İnsanlık mertebesine erişmiş, evrensel bir mümin ve Müslüman olan her bireyin tek beklentisi yalnızca Rabbinden olur. Eğer bir birey "beşeriyet" aşamasında kalmış, gerçek anlamda "insan"laşamamışsa; güçlü gördüğü her türlü aracıdan şefaat bekleme (vesilecilik) yanılgısına düşer. Bu durum, bireyi —zihinsel bir bedevilikle— müminlikten uzaklaştırarak müşrik veya münafık bir hale sürükleyebilir.
Aslolan, her türlü ihtiyacın ve beklentinin doğrudan Allah tarafından karşılanacağına inanmaktır. Ne yazık ki günümüzde semitik dinlerin pek çok takipçisi, saf iman ile şirki birbirinden ayıramamaktadır. Allah bizleri saf imana sahip müminlerden eylesin; bizleri evrensel değerlerden, yani iyilik, güzellik, maruf, merhamet, adalet ve eşitlik gibi ilkelerden ayırıp güce, zalime veya batıla meylettirmesin.
İslam bu durumu şöyle formüle eder: İlah olan, adaletli ve merhametli olan, gerçek güç sahibi ve tek Melik olan yalnızca Allah’tır. Ancak çoğunluk, imanına şirki karıştırarak Allah’ın yanında başkalarından da menfaat ve rant dilemektedir. Bu tutum "müşriklik" olarak adlandırılırken; ihlaslı bir duruş "müminlik" sıfatını kazandırır.
Akıl, Bilim, Felsefe ve Dinin Fonksiyonları
Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ün de ifade ettiği üzere; din akılüstüdür, ancak asla akıl dışı değildir. Din doğrudan akla hitap eder; nitekim "aklı olmayanın dini olmaz" sözü bu hakikati vurgular.
Din, akıl ve bilimin birincil konusu olmaktan ziyade, daha çok "imgelem" (tahayyül) dünyasıyla ilişkilidir. İmgelem ise aklın soyutlama yeteneğinin bir ürünüdür. Maddi dünyanın, moleküllerin ve nesnelerin anlaşılması akıl, bilim ve felsefenin konusuyken; din bu konulara değinse de ağırlıklı olarak "ahlak" üzerinde durur. Felsefe de ahlakı ele alır, ancak din buna ek olarak "gayb" dediğimiz, somut (cismani) olmayan âlemlere dair bilgiler sunar. Bu bilgiler, vahiyler yoluyla peygamberlere iletilir ve akıl-bilim süzgeciyle tam olarak ispatlanamaz, ancak kalp ile tasdik edilir.
Din, insanlık tarihiyle (Hz. Adem ile) birlikte var olmuş bir kavramdır. En temel işlevi; "nereden geldik, nereye gidiyoruz?" sorularına cevap vermek ve ölüm karşısındaki çaresizliğimize karşı kalbimizi teselli etmektir. Kısacası din gönlümüzü ısıtır, akıl ve bilim ise dünyamızı aydınlatır. Felsefe ise hem aydınlatma hem de teselli etme görevini üstlense de dinin yerini tam olarak dolduramaz.
İbn-i Sina ve Farabi gibi İslam filozofları, gerçek dinin "Selim Akıl" (insanlığın ortak evrensel aklı) olduğuna inanmışlardır. Kur'an-ı Kerim de çeşitli ayetlerde bu "fıtrat dinine" ve doğal akla dolaylı yollarla atıfta bulunmaktadır.









