Aile yuvasının en değerli meyvesi olan çocuklar, bir toplumun gelecekteki varlığının ve bekasının temelini oluşturur. Bu nedenle ailede çocuk sahibi olmak, evlilik değerlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Çocuk sahibi olmanın ötesinde, onların doğru bir şekilde yetiştirilmesi de büyük önem taşır. Eğitim sorumluluğu genel çerçevede devlete ait olsa da, bireysel gelişimde ailenin sunduğu temel eğitim çok daha belirleyicidir. Bu eğitime çocuk henüz küçük yaştayken başlanmalıdır.
Eğitimde sözlü anlatım yaygın olsa da görsel eğitimin gücü yadsınamaz. Eğitimin sadece anlatımla sınırlı kalmayıp uygulama ile desteklendiğinde çok daha faydalı olduğu bilinmektedir. Ebeveyn olarak bizzat uygulamadığınız bir değeri çocuğa sadece anlatarak öğretemezsiniz. Önce siz yapmalı ve yaşamalısınız ki çocuk da sizden gördüğünü modelleyerek benimsesin.
Çocukların ilk rol modelleri anne, baba ve büyük kardeşleri vede çevresinde gördükleridir. Küçük yaştaki çocuklar, çevrelerindeki büyüklerin davranışlarını dikkatle takip eder ve taklit ederler. Çevrede olup bitenleri zihinlerine kaydeder ve geleceklerini bu gözlemlere göre şekillendirirler. Elbette sadece örnek olmak yetmez; çocuklarla sağlıklı bir iletişim kurmak ve onlarla konuşmak da bir o kadar kritiktir.
Çocuklar mümkün olduğunca evde, parkta ve doğada vakit geçirmeli; toprakla, çamurla ve dış dünyayla temas kurarak enerjilerini atmalıdır. Doğal yollarla enerjisini boşaltamayan çocuklarda zamanla hırçınlık ve "enerji patlaması" görülebilir. Bu durum, ilerleyen yaşlarda daha ciddi davranış problemlerine zemin hazırlayabilir.
15 Yaş Üstü: Ergenlik ve Kişisel Gelişim
15 yaşından sonra çocuklar, ergenliğin getirdiği fiziksel ve ruhsal değişimlerin yanı sıra büyümenin verdiği öz güvenle kendilerini ön plana çıkarmak isterler. Bu dönemde ebeveynler dengeli bir yaklaşım sergilemelidir. Çocuğun kendi kararlarını vermesi ve iradesini kullanması ve sorumluluk sahibi olmaları kontrollü bir şekilde teşvik edilmelidir. Okul ve sosyal yaşam arasındaki denge, rehberlik eşliğinde korunmalıdır.
Günümüz ailelerinin yaptığı en yaygın hata, "Ben sıkıntı çektim, çocuğum çekmesin, ben yaşamadım çocuğum yaşasın" düşüncesidir. Oysa ki hayatın getirdiği zorluklar ve rahatlık dengeli bir şekilde tecrübe edildiğinde, birey geleceğe daha sağlam adımlarla hazırlanır. Çocuklara, aile desteği olsa dahi kendi ayakları üzerinde durabilme becerisi kazandırılmalıdır. Bu denge kurulmadığında çocuk ya içe kapanık ve bağımlı bir birey haline gelir ya da hatalı yollara sapmaya meyilli olur. Maddi imkânlara sahip ancak sorumsuz bir gençten ziyade; kısıtlı imkânlarla sorumluluk bilinciyle yetişen bir genç, zorluklar karşısında daha dayanıklı olacaktır.
Sonuç: Aile, Okul, Sokak ve Teknoloji Dörtgeni
Çocukların eğitimi; aile, okul ve sokak üçgeninde ilerler. Ancak günümüzde bu denkleme "teknoloji" faktörü de eklenmiştir. Bu dört unsur arasındaki denge sağlanamadığında vahim sonuçlar kaçınılmazdır. Dengesizlik durumunda çocuk, ya kendi hayatını idare edemeyen bağımlı bir bireye ya da kontrolsüz etkilerle suça meyilli bir kişiliğe dönüşebilir. Teknolojinin esiri olmuş ve sokağın olumsuzluklarına yenik düşmüş bir çocukta, aile ve okulun verdiği eğitim maalesef etkisiz kalacaktır.
Günümüzde aile okula, okul ise aileye güven duymaz bir noktaya gelmiştir. Bu güvensizlik ortamında kazanan taraf sokak ve kontrolsüz teknoloji olmaktadır. Toplumda sıkça karşılaştığımız olumsuz olayların temelinde; aile, okul, sokak ve teknolojinin çocuk üzerindeki etkisinin doğru yönetilememesi yatmaktadır.