İnsanlık tarihinin en eski ve en yıkıcı yanılgısı, zalimin gücü karşısında boyun eğerek huzur bulabileceğini sanmaktır. Oysa tarih bize defalarca göstermiştir ki, zulme karşı gösterilen her rıza, daha büyük bir vahşetin davetiyesidir. Zalime itaat etmek, sadece bir boyun eğme eylemi değil; adaletin, vicdanın ve nihayetinde dünyayı yaşanılır kılan tüm insani değerlerin el birliğiyle yok edilmesidir. Bugün dünyayı bir cehennem girdabına sürükleyen en büyük bela, zalimlerin pervasızlığından ziyade, kitlelerin bu pervasızlık karşısındaki derin ve ölümcül sessizliğidir.
İslam inancının ve Kur'an-ı Kerim'in üzerinde en çok durduğu, adeta toplumların varoluşsal kırmızı çizgisi olarak belirlediği kavramların başında adalet gelir. Kur’an, zulmü sadece kınamakla kalmaz; zalimin yanında durmayı, ona en ufak bir sempati beslemeyi veya ses çıkarmamayı bile felaketin gerekçesi sayar. Hûd Suresi’nin 113. ayeti, bu gerçeği sarsıcı bir netlikle ortaya koyarak, "Zulmedenlere en ufak bir eğilim bile göstermeyin; aksi halde size de ateş dokunur" ihtarında bulunur. Ayet, "eğilim göstermeyi" yasaklayarak, zulme karşı pasif kalmanın, hatta içten içe bir kabulleniş içinde olmanın bile insanı o zulmün ortağı yapacağını ilan eder. Çünkü kötülük, arkasında toplumsal bir rıza veya sessizlik bulamadığı müddetçe kurumsallaşamaz. Yine Mâide Suresi’nde geçen, "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin" emri, adaletin mutlak bir ilke olduğunu ve zalim kim olursa olsun karşısında dimdik durulması gerektiğini haykırır. İslam düşüncesinde haksızlık karşısında susanlar için kullanılan ağır nitelendirmeler, zulme karşı durmanın lüks değil, bir iman ve insanlık borcu olduğunu hatırlatır.
Tarih sayfalarını karıştırdığımızda da görürüz ki; diktatörlükler, soykırımlar ve büyük toplumsal yıkımlar bir gecede var olmamıştır. Hepsi, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığının ve güçlüye biat etme konforunun ürünüdür. Nazi Almanyası’nda milyonlarca insanın üretilen korkuya itaat ederek "emir kulu" olmayı seçmesi, dünyayı bir toplama kampına çevirmiştir. İslam tarihinin en derin yarası olan Kerbela trajedisi ise salt zalim bir yöneticinin ihtirası yüzünden değil; Kûfe halkının baskı ve vaatler karşısında sinip, adaletin sembolü olan Hz. Hüseyin’i yalnız bırakması yüzünden gerçekleşmiştir. Tarih bize şu acı formülü fısıldar: Zalimin gücü, mazlumun zayıflığından değil, çeperdeki kalabalığın sessizliğinden beslenir.
İnsanlık cevheri üzerinde kafa yoran Doğu’dan Batı’ya tüm düşünürler, zulme karşı sessiz kalmanın yıkıcı faturasını benzer cümlelerle özetlemişlerdir. Antik Çağ’ın büyük filozofu Eflatun, toplumsal kayıtsızlığın cezasını keserken, "Zalimlere ve kötüye itaat etmek, iyi insanların kendi elleriyle hazırladığı bir hapishanedir" der. Yakın tarihin en büyük hak savunucularından Martin Luther King Jr. ise meselenin özünü, "Bu dönemin sonunda bizi üzecek olan şey; düşmanlarımızın zulmü değil, iyi insanların ölümcül sessizliği olacaktır" tespitiyle ortaya koyar. Batı düşüncesinde bu ses yükselirken, Doğu’nun bilge şairi Sadi-i Şirazi de Gülistan adlı eserinde, "Zalime yardım eden, mazlumun kanına ekmek doğrayandır" diyerek sistemin nasıl çürüdüğünü özetler.
Nihayetinde bilinmelidir ki; zulme itaat etmek adaleti ötelemek değil, doğrudan doğruya katletmektir. Korkunun esiri olarak zalimin önünde eğilenler, sadece kendi onurlarını değil, gelecek nesillerin yaşam hakkını da gasp ederler.
Tam da bu noktada, adaletin kapısı ve ilmin şehri Hz. Ali’nin o tüm zamanlara uyarısı kulaklarımızda çınlamalıdır:*
"Adalet mülkün temelidir; zulüm ise devletleri yıkar, milletleri yok eder."*
İşte bu veciz söz, adaletin yalnızca ahlaki bir erdem değil, bir milletin ve devletin hayatta kalmasını sağlayan yegane çimento olduğunu gösterir. Adalet bir toplumdan çekildiğinde, o milleti bir arada tutan bağlar çözülür, güven biter ve çöküş kaçınılmaz olur. Bir milletin istikbali, binalarının ihtişamında değil, adalet terazisinin doğruluğunda saklıdır.
Unutulmamalıdır ki; haksızlık karşısında tarafsız kalmak, zalimin safında yer almaktır ve bu sessizlik dünyayı cehenneme çeviren, milletleri tarihten silen en büyük bozgunculuktur. Zulme boyun eğen her kitle, kendi kıyametinin mimarıdır. Dünyayı bu karanlıktan kurtaracak ve milletleri sonsuza dek ayakta tutacak olan yegane güç, zalimin zorbalığına karşı sarsılmaz bir iradeyle "Hayır!" diyebilme cesaretidir. Çünkü adaletin ayağa kalktığı yerde, zalimin saltanatı yıkılmaya, milletin sancağı ise ilelebet dalgalanmaya mahkumdur.
Nice Firavunlar gelip geçtiler.
Öksüze, garibe, zulüm saçtılar.
Tacını tahtını, ilah seçtiler.
Haktan uzaklaşan Milletler biter.
Hoşçakalın, dostça kalın, adaletle kalın. Sevgilerimle










