Son yıllarda dünyada ve özellikle bölgemizde sıkça tartışılan bir soru var: Devletler güçlü kişilerle mi, yoksa güçlü kurallarla mı yönetilmelidir?
Bu sorunun cevabı, bir ülkenin hukuk anlayışını ve devlet geleneğini de ortaya koyar. Gelişmiş demokrasilerde kişiler değil kurallar konuşur. İlişkiler değil hukuk belirleyici olur. Devletin saygınlığı da gücü de buradan doğar.
Toplumların huzur ve güven içinde yaşayabilmesinin temel şartı, kuralların herkese eşit uygulanmasıdır. Devlet yönetiminde dostluk, akrabalık, yandaşlık ve çıkar ilişkileri değil; hukuk ve adalet esas olmalıdır.
Yıllar önce Almanya’da yaşanan bir olay bu gerçeği çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
Bonn'da yaşayan ikinci kuşaktan Şafak Bey(*), bir işi nedeniyle Berlin'e gitmeye hazırlanırken Alman komşusu Hans da kendisine eşlik etmek istediğini söyler. Şafak Bey bu teklifi memnuniyetle karşılar.
Yol boyunca sohbet edilir, birlikte yemek yenir, molalarda çay ve kahve içilir. İki komşu oldukça keyifli bir Bonn-Berlin yolculuğu yapar.
Berlin'deki işlerini hallettikten sonra Bonn'a dönerler.
Ancak yaklaşık bir hafta sonra Şafak Bey'in evine bir trafik cezası gelir. Gerekçe, yolculuk sırasında iki ayrı noktada hız sınırının aşılmasıdır.
Şafak Bey şaşkındır. Çünkü herhangi bir polis kontrolüyle karşılaşmamıştır. Üstelik hız yaptığı bölgelerde ne başka bir araç ne de bir yaya vardır. Merakla komşusu Hans'a durumu sorar.
Hans’ın cevabı nettir:
“Şikâyeti ben yaptım. Çünkü hız sınırını aştın. Kurallara uyulmasını sağlamak benim de vatandaşlık görevimdir.”
Şafak Bey için bu cevap adeta bir şoktur.
Birlikte yolculuk yaptığı, yıllardır komşuluk ettiği kişinin kendisini şikâyet etmesini anlamakta zorlanır.
Oysa asıl ders tam da burada gizlidir.
Hans için dostluk değerlidir. Ancak, kurallara uygun davranmak daha da değerlidir.
Çünkü gelişmiş demokrasi kültüründe kişiler kanunları kendilerine göre yorumlamaz; kendileri kanunlara göre hareket ederler. Hukuk, kişilere göre eğilip bükülmez. Tam tersine kişiler hukukun çizdiği sınırlar içinde davranır.
Demokratik toplumlarda vatandaş yalnızca hak talep eden bir birey değildir.
Aynı zamanda toplumsal düzeni korumak, gerektiğinde soru sormak, eleştirmek ve hukukun işlemesine katkı sunmaktır.
Bu nedenle Hans’ın davranışı ihbarcılık değil; vatandaşlık sorumluluğunun bir yansımasıdır.
Güçlü demokrasilerde denetim sadece devlet kurumlarıyla değil, bilinçli vatandaşlarla da sağlanır. Yani halkın denetimi…
Devletleri güçlü yapan şey, kuralların herkese eşit uygulanmasıdır.
Eğer hukuk; dostluğa, akrabalığa, siyasi yakınlığa veya kişisel çıkarlara göre işlemeye başlarsa ilk yara alan adalet olur.
Adalet zedelendiğinde güven sarsılır. Güven sarsıldığında ise devletin kurumları güç kaybeder.
Bu nedenle devlet yönetimi;
Duygularla değil hukukla,
Sadakatle değil liyakatle,
Kişisel tercihlerle değil adaletle yürütülmelidir.
Adalet, yalnızca hoşumuza giden durumlarda değil; gerektiğinde kendi yakınımızın ve hatta kendi çıkarımızın karşısında da ayakta kalabildiğinde gerçek anlamını bulur.
Nitekim Nisa Suresi’nin 135. ayeti bu konuda son derece açık bir mesaj yüklüdür.
“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutunuz; kendinizin, anne babanızın ve akrabanızın aleyhinde de olsa adaletten ayrılmayınız...”
Bonn-Berlin yolculuğunda yaşanan bu olay, sıradan bir trafik cezası hikâyesi gibi görünebilir.
Ancak satır aralarında devlet yönetimine dair çok büyük bir ders saklıdır.
Duyguların sınırı (geçici) vardır; hukukun ise ilkeleri (kalıcı) vardır.
Bir ülkeyi güçlü yapan şey insanların birbirini sevmesi değil; sevdiklerine rağmen adaleti savunabilmesidir.
Dostluklar, akrabalıklar ve kişisel ilişkiler elbette değerlidir. Fakat devlet düzeni bunların üzerine değil, adaletin üzerine inşa edilir.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; kişilere göre değişmeyen, herkese eşit uygulanan bir hukuk anlayışıdır.
Çünkü devletin gerçek gücü, kişilerin keyfî davranışlarından değil; istisnasız herkese aynı şekilde işleyen adalet mekanizmasından doğar.
Ve unutulmamalıdır ki;
Güç adaleti korursa devlet büyür, güçlenir, adalet güce teslim olursa devlet çözülmeye başlar.
______________
(*) Müstear isim…