Toplumlar hayatta kalabilmek ve doğru yönetilebilmek için siyaset müessesesini çalıştırmak zorundadır. Siyaset müessesesi çalışabilmesi için toplum bireylerinin de siyaset yapmak mecburiyeti vardır. Bu toplum özellikle Müslüman ise Türk milletinin bir parçası ise insanlığa ve Allah’ın davasına hizmet etmek için “Siyaset bir tercih değil, bir zaruriyettir.”
Yalnız siyaseti bir menfaat, bir makam kurumu değil, hizmet kurumu bilinciyle, salih amelle ibadet aşkıyla yaptığı zaman bir anlam taşır. Yoksa menfaat ve makam kurumu olarak yapılan siyaset, siyasetten öte politikadır.
"Siyasetle ilgilenmiyorum" cümlesi, modern insanın kurduğu en büyük yanılgılardan biridir. Oysa siyaset, insanın toplumsal alandaki nefes alışverişidir; sokağınızdaki kaldırım taşından, çocuğunuzun eğitim müfredatına, ülkenin ekonomik istikrarından, küresel ölçekteki itibarımıza kadar her şey siyasi kararların bir neticesidir. Dolayısıyla siyaset, bir boş zaman uğraşı veya entelektüel bir tercih değil; toplumun hayatta kalma, kendi kaderini tayin etme ve medeniyet inşasını sürdürme gayretidir.
Toplumlar, kaosun önüne geçmek ve adaleti tesis etmek için bir düzen kurmak zorundadır. İnsan fıtratı, tek başına yaşayamayacak kadar muhtaç, birlikte yaşayamayacak kadar da çatışmacı bir yapıya sahip olabilir. İşte siyaset, bu iki uç arasındaki dengeyi kuran, toplumsal sözleşmeyi yöneten bir "mekanizmadır".
Türk milleti ve Müslüman toplumlar özelinde meseleye baktığımızda, siyasetin çok daha derin bir anlamı vardır. Bizim medeniyet kodlarımızda siyaset; sadece bir yönetim sanatı değil, "halka hizmeti, Hakk’a hizmet" olarak gören bir sorumluluk bilincidir. Eğer erdemli bireyler siyasetten çekilirse, o boşluğu muhakkak erdemsiz, çıkarcı veya toplumsal değerlere yabancı unsurlar dolduracaktır. Bu yüzden siyaset yapmak, bir "seçim" değil, milletin ve insanlığın istikbali için bir "savunma hattı" oluşturmaktır.
Bugün toplumda siyasete karşı duyulan güvensizliğin temel sebebi, siyasetin "politika" ile karıştırılmasıdır. Bu iki kavramı birbirinden keskin çizgilerle ayırmak gerekir:
Gerçek siyaset, salih amel bilinciyle yapılır. Tıpkı bir ibadet ederken hissedilen huşu ve ciddiyet gibi, toplumun hukukunu korumak da bir nevi ibadettir. Siyaseti bir geçim kapısı veya şahsi bir gurur tatmin aracı olarak gören zihniyet, siyasetin ruhunu öldürmüş; onu sadece "politika" seviyesine indirgemiştir.
Siyasetin bir "zaruret" olması, herkesin mutlaka bir parti tabelası altında aktif görev alması demek değildir. Siyaset yapmak;
Sonuç olarak; siyaset kurumunun çürüdüğünden şikayet edenler, o kurumun ham maddesi olan "toplumun" kendisini sorgulamalıdır. Eğer bizler, siyaseti bir makam ve menfaat aracı olmaktan çıkarıp, adalet ve hakkaniyet temelinde bir hizmet alanı olarak yeniden tanımlayamazsak, yarınlarımızı inşa etme hakkımızı kaybederiz.
"Siyaset bir tercih değil, bir zarurettir" sözü, bize vurdumduymazlık lüksümüzün olmadığını hatırlatan bir uyarıdır. Çünkü biz siyasetten vazgeçtiğimizde, kendi geleceğimizden ve değerlerimizden de vazgeçmiş oluyoruz.