Bugünkü sohbetimizde, Devlet-i Aliyeyi Birinci Dünya Savaşına sokan ve sonuçta bize bir Cihan Devletinin kaybına sebep olan İttihat Ve Terakkinin Lideri , Talat Paşa’nın 33 yıl Devlet idaresinde söz sahibi olmuş , II. Abdülhamid’in görüşlerine müracaatını, Ali Fethi Okyar’ın kaleminden takdim edeceğim. Buyurunuz :
TALAT PAŞA BEYLERBEYİ SARAINDA SABIK SULTAN ABDÜLHAMİD’İ ZİYARET EDİYOR !..
1917 başlarında Alman ilerleyişi durmuş , hemen hemen bütün cephelerde mevzi harbi başlamıştı. Askerlerimiz bin bir yokluk içinde dokuz cephede şan ve şerefle , ırklarına has bir yiğitlikle dövüşüyorlardı. Müttefiklerimiz bize vaad ettikleri yardımı yapamıyorlar , belki de yapmıyorlardı. Beraberce aynı safta harp ettiğimiz Alman , Avusturya, Bulgaristan’dan ayrı olarak , İtilaf Devletleri , İngiltere , Fransa ve Rusya ile münferit sulh yapmayı deneyen ve o tarihte tarafsız İsviçre’de yaşayan Prens Sabahattin’den gelen haber dahil, vatanın kaderini doğrudan ilgilendiren , temel konular üzerinde Sultan Hamid’in neler düşündüğünü öğrenme ihtiyacı duyan Talat Paşa, beraberine Sadaret Müsteşarı Ali Fuat Bey’le (Ali Fuat Türkgeldi) , Matbuat ve İstihbarat Umum Müdür Muavini Ercüment Ekrem (Talu) Bey’i alarak Beylerbeyi Sarayına gitmiş. Onlar muhafızlık dairesinde kalmışlar, kendisi tek başına sabık Hakan’ın huzuruna çıkmış .
Talat Paşa , mevzuyu , son olayları kısaca açıkladıktan sonra, neler tavsiye ettiğine getirince , Sultan Hamid, İttihat ve Terakki Liderinin yüzüne bir süre gözlerini kırpmadan dikkatle bakmış, sonra sakin ve heyecansız demiş ki :
-“Bahsettiğiniz meseleler, mevzunun azameti önünde münferit ve takip edilen yolun tabii hadiseleridir. Benden sonra bambaşka bir siyaset takip edilmiştir.
Bosna-Hersek ; Avusturya- Rusya meselesi olmaktan çıkarılmış , Osmanlı – Avusturya Meselesi yapılmıştır.
Girit ; İngiltere- Rusya Meselesi olmaktan çıkarılmış, Osmanlı – Yunan Meselesi haline getirilmiştir.
Asla affedilmez gaflet olarak Yunan- Bulgar Kiliseleri arasındaki ihtilafı elinizle hallettiniz ve Balkan İttifakına yol açtınız.
Ancak hususi imtiyazlarla devletle irtibatını muhafaza eden Arnavutları , Sırp – Karadağ – İtalyan tahriklerine açık kapı yaptınız.
Mebusan Meclisinin karar hakkını Türk ve Müslümandan gayrıların birleşmesine imkan verecek tehlikeli neticeye sahne kıldınız.
Bütün bu hatalarla devletin istinat ettiği siyasi muvazene mihveri mecrasından çıkmış oldu. Böylelikle üzerimizdeki emel ve ihtiras sahipleri , kendi aralarındaki rekabetin hududunu aştılar. Biri diğerinden evvel harekete geçmek için fırsat aradılar. Teşebbüse geçenlerin rakipleri de hadiselerin neticesini beklediler. Eğer Balkan Harbi olmasaydı, Cihan Harbi çıkar mıydı?”
Talat Paşa susmuş… Sultan Hamid karşısındakinin daha çok o günün meseleleri üzerinde neler düşündüğünü öğrenmek için geldiğini anlayınca şöyle demiş :
“ Bu harbi denizlerde hakim olan kazanır. Almanların tabii menbaları mahduttur. Biz geniş hudutları müdafaada müşkilat çekeriz, çünkü bütün silah ve malzemelerimizi hariçten alırız. 1293 ( 1877-1878 ) Osmanlı – Rus Harbini ilk cephede idare eden Gazi Osman ve Gazi Muhtar Paşalardan dinlemişimdir. “ “Eğer bu harp sahası bu kadar geniş olmasaydı , düşman hiçbir zaman İstanbul önlerine gelemezdi” demişlerdir. Eğer bu harbe girmek zaruret oldu ise, hiç değilse mümkün mertebe dar cephelerde muharebe etmek ve uzak yerleri de mahalli halkın ekseriyeti teşkil ettiği kuvvetlerle müdafaa etmek tarzını tercih etmek şarttı. Sebepleri münakaşa etmeyeceğim. Fakat görülüyor ki bunu da temin ve tatbik etmek mümkün olmamıştır. Böylelikle çıkan neticeleri tabii telakki etmek mecburiyeti var. Bunları evvelinden derpiş etmiş olduğunuzu kabul etmek lazım. Aksi ise, neticeler öne yığıldığı zaman fikir sormanın ne manası var?”
Talat Paşa, kendi tabiriyle “ bu nazik haşlama” önünde susmuş , verecek cevap bulamamış…
( Ali Fethi Okyar, Sultan II. Abdülhamd Han’la 113 Gün, Akıl-Fikir yy. İst. 2017 sh : 245-246 )