Gelin dostlar, gelin biraz dertleşelim; çünkü sanki hepimiz aynı süratli trenin içinde, nereye gittiğimizi bilmeden pencereleri kapalı seyahat ediyoruz. Farkında mısınız, dışarıda dünya tüm hızıyla dönüyor ama biz o dünyanın ruhuna dokunmayı çoktan bıraktık. Mallarımız, mülklerimiz katlanarak arttı da, o eşyaların içinde huzur bulacak keyfimiz bir mum gibi eridi. Eskiden küçük evlerde büyük sofralar kurulur, gönüller bir olurdu; şimdi devasa malikanelerde, akıllı telefonların ışığında birbirine yabancılaşmış küçücük ailelerle, hatta sadece kendi gölgemizle yaşıyoruz.
Konforumuz arttı artmasına, lakin o konforun bedelini zamanımızla ödedik. Modern hayat bize "hız" sattı ama karşılığında "huzuru" aldı. Duvarlarımız diplomalarla dolu, her birimiz birer uzman kesildik; ne var ki o kadar bilginin içinde en temel sağduyuyu, yani insan olmanın o yalın bilgeliğini kaybettik. İlaçlar çoğaldı, eczaneler dolup taştı ama ruhumuzdaki o kadim boşluğu dindirmeye yetmiyor. Çok para harcıyoruz ama bir dostun samimi kahkahasıyla şenlenen o eski, katıksız gülüşlerimizi özlüyoruz. Para kazanmayı, kariyer yapmayı, yükselmeyi öğrendik de; bir gönle girmeyi, bir yuvayı sabır ve hoşgörü harcıyla örmeyi beceremedik.
Acele etmeyi bir meziyet saydık, her yere yetişmeye çalıştık ama kendimize geç kaldık. Gelirimiz arttıkça karakterimiz, o sert ve dik duruşumuz zayıfladı; tanıdıklarımız binleri buldu da, dar geçitlerde elimizden tutacak dostlar birer birer eksildi. İşte tam burada durup, asırlar öncesinden bugüne yankılanan o eşsiz sese kulak vermeli: Bizim Yunus, "Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz" derken aslında modern insanın tüm dertlerine tek bir reçete yazmıştı. Dünyanın mülkü, hırsı ve kavgası gelip geçicidir; geriye kalan tek hakikat, birbirimizin yüreğinde bıraktığımız o sıcak izdir.
Bilgiyi sadece bir güç objesi olarak değil, iyiliğe, güzele ve dayanışmaya dönüştürebildiğimiz an gerçek insan olacağız. Bilgi, eğer bizi hoşgörüye ulaştırmıyorsa, sadece sırtımızda taşıdığımız ağır bir küfedir. Dostluğun ve arkadaşlığın o şifalı elini tutmalı, bencilce çabalarımızı toplumsal bir kucaklaşmaya feda etmeliyiz. Mevlana’nın dediği gibi, "Sevgiyle acılar tatlılaşır, sevgiyle bakırlar altın olur." Bizim de paslanan ruhlarımızı sevgiyle cilalamaktan başka çaremiz yok.
Nihayetinde, tıp ve teknolojiyle hayata yıllar eklemeyi başardık belki, ama asıl mesele o yılların içine ne kadar "hayat" sığdırdığımızdır. Varlığımızı artırırken değerlerimizi yitirdiysek, aslında en büyük iflası yaşamışız demektir. Hayat, istiflediğimiz eşyalar değil, bölüştüğümüz ekmek ve samimiyetle büyüttüğümüz o koca sevgidir. Gelin dostlar, dünya kimseye kalmayacağına göre; kavgayı, hırsı ve kibri bir kenara bırakıp sadece sevginin diliyle konuşalım.
Sahi, siz de farkında mısınız; her şeyimiz tam ama bir tek eksiğimiz "birlik" olmak.
Hakka varmak istiyorsak,
Özü sözü bir olalım.
Aşk gömleğin giyiyorsak,
Ta gönülden yâr olalım.
Ayırma hiç, kulu, kuldan.
Sapma asla, doğru yoldan.
İncinmesin, kimse dilden.
Hiç'lik ile, var olalım.
Hiç bir kulu ayırmadan.
Kimseleri kayırmadan.
Hakir görüp, buyurmadan.
Siz, biz değil, bir olalım.
Hoşça kalın gönülde kalın sevgilerimle...