“Siyaset ya ibadet temizliğinde yapılır ya da yapılmaz.” A.EDİBALİ
Son günlerde siyasi gündemin en çok konuşulan kavramlarından biri "Siyasette Arınma" oldu. Ne güzel bir ifade, ARINMA...
Ancak insan ister istemez soruyor: Arınma ihtiyacı nereden çıktı? Temiz olanın, arı, duru olanın arınmaya ihtiyacı olur mu? Arınma talebi varsa, ortada kabul edilen bir kirlenme de var demektir.
O halde önce şu soruya dürüstçe cevap vermek gerekiyor: Siyaseti kim kirletti?
Sorun Siyasetin Kendisi Değil, Siyasetten Geçinen İnsandır
Siyaset, özü itibarıyla devlet yönetiminde, millete hizmet etme (yerelde ve merkezde) sanatıdır.
İnsan, fıtratında var olan doğruluk ve dürüstlük çizgisini koruduğu sürece hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de temiz kalabilir. Ancak makam, mevki, şöhret ve güç arzusu zamanla şeytani bir hırsa dönüştüğünde, kirlenmenin kapısı aralanmaktadır.
Bir zamanlar "ülkeye hizmet etmek" için girilen siyaset, bugün bazı çevreler için maddi manada "hayatı garantiye almak" anlamına geliyor.
Türkiye gibi demokrasi kültürünün gelişmediği ülkelerde makamlar büyüdükçe tevazu kayboluyor.
Yetki arttıkça hesap verme duygusu azalıyor, Layüsel -kendisinden hesap sorulamayan/sorumsuz-olma durumu başlıyor.
Millet adına yönetmeye talip olanlar, zamanla milletin üstünde bir sınıf olduklarına inanmaya başlıyor.
İşte siyasette kirlenme tam da burada başlıyor. Yani insanın şeytani hırsı, kirlenmesinin kapısını aralıyor.
Siyaset Neden Bu Kadar Cazip?
Siyasetin kirlenmesinin en önemli nedenlerinden biri, siyasi makamların sunduğu ayrıcalıklardır.
Çünkü siyaset artık fedakârlık değil, imtiyaz/ayrıcalık üretiyor.
Sorulması gereken soru:
Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmen maaşı ile eşit olan vekil maaşı bugün nasıl oluyor da öğretmen maaşının 4-5 katı fazla oluyor? Ve bir milletvekili veya belediye başkanı, kamuda görev yapan bir öğretmenden, bir doktordan, bir mühendisten, bir işçiden ya da bir çiftçiden daha değerli hangi işi yapıyor, fedakarlıkta bulunuyor da daha fazla ayrıcalığa sahip oluyor?
Milletin vergisiyle oluşan kaynaklar, milletin hizmetine harcanacağı yerde siyasal makamların cazibesini artıran araçlara dönüşüyor.
Sonra da toplum şaşırıyor: "Neden bu kadar çok insan siyasete girmek istiyor?"
Çünkü Türkiye’de siyaset hizmet kapısından çok, fırsat ve imkan kapısı olarak görülüyor.
Oysa ABD’de bulunduğum 1995 yılında, üç dönem Arizona senatörlüğü yapan Dennis DeConcini’nin bir sonraki dönem aday olmayacağına ilişkin bir demecini okumuştum.
DeConcini, senatörlüğün ömür boyu sürecek ve güvencesi olan bir makam olmadığını, ailesinin geleceğini de düşünmesi gerektiğini belirterek bir sonraki dönem için Senatör adayı olmayacağını açıklamıştı.
Daha sonra Arizona’daki kurucuları arasında yer aldığı hukuk bürosuna dönen DeConcini avukatlık mesleğine devam etmiştir. Bizim siyasilerin kulakları çınlasın…
Paranın Konuştuğu Yerde Erdem Susar
Siyasetteki en büyük çarpıklıklardan biri aday belirleme sürecidir.
Birçok dürüst, birikimli, ahlaklı ve erdem sahibi insan daha en baştan sistemin dışına itiliyor. Çünkü aday olabilmek için çoğu zaman güçlü bir ekonomik altyapı gerekiyor.
Yani, parası olmayanın fikri de, vizyonu da, projesi de, heyecanı da çoğu zaman bir anlam ifade etmiyor.
Buna karşılık maddi gücü olanlar siyasi yarışta avantaj elde ediyor.
Sonrasında ise siyaset yatırım yapılan bir alana dönüşüyor.
Yatırım yapan da yolsuzluk yaparak ve haksız yollardan yatırımının karşılığını almak istiyor.
İşte rant, kayırmacılık, ihale ilişkileri ve çıkar ağları tam bu noktada filizleniyor. Ve ardından gelsin çikolata ve ayakkabı kutularında Dolarlar, Eurolar!...
Aday Belirlemede Lider Sultası
Siyasetin kirlenmesi sandıkta değil, aday listeleri hazırlanırken başlıyor.
Demokrasilerde esas olan milletin tercihidir.
Fakat Milletvekilliği, belediye başkanlığı veya devletin önemli kadroları hizmet makamı olmaktan çıkıp imtiyaz kapısına dönüştüğünde, bu görevlere talip olanların motivasyonu da değişmektedir. Bu yapıda adayların kaderi vatandaşın değil, parti başkanının veya oradaki birkaç kişinin iki dudağı arasına sıkışmış durumdadır.
Bu anlayış demokrasiyi ve demokrasi kültürünü güçlendirmez, zayıflatır.
Milletin tanımadığı, istemediği veya benimsemediği isimler listelere konulurken; toplumun içinden çıkan birçok nitelikli insan sistem dışında kalmaktadır.
Sonra da siyasete olan güvenin neden azaldığı soruluyor.
Güven, dayatmayla değil temsil adaletiyle oluşur.
Kamu Malını Kendi Malı Gibi Görenler
Siyasetin en tehlikeli hastalığı, kamu imkanlarının baba malı ve kişisel imkan gibi görülmesidir.
Makamlarını kullanarak akrabalarını koruyanlar, yakınlarını kollayanlar, çevresine ayrıcalık sağlayanlar sadece hukuka değil, milletin emanetine de ihanet etmektedirler.
Ne yazık ki toplumun en büyük yaralarından biri de budur.
Çünkü vatandaş vergisini hizmet için verir; birilerinin güç alanını genişletsin diye değil.
Kamu görevi bir kazanç kapısı değil, ağır bir emanettir aslında.
Bu emaneti kötüye kullananlar yalnızca sandıkta değil, hukuk önünde de ağır bedeller ödemelidir.
Sonuç ve Değerlendirme
Gerçek arınma lafla değil, bedelle olur. Evet, siyasette arınmadan söz ediliyor.
Ancak gerçek arınma birkaç sloganla gerçekleşmez.
Demokrasi kültürünün gelişmiş olduğu bir toplumda seçmenin iradesi, propaganda için ayrılan bütçelerin değil, projelerin ve fikirlerin etkisiyle şekillenir. Bu bağlamda siyasetin içine düştüğü kirlilikten arınması için:
Siyasilerin, vatandaşın iradesini etkilemeye yönelik yüksek maliyetli propaganda/reklam harcamalarına son verilmelidir.
Kamu adına yetki isteyen herkes, projelerini ve hedeflerini, tüm adaylara eşit fırsat sunan devletin yayın kuruluşu TRT aracılığıyla halkla paylaşmalıdır. Böylece adil rekabet, fırsat eşitliği ve demokratik temsil güçlenecektir.
Fikren fakir, fiilen güçlü partilere devlet desteği uygulamasına son verilmelidir.
Siyasetin yerel yönetimlerce finanse edilmesi önlenmelidir. İhlal edenler için ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.
Eğer samimiyet varsa önce siyasi makamlara tanınan ayrıcalıklar azaltılmalıdır.
Aday belirleme süreci halkın denetimine açılmalıdır.
Siyasi etik kuralları tavsiye olmaktan çıkarılıp yaptırıma bağlanmalıdır.
Mal varlığı beyanında şeffaflık olmalı, istisna değil kural haline getirilmelidir.
Ve en önemlisi, siyaset bir zenginleşme alanı değil, hizmet alanı olarak görülmelidir.
Devlette karar mercii kadrolara atamalarda sadakat değil, ehliyet ve liyakat ön planda olmalıdır.
Çünkü arınma; kirlenmiş yapıları koruyarak değil, onları değiştirme cesareti göstererek mümkün olur.
Millet artık söz değil, örnek görmek istiyor.
Siyasette arınma gerçekten isteniyorsa, önce aynaya bakılmalıdır.









