Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik
MEHMET CEYLAN

MEHMET CEYLAN

Tarih: 31.05.2026 10:03

CHP’DE İKİ BAŞLILIK SONRASI: TÜRK SİYASETİNDE YENİ OLUŞUM VE YENİ GÜÇLER

Facebook Twitter Linked-in

Türk siyasi tarihinde eşine rastlanmamış bir dönemden geçiyoruz. Bugüne kadar partilerden koparak yeni oluşumlara giden pek çok hareket gördük. Ayrılanların kurduğu partilerden kimi kalıcı oldu, kimi ise seçmenden karşılık bulamayarak siyaset sahnesinden silindi. Bu ayrışmalar içinde kitleleri peşinden sürüklemeyi başaran en belirgin örnekler Demokrat Parti, AK Parti ve iktidara gelemese de ciddi bir oy oranına ulaşan İYİ Parti oldu. Bunların dışındaki kopuşlar, genellikle seçmen nezdinde güçlü bir teveccühe dönüşmedi.

Çok partili döneme geçişte ilk büyük ayrışma Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içinde yaşandı. Celal Bayar liderliğindeki kadro Demokrat Parti’yi (DP) kurarak iktidara taşındı. İlerleyen yıllarda DP’den ayrılarak kurulan Millet Partisi veya MHP’den ayrılan Büyük Birlik Partisi (BBP) gibi yapılar, kitlesel seçim başarıları yakalayamasalar da köklü birer siyasi ekol olarak varlıklarını sürdürdüler. Yakın tarihte ise Fazilet Partisi’nden ayrılan Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibi "yenilikçiler", AK Parti’yi kurarak iktidara geldiler ve ülkeyi uzun süredir yönetiyorlar. Benzer şekilde MHP’den ayrılan Meral Akşener’in kurduğu İYİ Parti de tek başına iktidar olamadı ancak %10 bandında oy alarak anahtar parti konumuna yükseldi. Bu istisnalar dışında, çeşitli partilerden koparak kurulan düzinelerce hareket ise marjinal oy oranlarında kaldı.

Tarihsel sürece bakıldığında, Demokrat Parti hariç, seçmen nezdinde karşılık bulan bu büyük kopuşların neredeyse tamamı sağ partilerde gerçekleşti. CHP’den DP dışında ayrılan hiçbir hareket halkta geniş bir yankı bulmadı. Sol siyasette tek istisna, 12 Eylül sonrası partileşme sürecinde kurulan Demokratik Sol Parti’nin (DSP) 1999 seçimlerinde birinci parti çıkarak koalisyon başbakanlığını üstlenmesi oldu.

CHP'DE "İKİ BAŞLILIK" VE HUKUKİ KRİZ

Bugün ise Türk siyaseti, ezberleri bozan bambaşka bir dönemece girdi. Anayasa'nın açık hükümlerine ve seçimlerde tek yetkili merci olarak Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) işaret etmesine rağmen; yerel bir mahkemenin verdiği kararla CHP, fiilen "iki başlı" bir yapıya büründü. Siyasete partizan kaygılardan uzak, rasyonel bir gözle bakıldığında; gelecekte emsal teşkil edecek bu karar, anayasal düzenin çiğnenmesi anlamına gelmektedir ve ülke geleceği açısından son derece sancılı bir sürecin habercisidir. Meselenin hukuki boyutunu hukukçulara bırakarak, bu durumun siyasetin yönünü nasıl tayin edeceğine odaklanmak gerekir.

Türk siyasetinin yakın tarihine bakıldığında, süreçlerin genellikle "toplum mühendisleri" tarafından hazırlanan projeler üzerine oturduğu görülür. Özellikle güçlü kitle destekleriyle iktidara gelen partiler, hep kriz dönemlerinin ardından sahneye çıkmış; belirli odakların rüzgârını arkasına alarak seçmeni konsolide etmiştir. Elbette her yeni proje farklı bir fotoğraflarla, farklı renklerle ve yeni ambalajlarla süslenmiştir; adı ve görselliği değişse de işletilen mekanizma hep aynı kalmıştır. Bugün de yine farklı bir görsel ve renkle benzer bir senaryoyu izliyoruz.

Süreci hatırlayalım: 2023 yılında yapılan CHP Kurultayı'nda iki adaydan biri olan Özgür Özel genel başkan seçildi. Ancak bu kurultaydan üç yıl sonra, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, kurultay hakkında "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) kararı verdi. Yargı eliyle alınan bu kararla CHP Genel Başkanlığı, kurultay öncesindeki lider Kemal Kılıçdaroğlu’na iade edildi. Bu kararı tanımayan Özgür Özel genel merkezi boşaltsa da Meclis’teki grup odasından mücadelesini sürdüreceğini ilan etti.

Söz konusu "genel merkez" ve "meclis grubu" ayrışması, ilk olarak bayramlaşma programlarında somut bir şekilde sokağa yansıdı. Kemal Kılıçdaroğlu genel merkez önünde gövde gösterisi yaparken, Özgür Özel Ankara İl Başkanlığı önünde, Güvenpark’ta miting havasında bir bayramlaşma gerçekleştirdi. Özgür Özel’in kitlesi nicelik olarak daha yoğun görünse de her iki taraf da ciddi kalabalıklar toplayarak güçlü mesajlar verdi. Dikkat çeken bir diğer detay ise Genel Merkez önünde net, geleneksel CHP’li bir kitle varken; Güvenpark’taki kalabalıkta marjinal sol grupların ve DEM Parti flamalarının da yer almasıydı.

Süreç boyunca iki taraf da birbirini ağır ithamlarla (yolsuzluk, FETÖ'cülük vb.) suçladı. "Arınma Zamanı" mottosuyla meydana çıkan Kılıçdaroğlu geçmişe dönük özürler dilerken; Özgür Özel yargı yoluyla partiye "çökülmek" istendiği mesajını verdi.

SİYASETİN GELECEKTEKİ ŞİFRELERİ

Liderlerin konuşmalarındaki bazı satır arası ifadeler, aslında önümüzdeki dönemin siyasi haritasını çiziyor. Kılıçdaroğlu’nun vurguladığı "Devlet aklı" kavramı ile Özel’in "Mesele Özgür Özel-Kemal Kılıçdaroğlu meselesi değil, AK Parti-Millet meselesidir" çıkışı, kamuoyunda yeterince analiz edilmedi. Oysa gelecekteki siyasi yapılanmanın şifreleri tam olarak bu sözlerde gizlidir.

CHP'nin 38. Kurultayı’nın ardından kaleme aldığım "CHP’de Sadece Genel Başkan Değişmedi, CHP Değiştiriliyor" (1) başlıklı yazımda; Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında CHP’nin geleneksel, ulusal yapısıyla oynandığına dikkat çekmiştim. Bugün gelinen noktada Kılıçdaroğlu’nun "devlet aklı" söylemi ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin "CHP’nin kurumsal yapısı bozulmamalı" yönündeki çıkışları, devletin yerleşik yapısının CHP’nin eksen değiştirmesine rıza göstermek istemediğini ortaya koyuyor.

Bu sıkışmışlık karşısında, siyaset sahnesinde yeni bir partinin doğması kaçınılmaz bir olasılık olarak belirmektedir. Bugün bu yönetimin arkasındaki ana itici güç olan Ekrem İmamoğlu ve mevcut yönetim kadrosunun büyük ölçüde merkez sağ kökenli siyasetçilerden oluşması, geniş tabanlı yeni bir oluşumun ufukta olduğunu gösteriyor. Eski ANAP mantığıyla "dört eğilimi" (sağ, sol, milliyetçi, muhafazakâr) tek çatı altında toplayacak esnek bir partinin kurulması muhtemeldir. Yakın gelecekte Recep Tayyip Erdoğan sonrası AK Parti’nin dağılma riski göz önüne alındığında, bu yeni oluşumun sistem tarafından merkeze yerleştirilmek üzere şimdiden hazırlandığı söylenebilir. Bu formül gerçekleşirse, bir yandan yeni projelerle Türk siyaseti yeniden dizayn edilirken, diğer yandan da CHP'nin klasik misyonu bu yeni yapı üzerinden sürdürülecektir.

SONUÇ

Türk siyaseti, 1940'lı yıllardan itibaren baş gösteren ve 1946 sonrasında iyice belirginleşen dış kaynaklı, toplum mühendisliği projelerinin güdümünde ilerlemektedir. Neredeyse her on yılda bir, suni kriz ortamları yaratılmakta; bu krizlerin hemen ardından ise rengi ve görseli farklı ama özü aynı olan yeni "proje partileri" iktidar namzeti olarak devreye sokulmaktadır. Türk siyaseti bu döngüyü defalarca yaşamıştır. Ne yazık ki iktidar hırsıyla bu projelerin içinde yer alan siyasi figürler, işin aslını ve hangi amaca hizmet ettiklerini anladıklarında iş işten çoktan geçmiş olmaktadır.

Her dönemde, halkın gözünü boyayacak, kulağa hoş gelen söylemlerle sahneye birer perde çekilir. Proje mimarları iyi bilirler ki ortalama seçmenin o perdelerin arkasını görmesi, sorgulaması ve arka planı araştırması zordur. Seçmen genellikle sadece vitrine konulan büyük fotoğrafa bakar. Bu derin sorgulama eksikliği nedeniyle Türkiye, bu icazetli ve projeli siyasete mahkûm edilmektedir.

Geçmişte bu kısır döngüyü ve proje partilerinin vesayetini kırmak adına çok önemli teklifler sunulmuştur. Özellikle merhum Aykut Edibali’nin "Milli Güçler Birleşin" çağrısı ve büyük uğraşlarla hayata geçirilen 1991 ruhundaki "Milli İttifak", bunun en somut örneğidir. O dönem ortaya konan vizyon, ittifakların sadece seçimlerde milletvekili çıkarmak için değil, ülkenin istikbali ve tam bağımsızlığı için kurulması gerektiğini savunuyordu.

Aynı sosyolojik tabana sahip yerli ve milli güçlerin bir araya gelmesi, bu küresel mühendislik projelerine karşı durabilecek yegâne kalkandır. Belli güç odaklarının icazetiyle iktidara gelen siyasi yapılar, Türkiye'nin menfaatlerini değil, kendilerini o koltuğa oturtan güçlerin ajandalarını uygulamak zorunda kalırlar. O halde tek kalıcı çözüm; tabanı bir olan milliyetçi, muhafazakâr ve mukaddesatçı partilerin şahsi ikbal ve menfaat kaygılarını bir kenara bırakarak, ülkenin geleceği adına asgari müştereklerde birleşmesi ve bu yerli manevi kaleyi hep birlikte inşa etmesidir.

(1) CHP’DE SADECE GENEL BAŞKAN DEĞİŞMEDİ, CHP DEĞİŞTİRİLİYOR

https://bayrampasagundem.com/kose-yazilari/chpde_sadece_genel_baskan_degismedi_chp_degistiriliyor-866

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —