tecavüz ve gerek ve sevabı bırakarak her çeşit eşkıyalığı irtikâp ile halkın asayişini bozanlar hem kendilerini hem de aile ve akrabalarını ne büyük musibetlere bulaştırdıklarını ve bu alemde selamet ve saadetin mutlaka edep ve insanlık dairesinde çalışmak ve huzur içerisinde yaşamak olduğunu anlatmaktan ibarettir.
İkinci mertebede bil-umum ahaliye hitaben derim ki : İçinizde, kul hakkına tecavüz etmek ve insan adabına karşı hal ve harekette bulunmak , başkalarına kin ve nefsaniyetle kötü ahlakı kendisine sermaye edinerek insanlık pazarını bu sermaye ile pis ve murdar etmek ve özellikle yalan söylemek gibi din ve insaniyetin nehyettiği filleri irtikâp edenlere , bu hal ve hareketlerine nedamet edip Hak Yoluna dönmelerini bilhassa nasihat ederim. Zira böyle haller ve gayr-ı meşru hareketlerde bulunanlar , behemehâl cezaya müstahak olurlar. Bu ise yukarıda beyan ettiğim gibi aziz ömürlerini tuttuklu olarak tüketmiş ve Halik ve mahluk yanında kendilerini rüsvay ederek ailesiyle beraber rezil ve sefil oluyorlar. Bu iyi mi? İnsan akıl sahibidir. Zerre kadar aklı olan bir adam zikrolunan g. meşru fiileri işleyerek , sonunda bile bile bunun cezasını yüklenerek ömrünü sefalet ve rezaletle tükenmesine nasıl razı olur? Edep ve insanlık dairesinde hareket ederek rahat ve asayiş içerisinde yaşamak daha iyi değil mi? Bu dediğim şeyler müşkül meseleler değil ki akl edilmesin. Aklını bütün bütün kaybetmiş mecnunlardan başka vasat akla sahip herkes anlayabilir. Bu takdirde her türlü kabahat , hırsızlık ve cinayet kötü fiillerini ve yalan söylemek garaz ve nefsaniyet etmek kötü ahlakını terk eylemenizi ve bir birinizle kardeş gibi geçinmenizi , ibadet ve taatte gevşeklik ve kusur etmemenizi asla tembellik etmeyip işiniz gücünüzle meşgul olmanızı ve büyüklerinize hürmet ederek insani âdabda bulunmanızı velhasıl İslam şeref ve meziyeti ve insaniyetten kendinizi asla mahrum etmemenizi böylece dünya ve ahiret kurtuluş ve selamete ulaşmanızı bilhassa tavsiye ederim. Gerçi hukuka tecavüze cüret edenler , gayr-ı meşru fiilleri irtikab eden muzırr şahıslar kanunun pençesinden ve cezadan yakayı kurtaramaz ise de bil-cümle ahaliye nasihat ve tenbih etmek akla ve hikmete uygun olduğundan işbu nasihat ve tenbihnamenin ilanına lüzum gördüm. İşbu nasihat ve tenbihname her kasaba ve her divana gönderilerek , ahali toplanarak güzelce okuyup beyan olunacağı gibi hapishanede bulunan mahkumlara da okunup açıklanacak ve bundan sonra daima göz önünde olup hatırdan çıkarılmamak için telef ve zayi edilmeyerek kasabalarda ve münasip mahallerde , hapishanelerde ve divanlarda muhtarlar hanelerinde asıp muhafaza edeceklerdir.
Said
1 Cemaziyelevvel sene 1296 – ve 18 Nisan sene 1295 [1]
(30 Nisan 1879)
[1] Erkan, Davud, Eğinli Said Paşa’nın Hatıratı , Bengi yy. İst, 2011 sh : 371-374
ibrahimyildirim_99@hotmail.com