Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik Doğrudan Yana Taraf
İBRAHİM YILDIRIM

İBRAHİM YILDIRIM

Tarih: 20.05.2021 12:34

CAHİLLER KAMİLE “SEN BİLMEN” DEDİLER…

Facebook Twitter Linked-in

Günümüzde İletişim Çağının bütün psikolojik sendromlarda zirve yaptığı bir evreyi yaşıyoruz. Her gün öyle doğru ile yanlış karışmış kirli bilgiler sağanağı altındayız ki… Günde ortalama iki yüz civarında mesaj alıyorsunuz… Sabahtan başlayıp gece yatısına kadar süren günlük haberler, yorumlar, sair programlar…

İnternette sosyal medya bir başka alem.  Buralarda gezinmek ve paylaşımları okumak, bunun dışında , kendinize kitap okumak için vakit bulabilmek. Bir de yazabilmek…

Yazdıklarına,- o kadar allame insan var ki , kendi görüş ve bağlı olduğu parti ve cemaatin görüşlerine uymazsa- ne yorumlar yaparlar… Tahkir, tezyif, tahfif yanında küfür de yemen olası… Trollerin saldırısına uğramak işten değil.  Haysiyetli insanın dayanacağı türden değil. Hasılı ayaklar baş olmuş, başlar ayak olmuş durumda…

Bünye, buna ne kadar dayanır? Şimdilerde bazı insanlar Slow City denilen şehirlerde yaşamayı yeğliyorlar.

İnternetin , telefonun , TV nin olmadığı, araba gürültüsünden ve trafik keşmekeşliğinden uzak yerlerde yaşamayı tercih etmeleri bu buhran ve bunalımdan uzak kalmak için hep.

Buna imkanın yoksa , hayatını ve bulunduğun ortamı buna döndürmek en iyisi. Pir Sultan Abdal’ın ifade ettiği böyle ortamlardır :

“Cahiller kâmile sen bilmen deyüp

Anın için kaybettiler irfanı”

Amma senin bu toplumun bir bireyi olarak, halkına karşı sorumluluğun yok mudur?

Fitne zamanı , kûşe-i uzlette kalmak , tavsiye edilmiş ya!.. Fuzûli’nin deyimiyle;
 

“ Derdime vâkıf değil, cânan beni handân bilir,
Hakkı vardır, şâd olanlar, herkesi şâdan bilir,
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil,

Çektiğim âlâmı bir ben, bir de Allah’Im bilir”

İsmet Özel’in bir kitabı var ; Zor Zamanda Konuşmak. Böyle zamanlar tarihimizde eksik olmamıştır.  Biz yine deliliğe vurduralım :
“Derûn-i âşina ol, zâhirde bîgane sansınlar,
Bu bir rânâ reviştir ; âkil ol divâne sansınlar”

( işi derinliğine bil, dışardan bilmez sansınlar – Bu güzel bir gidiştir, akıllı ol deli sansınlar)

Efendim , Ramazan’dan yeni çıktık ya!... Yazımı tatlı bitireyim. Ramazanda bol bol tatlı yediniz mi? Sizi yine Lâmiizade’den bir deli nüktesiyle baş başa bırakayım :
 

Bir dîvâne yalın , aç , bir habbeye muhtaç Bağdad Şehrinde gezerken bir helvacı dükkanını , badem helvası, ketenli helva, muhtelif tatlılar, halkalı ve kıvrımlı şekerler, börekler ve helvadan çöreklerle bezenmiş , çeşit çeşit helvalarla süslenmiş görür. Dayanamayıp içeri girer ve helvacıya :

-“Hey ! Bilgili usta ! Aferin süsüne, sanatına ve maharetine ! Allah mübarek etsin. Bunlar ne nazik lokmalar ve ne şirin yiyecekler” deyip başını önüne eğerek helvadan yemeğe başlar.

Helvacı bakar ki dîvâne dükkanın kenarına oturur gitmez. Ve kendisine tatlı sözle , ha deyinceye kadar helvanın bir yanını götürür, insaf etmez. Helvacı :

-“Hey dîvâne-i bigâne ! Yeter söylediğin efsane. Bir nice dinarlık helva yedin, bahasını ver , kalanına ondan sonra gir!”

Helvacının sözü dîvânenin kulağına girmeyip, kendi aleminde , işine devam eder.  Helvacı dîvâneye söz kâr etmediğini ve dîvânenin tutumuna helva yetmediğini görünce eline bir sopa alıp dîvâneye birkaç kere vurur.

Dîvâne başını kaldırıp :

-“Bu Bağdad ne büyük ve ne hoş şehirdir. İnsana zorla döğe döğe helva yedirirler. Çâre nedir, ne diyelim? Bâri ölünceye dek yiyelim” der.

ibrahimyildirim_99@hotmail.com


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —