Şeref, onur ve saygınlık; insanoğlunun gelişimini tamamlamış, bedevilikten kurtulmuş ve medenileşmiş düşünce biçiminin bir tezahürüdür. Eğer bir birey biyolojik olarak hayvansal dürtüler seviyesinde kalmışsa, yani sadece içgüdüsel ihtiyaçlarını merkeze alıyorsa, onun için tek yol kendi menfaatini ilah edinmektir. Bu durumdaki bireyler, çıkarlarının esiri olmuş "beşer" sınıfını temsil ederler. Ne yazık ki günümüz toplumunun büyük bir kısmı bu sınıfa dâhildir ve kişisel çıkarları uğruna her türlü etik dışı davranışı sergileyebilecek bir zihniyete sahiptir.
Bu "beşer" sınıfı, dini açıdan da "müşrikler" kategorisinde değerlendirilebilir. Zira onlar, her ne kadar "Allah’a inanıyorum" deseler de aslında kendi arzularını ve menfaatlerini inançlarının önüne koyarlar. Gerçekte itaat ettikleri güç Allah değil, kendi hırslarıdır. Dolayısıyla bu bireyler, samimi iman dairesinden çıkarak hakikati örtenler (kafirler) sınıfına dâhil olurlar. Bu durumdaki insanların ıslahı ancak öte alemde, adeta bir "kronik yoğun bakım ünitesi" görevi görecek olan cehennemde gerçekleşecektir; orası ilkel duyguların tedavi edileceği yerdir. Bu gerçekliği bilerek, herkesten "mümin" ve güvenilir bir davranış beklememek gerekir. Gerçek müminler toplumda oldukça az sayıdadır; geri kalan çoğunluk ise menfaatleri için her an sadakatlerini bozabilecek bir yapıdadır. Bu noktada, bu kişilerin nihai hesabını ahirete havale etmek en doğrusu olacaktır.
ALLAH’IN RAZI OLDUĞU NEFİS
Nörobilimsel açıdan bu durumu incelediğimizde, gerçekleri söyleyen ve toplumsal vicdanı temsil eden mekanizmanın beynimizde "Süper Ego" olarak tanımlandığını görürüz. Din dilinde "Cebrail Lobu" olarak adlandırabileceğimiz, bilincimizin en yüksek seviyesini oluşturan bu bölgeye tıp literatüründe Frontal Korteks adı verilir. Tasavvuf düşüncesinde ise bu makam "nefs-i levvame" (kınayan nefis) veya daha üst bir mertebe olan "nefs-i mardiyye" (Allah’ın razı olduğu nefis) ile ilişkilendirilir. Dünyamızda bu evrensel bilinç seviyesine ulaşmış insan sayısı oldukça azdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’deki Asr Suresi’nde de belirtildiği üzere, insanlığın büyük bir çoğunluğu "hüsrandadır." Bu bireyler henüz gerçek "insanlık" seviyesine erişememiş, biyolojik sınırlarını aşamamış "beşer"lerdir.
"Cinsler birbirini çeker" kuralı gereğince, bu zihniyetteki kişiler birbirine meyil ederler. Hakikati, evrensel değerleri ve ilahi gerçeği örttükleri için de "kafir" (gerçeği örten) sıfatını alırlar. Adaletli, temiz ve dürüst insanlardan hoşlanmazlar. Bizler toplum içinde bu karakterdeki yapılarla bir arada yaşamaktayız. İyiler olarak görevimiz; güzelliği, doğruyu ve evrensel değerleri anlatarak toplumu ıslah etmeye çalışmaktır. Unutulmamalıdır ki; Platon’un 2500 yıl önce ortaya koyduğu fikirleri, bugün modern bilimin ve dinler tarihinin sağladığı avantajlarla çok daha ileri ve kapsamlı bir seviyeden değerlendirme imkânına sahibiz.