Ramazan’ı uğurlarken gönlümüzde yer etmesi gereken huzur ve sükûnet, ne yazık ki bu yıl yerini öfkeye, hüzne ve derin bir utanca bıraktı.
İbadetin, sabrın, paylaşma ve dayanışmanın ayı olan Ramazanda bu kez, insanlığın ortak vicdanını yaralayan savaşın acı görüntüleri hafızalara kazındı. Özellikle İran’da bir kız okulunun Epstein çetesince (ABD-İsrail) bombalanması ile katledilen 180 öğrencinin acısını yaşadık Ramazanda…
Savaşın Gölgesinde Bir Bayram
Evet, bu yıl Bayram’a ne yazık ki savaşın, yıkımın ve gözyaşının gölgesinde girdik.
İnsanın içini acıtan ise sadece yaşananlar değil; aynı zamanda Epstein çetesinin haydutluğuna karşı ülkelerin (İspanya hariç) büyük ölçüde sessiz kalmasıdır.
Bayram günü dahi Epstein çetesinin saldırıları ile İran’da, Lübnan’da ve unutulan Gazze’de çocuklar can verdi ve veriyor. Cumhurbaşkanımızın da üyesi olduğu adı var kendi yok “Gazze Barış Kurulu” ne yapar?
Tarihin Gerisine Düşen İnsanlık Vicdanı
Modern dünyanın övündüğü insan hakları söylemleri, hukuk ve medeniyet söylemleri, bombaların gürültüsü altında adeta yok sayılmaktadır. Ve insanlık vicdanı bu sınavda tarihin gerisine düşmüştür.
Oysa tarih bize başka şeyler de öğretmişti. En ilkel dönemlerde, en çetin savaşların bile belli kuralları, belli sınırları vardı. İnsanlık, asırlar önce “Haram Aylar” gibi kavramlarla en azından belirli zamanlarda savaşı durdurabilmişti.
Bugün ise medeniyetin, modern dünyanın değerlerinin, bilimin ve sözde ilerlemenin zirvesinde olduğumuzu iddia ettiğimiz bir çağda, bu asgari insani sınırların dahi ortadan kalktığını görüyoruz.
Bunlara hâlâ “ama” ile başlayan cümleler kurabilen bir dünya, ahlaki iflasını çoktan ilan etmiştir.
Siyonist Vahşet ve Sessizlik
Bugün yaşananlar sadece bir “çatışma” ya da “savaş” olarak tanımlanamaz. Bu tam tamına bir “Hibrit Savaş” tır ve BOP’un uygulama sürecidir. Irak ile başlamış, Libya ve Suriye ile devam etmiş ve geldiğimiz nokta şimdi İran’dır.
Bu süreçte, açık bir insanlık dramı yaşanmakta ve daha da ötesi, dünyanın gözleri önünde işlenen Siyonist bir vahşet sözkonusudur. Daha acı olan ise, bu vahşetin karşısında sergilenen ülkelerin derin ve hesaplı sessizliğidir.
Uluslararası hukuk deniliyor… İnsan hakları deniliyor… Ama ne zaman mazlumun üzerine bombalar yağsa, bu kavramlar unutuluyor. Güçlünün hukuku, hakikatin önüne geçiyor. Adalet, sadece güçlü olanın çıkarına hizmet eden bir araca dönüşüyor.
Eğer bir yerde insanlar bayram sevincinden mahrum bırakılıyorsa, orada sadece onların değil, herkesin bayramı sorgulanır.
Bayram: Söz Değil, Duruş Günüdür
Bayram, sadece sevinç günü değildir. Bayram; aynı zamanda bir turnusol kâğıdıdır. Ortadoğu’da işlenen Siyonist katliamlar karşısında; kimin nerede durduğunu, kimin vicdanını koruyabildiğini, kimin susarak taraf olduğunu gösterir.
Bugün tarafsızlık diye bir şey olamaz. Ya Epstein çetesinin zulmünün karşısındasınızdır ya da sessizlikle ona ortak oluyorsunuzdur…
Mazlumun kimliği, dili, dini, mezhebi sorgulanmaz. Bugün İran halkı mazlumdur. İran’da daha ilk gün ABD-İsrail saldırısında okulları bombalanan 180 çocuk katlediliyorsa, orada bütün insanlığın vicdanı sınıfta kalmıştır.
Kendimize Dürüst Olma Zamanı
Ramazan boyunca ibadet ettik, dua ettik, sabrettik… Peki gerçekten neyi öğrendik?
Eğer bu sorulara samimiyetle cevap veremiyorsak, geride kalan yalnızca açlık ve susuzluktan ibarettir.
Bu Sessizlik Hepimizi Kirletiyor
Bugün yaşananlara karşı susmak, sadece bir eksiklik değildir; aynı zamanda bir lekedir. Vicdanı olan herkesin, insan haklarına duyarlı her ülkenin omzunda ağır bir yük vardır artık. Çünkü yaşanan bütün sivil katliamlara ve haydutluğa karşı “bize ne” diyemezsiniz.
Irak’ta, Libya’da ve Venezuela’da yaşanan hukuksuzluklar hâlâ hafızalardadır. Egemenlik ihlalleri ve sivil kayıplar karşısında gösterilen suskunluk, bugün yaşananların da zeminini hazırlamıştır.
İran’ın ABD için nasıl bir tehdit oluşturduğunu Epstein çetesinin ortaya koyması gerekmez mi?
Görüp de susmak, bilip de bir duruş sergilememek… İşte uluslararası hukukun, ahlakın çöküşü budur.
Sonuç ve Değerlendirme
Bölgemizde yaşanan savaş; yüzbinlerce insanın hayatına mal olmuş ve milyonlarcasını da yerinden etmiştir. Küresel ekonomi dahi bu krizlerden etkilenirken, savaşın kazananı yalnızca silah tüccarları olmuştur.
Daha adil bir dünya istiyorsak, devlet olarak bu çeteye ve çetenin haydutluğuna karşı gerekli tepkiyi ortaya koymak durumundayız. Yalpa yapmak, tarafsızlık adına Epstein çetesine ses çıkarmamak, Türk devlet geleneği ile örtüşmemektedir. Devlet geleneğimizde mazlumun yanında yer almak vardır.
Ses çıkarmanın, itiraz etmenin, taraf olmanın bir sorumluluk olduğu unutulmamalıdır.
Çünkü gerçek Bayram; sadece sevinmek değil, haksızlığa karşı bir duruş sergilemektir.
Aksi halde, kutladığımız şey Bayram değil, bireysel olarak vicdanımızı susturma ritüeli olur…
Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum. İnsanlığın yeniden vicdanla buluştuğu, barış ve huzurun hâkim olduğu bayramlarda buluşmak dileği ile…