MEHMET CEYLAN

Tarih: 02.01.2026 08:48

2025 YILINI NASIL BİLİRSİNİZ? “ÇOK KÖTÜ, HEM DE KAPKARA BİR YIL OLARAK”

Facebook Twitter Linked-in

Yeni yıla merhaba derken dillerde genellikle iki cümle vardır: "Geçen yıl nasıl geçti?" ve "Gelecek yıl hayırlı olsun." Yüzlerin pek gülmediği 2025 yılından 2026 yılına geçerken tek dileğimiz, "bir önceki yıldan kötü olmasın" oldu. Halbuki yeni yıl için "daha iyi olsun" denilmesi gerekirdi. Çünkü özellikle 2020-2025 yılları arası hiç iyi gitmedi; her gelen yıl, bir öncekini arattı.

Bu yıllarda kısa bir yolculuğa çıkacak olursak; dünyada en kötüsü Gazze’deki İsrail katliamı ve Türkistan’daki Çin zulmü oldu. Türkiye’de ise 6 Şubat depremi ve ekonomi gündeme damga vurdu. Her geçen yıl kötüye giden bir ekonomi; her geçen yıl daha da yoksullaşan, parası ciddi değer kaybeden bir ülke haline geldik. Adalet sistemi yerle bir oldu; çürümüşlüğün ve çöküntünün en ağır şekli görüldü.

Aldatmaca bir “Terörsüz Türkiye” projesiyle ülke, devletsizleştirmeye doğru yol aldı. BOP projesinin Türkiye ayağı tıkır tıkır işler hale geldi. Hiç mi iyi bir şey olmadı? Elbette oldu; savunma sanayiindeki gelişmeler yüzleri güldürdü. Ancak 2025 yılı, özellikle dört başlıkta toplayacak olursak, ciddi endişeleri de beraberinde getirdi:

1 – EKONOMİ: HIZLA YOKSULLAŞAN BİR TOPLUM

Türkiye, ekonomide hızla yoksullaşan bir toplum haline geliyor. Yanlış ekonomi politikaları zengini daha zengin, fakiri daha fakir duruma getirdi. Ülke gelirinin %48’ini nüfusun %20’si alırken, geri kalan %52’yi ise %80 paylaşıyor.

Sanki 23 yıldır bu ülkeyi yönetmiyormuş gibi; Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmayacağız” diyor; Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise “Vatandaşı enflasyona ezdirmedik” diyor. Fakat görüldü ki enflasyon bir silindir gibi halkı ezdi geçti. Enflasyon bugün resmi açıklamaların çok üstünde. Zapt edilemeyen enflasyonla birlikte altın ve döviz karşısında TL’nin değeri çöktükçe çöktü. Emeklinin, çalışanın, küçük ve orta ölçekli esnafın borç kamburu her geçen gün arttıkça arttı. Ekonominin etkileri toplumda çok derin olur; ahlaki çöküntüyü getirir, duyarlılığı ve hassasiyetleri yok eder.

2 – ADALET: GÜVEN KAYBOLDU, SİSTEM ÇÖKTÜ

Adalet sadece mahkemelerde görülen davalar değildir. Yargılama adaleti, gelir adaleti, eğitim adaleti ve yaşam adaleti gibi hayatın her noktasında adalet olmadığı zaman sistemin çöktüğü görülür. Adalet sistemini ayakta tutacak olan güç yönetimdir. Bugün Türkiye’de her alanda adaletin çöktüğü görülmektedir.

Özellikle sadece muhalefet belediyelerine yapılan operasyonlar, iktidara geçen belediyelerin ödüllendirilmesi, düşünce suçları, tutuksuz yargılama gerektiren durumlarda verilen tutuklama kararları ve iddianamelerin geç hazırlanması adaletin çöktüğünü kanıtlıyor. Bu durum, yargıya olan güvenin ne kadar azaldığını gösteriyor. Gelir adaletinde de makas iyice açıldı. Rakamlar büyük görünse de alım gücünün dibe vurmasıyla geçinemeyen devasa bir kitle oluşurken, diğer tarafta birkaç saat içinde servet harcayan bir kesim türedi.

3 – DEĞERLER: TOPLUM VE AHLAK DEĞERLERİNDE ÇÖKÜNTÜ

Ahlaksızlığı yaşam biçimi haline getiren bir toplum yapısına doğru sürükleniyoruz. Toplumsal ahlak sınırları yıkıldı, mahremiyet alenileşti. Bu durum, topluma sistematik bir şekilde enjekte edildi. Bir toplumu ahlaki değerlerinden koparırsanız, o toplumu yönetmeniz kolaylaşır ancak o toplum öz benliğini kaybeder. Eğitim sistemi ve iletişim araçlarıyla toplumun DNA’sıyla oynandı.

4 – DİNİ VE MİLLİ HASSASİYETLERDEKİ ZAFİYET

Toplumlar; adalet ve ahlakın yanı sıra dini ve milli hassasiyetleriyle ayakta kalır. Eğer inancın içini boşaltır, kendi yaşam tarzınıza göre bir din uydurursanız o toplumu ayakta tutamazsınız. Aynı şekilde milli kavramların içini boşaltırsanız millet olma özelliğinizi kaybedersiniz.

"Ilımlı İslam" projesi, BOP’un bir parçası olarak uygulanmaya devam ediyor. Bu proje kapsamında dini hassasiyetler ortadan kalkıyor. İslam; hayatın her alanına hükmeden, ibadet alanında olduğu kadar yaşam alanında da, yol gösteren, yol açan bir sistemdir; ancak günümüzde sadece ibadet alanına hapsedilmeye çalışılmaktadır. Öte yandan, "Terörsüz Türkiye" projesi de milli bir hassasiyet konusudur. Elbette herkes terörsüz bir Türkiye ister; ancak bu, taviz vererek veya bir bebek katilini muhatap alarak değil, devlet vakarıyla sağlanmalıdır.

SONUÇ: KAPKARA BİR YIL DAHA DEVRETTİ

Ekonomi, adalet, ahlak ve milli hassasiyetler üzerindeki bu projeler toplumumuz üzerinde uygulanıyor. Eğitimi güçlü olmayan bir ülkeyi güçlü kılmak mümkün değildir. Her geçen gün değerlerini kaybeden, yaşamı sadece eğlence ve zenginleşme olarak gören materyalist bir yapıya bürünüyoruz.

2025 yılını “Nasıl bilirdiniz?” sorusuna cevap verecek olursak: Kapkara bir yılı geride bıraktık. 2026 aydınlık olur mu, henüz belli değil. Yine de 2026 yılının hayırlar getirmesini temenni ediyorum.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —