MEHMET CEYLAN

Tarih: 28.01.2026 22:32

ADALETTE ÇÖZÜLME VE GÜVEN KAYBI

Facebook Twitter Linked-in

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, olup biteni anlamlandırmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Kim suçlu, kim suçsuz; adalet gerçekten tecelli ediyor mu, yoksa sadece güçlülerin bir aracı haline mi geldi? Toplumun büyük bir kesiminde bu soruların cevabı koca bir belirsizlikten ibaret.

Kainat, en küçük zerresinden en büyük galaksisine kadar muazzam bir adalet ve denge üzerine kuruludur. Yüce Yaratıcı’nın kurduğu bu sistem, bir makinenin dişlileri gibi kusursuz bir uyumla işler. Ancak bu sistemin bir parçası olan ve yeryüzünde irade sahibi kılınan insanoğlunun, dünyada aynı adaleti sağlamakta sınıfta kaldığı açıkça görülüyor. Güç savaşları ve sınırsız hırslar, insanlığı adaletin aydınlığından uzaklaştırıp karanlık bir adaletsizliğe sürüklüyor.

Adaletin Tanımı ve Kapsamı

Aslında adaleti tarif etmek sanıldığı kadar karmaşık değildir. Adalet; “Tüm canlı ve cansız varlıkların hakkını korumak ve gözetmektir.” Eğer bu kavramı uygularken kişiye, kimliğe veya ideolojiye göre bir imtiyaz alanı oluşturulursa, o sistemin adı artık adalet olmaz.

Adalet önce yönetenlerden beklenir; ancak toplumsal barış için her bireyin bir diğeri üzerinde bu sorumluluğu taşıması şarttır. Ne var ki, yönetim mekanizması adaletten uzaklaştığında bu zehirli sarmaşık tüm topluma yayılır. Gelir dağılımından eğitime, sağlıktan mahalle kültürüne kadar her alanda sistem çökmeye başlar ve sonuçta toplumdaki "adalet duygusu" tamamen ortadan kalkar.

Sistemdeki Çöküş ve Toplumsal Yansımaları

Son yıllarda maalesef devletin adalet mekanizmasında ciddi bir aşınma, hatta bir çöküş gözlemliyoruz. Gelirde, eğitimde ve sağlıkta yaşanan adaletsizlikler, bireyler arasındaki hukuku da zedeliyor. Bu tablo, hem devlet hem de toplum için oldukça tehlikeli bir sürecin işaretidir.

Adaletsizlik insanları umutsuzluğa ve yanlış yollara sevk eder; kutuplaşmayı, düşmanlığı ve ahlaki yozlaşmayı tetikler. Bugün uyuşturucu, fuhuş ve kumar ekseninde; ünlülere, sporculara ve iş dünyasına yönelik her gün bir yenisi eklenen operasyonlar, ülkedeki çürümüşlüğün boyutlarını gözler önüne seriyor. Uzun süreli bir iktidar döneminde bu denli bir toplumsal erozyonun yaşanması, yönetimsel bir zafiyetin ve adalet yapısının bozulmasının doğal bir sonucudur.

Bayrampaşa Örneği: Suçlu Kim, Mağdur Kim?

2025 yılının en çok tartışılan konularından biri belediyelere yönelik operasyonlar oldu. Ancak bu süreçte sergilenen tutum, vatandaşın yargıya olan güvenini bir kez daha sarstı. Operasyonların tek taraflı yürütülmesi, iktidara yakın isimlere "itirafçı" adı altında imtiyazlar tanınması kamuoyu vicdanını yaralıyor. Yolsuzluk sanki sadece tek bir partiye mahsusmuş gibi bir algı yaratılması, çok sayıda masum insanın ve ailesinin mağduriyetine yol açıyor.

Özellikle yakından takip ettiğimiz Bayrampaşa Belediyesi üzerindeki operasyonlarda bu çelişki tüm çıplaklığıyla ortada. Eğer bir suç varsa, bu suçun tüm ortakları ve sorumluları hukuk önünde eşit olmalıdır. Ancak görüyoruz ki; suçun merkezinde olanlar ya hiç gözaltına alınmıyor ya da itirafçı denilerek hemen tahliye ediliyor.

Bayrampaşa operasyonunun odak noktasındaki "Kaçak Kafe" meselesi, aslında bir "devlet arazisine çökme" vakasıdır. Birileri devletin arazisine kaçak yapı inşa etmiş; belediye ise yasaların gereğini yaparak mahkeme kararıyla bu yapıyı yıkmıştır. Ancak ne hikmetse, devletin arazisine çökenler dışarıda, yasayı uygulayıp o kaçak yapıyı yıkanlar ise içeridedir.

Sonuç: Vatandaş Kime Güveneceği?

Operasyon kapsamında tutuklanan, kaçak kafenin yapımında perde arkası rol oynadığı iddia edilen eski belediye başkan yardımcısı, sosyal medyaya düşen itiraf niteliğindeki video kayıdına rağmen tahliye edildi. Videoda mevcut Belediye Başkanı Hasan Mutlu için "İçeri attır, işimize bakalım" diyen zihniyet, itiraflarının mürekkebi kurumadan özgürlüğüne kavuştu.

Eğer adalet sistemi doğru işleseydi; burayı yapanlar, sebep olanlar ve araziye çökenlerin tamamı hukuk önünde hesap verirdi. Bugün gelinen noktada; yapanlar ve çökenler serbest, görevinin gereğini yapanlar ise tutuklu.

Şimdi sormak gerekir: Vatandaş kime güvenecek? Kişiye ve güce göre eğilip bükülen bir yargı sistemine nasıl inanacak? Adaletin "ben merkezi" olmaz; adalet herkes içindir ve herkes için eşit işlediği sürece adalettir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —