Öncelikle yönetici; ne olduğunu ve ne olması gerektiğini çok iyi düşünecek, bilecek ve uygulayacaktır. Yönetici, "Ben koltuğa oturdum, gerisi önemli değil" kuruntusu ve kibri ile yol almaya başladığı anda, orada ne irade, ne bereket, ne de adalet kalır.
Yönetici; Hz. Ömer adaletiyle adaletli, Hz. Ebubekir bağlılığında sadık, Hz. Ali kılıcıyla keskin, Hz. Osman sorumluluğuyla duyarlı olmalıdır. Yaz güneşi gibi ısıtıcı, bahar havası gibi serinletici, karınca gibi çalışkan ve aynı zamanda mütevazı, yapıcı olmalıdır. Yönetici kırılmaz, darılmaz, küsmez. Yöneticinin herkesi kucaklayacak kadar gönlü ferah olmalıdır.
Yöneticide bulunması gereken bu vasıfları pek çok kelimeyle sıralamak mümkün. Aslında yönetici ve vasıfları deyince Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye öğütlerini tekrar tekrar okuyup irdelemek lazım. Her şey orada, yaklaşık 700 yıl önce anlatılmış.
Şeyh Edebali der ki:
"Oğul, insanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın. Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin."
Şeyh Edebali ne demek ister? Yöneticinin gücü, kuvveti, bilgisi ve aklı olabilir. Ancak gücünü ve kuvvetini kullanmasını bilmeyen bir liderin ne hale geleceğini Şeyh Edebali ne güzel söylemiş.
Şeyh Edebali der ki:
"Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın."
Şeyh Edebali ne demek ister? Yönetici öfkesine hakim olamaz, nefsine sahip çıkamaz ise onda akıl kalmaz. Yönetici sabırlı olmak zorundadır. Her ne halde olursa olsun şefkat göstermek zorundadır. Ne olursa olsun küsemez, darılamaz. Halkın hepsi seni alkışlamak, övmek zorunda değildir; sen hepsine aynı saygıyı göstermek zorundasın.
Şeyh Edebali der ki:
"Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur, çöllere dönersin."
"Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme. Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbeti itibar olmaz."
Şeyh Edebali ne demek ister? Bu cümleleri çokça düşünmek ve irdelemek lazım. Tefsir edilirse üzerine kitaplar yazılır. Özellikle "Sevildiğin yere sık gidip gelme" sözünün verdiği anlama bugün yönetenler hiç uymuyor. Bugün yönetici olarak önümüze çıkanlar, sadece kendilerini alkışlayanların yöneticiliğini yapıyorlar. Söze geldiği zaman "Bize oy verenlerin de vermeyenlerin de yöneticisiyiz" derler ama kendilerini eleştirenlere yüz çevirmesini de çok iyi bilirler. Siyaseti ve yöneticiliklerini bir baskı unsuru olarak kullanmaktan çekinmezler.
Şeyh Edebali der ki:
"Üç kişiye acı: Cahiller arasındaki alime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene. Unutma ki! Yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma. Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler."
Şeyh Edebali ne demek ister? Kime nasıl davranacağını bilmez, yeri geldiğinde "doru" veya "deli" olmaz isen, küçük bir çelme seni tepe taklak etmeye yeter.
Şeyh Edebali der ki:
"Ey oğul! Artık Beysin... Bundan sonra öfke bize, gönül almak sana... Suçlamak bize, katlanmak sana... Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana...
Ey oğul! Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana... Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana...
Ey oğul! Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz... Şunu da unutma: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.
Ey oğul! Yükün ağır, işin çetin. Allahü Teala yardımcın olsun!"
Bu sözler karşısında başka söze gerek var mı?
Ama bugün bunların tam tersini görmek mümkün. Adaleti mumla arar olduk; öfke diz boyu, kendisi gibi düşünmeyen herkes suçlu, hoşgörü yerini kine bırakmış, kutuplaştıran ve bölen bir anlayış hakim. Yani kısacası, günümüz yöneticisi gurur, kibir ve "sadece ben" havasında!...
Aslında bu konuya kitaplar sığar dedik ya, biz yazımızı yaşanmış bir hikayeyle bitirelim:
Yeni seçilen bir yöneticiyi tebrik etmek için bir sivil toplum kuruluşu (STK) yönetimi randevu alır. STK yöneticileri çiçeklerini, çikolatalarını yaptırıp makama çıkarlar. Hayırlı olsun dileklerinde bulunulur, hediyeler takdim edilir ve fotoğraflar çekilir. "Hayırlı olsun"a gelmişken, bir soluklanıp iki çift laf etmeden gidilmez diye düşünen STK yöneticileri tam oturacakları sırada, yeni seçilen yönetici hemen müdahale eder: "Sırada bekleyenler var, oturmayın. Haydi bakalım dışarı!"
Ne olduğunu anlamaya çalışan STK yöneticileri, oturamadan, sinirle dışarı çıkarlar.
Yaaa... Görünüşte mütevazı olan yöneticilerimizin gerçek fotoğrafı işte budur!...










