Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik Doğrudan Yana Taraf
YUNUS TOPUZ Eğitimci/Yazar

YUNUS TOPUZ Eğitimci/Yazar

Tarih: 15.04.2026 21:08

DERS: MİLLİ GÜVENLİK KONU: SSÇ

Facebook Twitter Linked-in

İki gün arayla okullarımızda meydana gelen silahlı saldırı olayları akıllarda ciddi soru işaretleri bıraktı. 

İlk saldırı bir meslek lisesinde gerçekleşti ve aklımıza ilk gelen husus, on iki yıllık zorunlu eğitim oldu. Ülke gündeminde uzun süredir zorunlu eğitimin fazla uzun olduğu; akademik bir hedefi ya da planı olmayan öğrencilerin okullarda çeşitli sorunlara yol açtığı konuşuluyordu. Ancak ikinci saldırının bir ortaokulda meydana gelmesi ve saldırıyı gerçekleştiren çocuğun babasının polis olduğunun ortaya çıkması, meseleyi daha farklı bir boyuta taşıdı. Söz konusu çocuk, babasına ait silahlarla bu saldırıyı gerçekleştirmişti.

Ben bu iki olayın birbirinden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizde eğitimine devam etmeyen binlerce çocuğun suça sürüklendiği gerçeği göz önüne alındığında, mesele yalnızca zorunlu eğitim süresinin uzunluğu değildir. Okulların fiziki güvenliğini ne kadar artırırsak artıralım, girişlere X-ray cihazları yerleştirsek, hatta adeta karakol düzeni kursak bile meselenin özünü kavramadan bu tür olayların önüne geçemeyiz.

Bu mesele, ülkemiz açısından hem sosyolojik hem de tarihsel bir zaman meselesidir. Bana göre bu sürecin en büyük sorumlularından biri RTÜK, ardından BTK’dır. Sosyal medya ve internet ortamında ciddi güvenlik açıkları bulunmaktadır. Çocuklarımızın oyunlar, uygulamalar ve sosyal medya üzerinden kimlerle temas kurduğunu çoğu zaman bilemiyoruz. Sosyal medya erişim yaşının artırılması tek başına çözüm değildir.

Söz konusu dijital platformlarda çocuklar suça özendirilmektedir. Suça sürüklenen çocukların işlediği cinayetlerin günlerce televizyonlarda yayınlanması dahi bir özendirme işlevi görmektedir. Televizyon dizileri, illegal hayatları, katilleri ve haydutları adeta kahraman gibi sunmaktadır. Bu durum, çocukları suç işlemeye yönlendiren bir yarış ortamı oluşturmaktadır. Akran zorbalığı ise artık masum bir kavram olmaktan çıkmıştır. Çocukların bombalandığı bir coğrafyadan, çocukların birbirini öldürdüğü bir coğrafyaya doğru sürükleniyoruz.

Bu iki menfur olayı gerçekleştiren çocukların telefon ve bilgisayarları detaylı şekilde incelendiğinde; WhatsApp ve benzeri iletişim araçları üzerinden kimlerle irtibat kurduklarının ortaya çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Bu tür incelemeler, olayların arka planına ışık tutacaktır.

Bugün geldiğimiz noktada şunu söylemek gerekir: Suça sürüklenen çocuklar değil, dış etkenlerle suça yönlendirilen çocuklar vardır. Türkiye’de terörün büyük ölçüde etkisiz hale getirilmesiyle birlikte, düşman unsurların farklı planları devreye soktuğu düşünülebilir.

Bu nedenle, yalnızca palyatif ve polisiye tedbirlerle bu sorunun kökü kazınamaz. Ülkemizde 18 yaş altındaki bireylerin akıllı telefon ve internet kullanımına erişimi, en az silah ruhsatı kadar sıkı kurallara bağlanmalıdır. Bu yaş grubunda internet kullanımı yalnızca iletişim amaçlı sınırlandırılmalıdır.

Okullarda dijitalleşme politikaları yeniden gözden geçirilmeli; gerekirse bu süreç tersine çevrilmelidir. Nitekim birçok Batı ülkesi sınıflardan akıllı tahtaları kaldırmış, telefon kullanımını yasaklamıştır. Dış istihbarat unsurlarının çocuklara ulaşabileceği tüm dijital kanalların kapatılması, artık bir tercih değil, zorunluluktur.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —