İBRAHİM YILDIRIM

Tarih: 10.09.2022 12:27

ŞEYHÜLİSLAM ARİF HİKMET BEY KÜTÜPHANESİ- II

Facebook Twitter Linked-in

Bundan önceki yazımızda TDVİA’nin  1991 de yayınlanan 3. Cildinden de yararlanılmıştı. 1975 -1985 yılları arasında Şeyhülislâm Arif Hikmet Bey Kütüphanesinde müdürlük yapmış merhum Ali Ulvi Kurucu’nun hatıraları 2006 da yayınlandı.

Merhum Ali Ulvi Kurucu’nun anlattıklarında biraz daha tavzih edici hususlar vardı. O hususları da kendi ağzından nakletmekle konuyu tebellür ettirmiş oluyoruz.

Şeyhülislam Arif Hikmet Bey merhum, ( Medine’deki)  kütüphanesini, buranın bakımı, temizliği gibi hizmetlerinde çalışacak olan vazifeliler için vakıflar tahsis etmişti. İstanbul’daki bu vakıfları idare eden nazırlar, mütevelliler elde ettikleri geliri Medine-i Münevvere’deki vazifelilere gönderirlerdi.

Müdür, hafız-ı kütüpler yani kütüphane memurları, mücellitler, hizmetliler, kuyudan su çeken, ortalığı süpüren… bütün muvazzaflar bu maaşlarını 1934 yılına kadar almışlardı. Fakat bu yıl Türkiye’deki bütün vakıf mallarına el koyan Cumhuriyet Halk Partisi Hükumeti böylece memleketteki hayırlı birçok hizmeti durdurduğu gibi Medine’deki kütüphanenin gelirini de kesmişti.

Hepsi çoluk çocuk sahibi olan vazifeliler bu vaziyette kendilerine başka işler bulmak zorunda kalmışlar ve mesela dört tane olan hafız-ı kütüpler de Harem-i Şerif’te vazife almışlardı.

1935 yılında Eğinli Hacı Hafız Hasan Efendi, Arif Hikmet Kütüphanesinde maaşsız ve tek başına kalmıştı. Fakat o buna rağmen:

“Maaş olmazsa, bu kütüphaneyi kapatacak mıyız? Arif Hikmet Bey; malı mülkü nesi varsa bu kütüphaneye tahsis eder, vakfeder de ben de canımı tahsis edemem mi?” diyerek, binada kalmış. Yalnız başına açıp kapatmaya, süpürüp temizlemeye başlamış. 1935 ten 1950 ye kadar kendisine katılıp çalışıp yardım edenler olmuşsa da 1950 den sonra onlar da ölüp gitmiş, dağılmışlardı. 1958 deki vefatına kadar sekiz sene tamamen yalnız kalmıştı. [1]Yalnız Cuma günleri oğlu Mahmud Efendi gelir, ortalığı süpürürdü.

Eğinli Hafız Hasan Efendi, o kadar maddi sıkıntısına rağmen yüksek bedelle kütüphanenin evini Ramazan Ayı için kiralamak isteyen Mekkeli bir zenginin bu talebini:

“Mekkeliler nargile içerler. Bu aileden de muhakkak bir içen vardır. Tömbekinin dumanı Peygamber-i zişanı rahatsız eder. Ben buna dayanamam. Aç kalmaya, ölmeye razıyım. Resul-i Ekrem’in ruh-i saadetini rencide edemem” diyerek geri çevirir.

Yirmi üç sene maaşsız idare ettikten sonra, hastalanınca oğluna vasiyet etmiş:

“Oğlum ben ölürsem, müracaat et Maarif’teki maaşını buraya çevirt, gel kütüphaneyi devam ettir. Seni buraya müdür tayin etsinler. Allah bırakmaz, korkma” demişti…

Vefatından sonra dediği gibi yapıldı. Oğlu Mahmud Efendi, Maarifteki maaşıyla müdür oldu.

Anahtarı Koynunda

1935 ‘ten sonra maaşlar kesilince, arayan soran da olmamış, kütüphane sahipsiz kalmış. Hâlbuki çok kıymetli kitaplar var… Bu yüzden Hoca Efendi, kütüphanenin anahtarını daima koynunda saklarmış… “Ne olur, ne olmaz, belki çoluk çocuk alır, onlardan da birileri alıp, bir benzerini yaptırırlar” diye korkarmış. Aileleri böyle söylemişlerdi. Öyle sadık, dikkatli bir insandı.

Eğinli Hoca Efendi tarihten bir yaprak değil, muhteşem ve muazzam bir cilt idi. Hâliyle, kâliyle, takvasıyla sehâvetiyle, mertliğiyle, sözünden ölür de dönmez sadakatiyle bambaşka bir âlem idi. Allah rahmet eylesin.

Eğinli Hacı Hafız Efendi, uzun boylu, heybetli bir adamdı. Yeniçeri ağalarına benzerdi. Yavuz Selim’i andıran bir siması vardı. Hem heybetli hem sevimliydi…

Kütüphaneyi Şam’a Taşıması

Birinci Cihan Harbi’nde Medine-i Münevvere’nin düşman tarafından muhasara edileceği anlaşılınca, “Medine Müdafii” diye tanınan Fahri Paşa, şehirdeki sivil halkı boşaltıyor.

Savaşta her şey olur. Muhasar uzun sürebilir. Mevcut erzakımız askere ancak ya yeter ya yetmez… Sonra Medine açlıktan kırılır da suçu günahı bana ait olur” diye, çok lüzumlu olanlar hariç herkesi şehir dışına gönderiyor…

O zaman Medine’de seksen beş bin nüfuz varmış. Artık Tebük’ten başlayarak, Ma’an Amman, Şam, Halep, Hama, Humus, Adana, Tarsus… neresi olursa, henüz açık olan demiryolu ile gönderiliyor.

Bu sırada, Arif Hikmet Kütüphanesi müdürü olan Hacı Hâfız Efendi, Fahri Paşa’ya çıkıyor:

“Paşam bizi gönderiyorsunuz, ama kütüphane ne olacak? Yarın Allah korusun bir şey olursa, bedeviler kitapları yağma ederler” diyor.

O sırada Medine-i Münevvere’de bulunan ve Arif Hikmet Bey’in veresesinden olan Ziver Bey diye birisi, aynı ihtimali gerekçe göstererek kütüphanede bulunan altmış küsur çok mühim yazmayı alıp götürmüş… Bu kitapların nerede bulunduğu maalesef halen belli değildir. [2]

Hoca Efendi’nin bu müracaatı üzerine, Fahri Paşa ona hak vererek beş bin yazma ve iki üç bin kadar matbu eseri sandıklara koydurarak, trenle Şam’a göndermiştir.

Kitaplarla birlikte Şam’a giden Hoca Efendi, sandıkları Sultan Selim Tekkesi’nin mahzenlerine koyuyor. Şam’a Medine’den gelip kalan Medine eşraf ve âyanına tenbih ve emanet ettikten sonra kendisi Adana’ya geliyor.

Hoca Efendi Adana’dayken, bir gün Şam’ın meşhur nehri Berede taşmış. Sultan Selim Tekkesi’ni de su basmış. Şam’da bulunan Medine ahalisi bunu duyunca, hemen koşup sandıkları kaldırıp kurtararak başka yerlere taşımışlar… Bazı kitapların ciltlerinin dışında hafif bir rutubet alameti vardır.   İçlerine nüfuz etmemiştir. Daha sonra kitaplar devamlı olarak mücellit tarafından elden geçirilmiş, öyle iyi bakılmıştır.  

Harp sona erip yollar açılınca Hacı Hafız Efendi de Şam’daki kitap sandıklarıyla birlikte geri dönmüş ve hiç eksiksiz bütün kitaplar yerlerine konulmuştur.[3]Mahmud Efendi,  babasının vasiyeti üzerine Maarif ’teki maaşını Arif Hikmet Bey Kütüphanesi Müdürlüğüne aktartarak 1975 yılında emekli olana kadar kütüphane müdürü olarak görev yapmıştı. Bundan sonrasını Ali Ulvi Kurucu’dan dinleyelim:

Şıh Mahmud 27 yıl memuriyetten sonra 1975 de emekli olurken “Şeyhülislam Arif Hikmet Kütüphanesi ”ne kendisinin yerine benim geçmem için gayret sarf etmiş ve buna da muvaffak olmuştur. O sırada zaten iki ayrı kütüphaneye bakmakta idim. Böylece Eğinlilerle halef-selef olarak onların güzel hizmetine, fakir de bir kenarından iştirak etmiş oldum. [4]

Böylece Ali Ulvi Kurucu, 1975 de devraldığı Şeyhülislam Arif Hikmet Kütüphanesi müdürlüğünü emekli olduğu 1985 yılına kadar sürdürmüştü. Allah rahmet eylesin.

 

NOT: Bugün 9 Eylül 2022. Milli Mücadele’nin zaferle taçlandığı, İzmir’in Yunan İşgalinden kurtuluşunun 100. Yılıdır. Tüm şüheda ve gazilerimize rahmet diler, Milli Mücadele’nin Zafere ulaşmasında emeği geçen, başta Gazi Mustafa Kemal ve tüm ümerâ ve zabitan ile neferlerimize minnet ve şükranlarımızı arz ederiz.

 

[1] Eğinli Hâfız Hasan Efendi 1907 de Sultan Abdülhamid devrinde Medine-i Münevvere’ye gelmiş, O sırada altmış yaşlarında imiş. Kütüphaneye müdür olmuş. Cihan Harbi sonunda Fahri Paşa’nın, Medine’yi müdafaa ederken sivil halkı başka yerlere göndermesi sırasında, Kütüphaneyi de alarak trenle Şam’a gitmiş. Kendisi oradan Adana’ya geçip hadisat sükûnete kavuşuncaya kadar birkaç sene burada kalmış ve tekrar Kütüphaneyle birlikte Medine’ye dönmüş. Bunun dışında 1958 deki vefatına kadar bir daha ayrılmamış. 110 yaşında vefat ettiğinde elli bir defa hacca gitmişti. Bunların otuz beşini deve sırtında yapmış… Daima bir kafilenin, kervanın başı olurdu. Kervanın sorumlusu oydu. Kafilesi “Eğinli Hafız Efendi’nin kervanı” diye meşhur idi. Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar cilt 2 sh: 375

[2] TDVİA 3. Cildinde Fahreddin Paşa tarafından gönderildiğinden bahsedilen 66 kitap olsa gerek.

[3] Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar-2 18 Baskı İst 2019 sh: 380-384

[4] Ertuğrul Düzdağ, a.g.e sh:403-404


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —