Yirminci yüzyılın başında çizilen sınırlar, bugün "Büyük Ortadoğu Projesi" (BOP) adı verilen devasa bir stratejik tasarımın dişlileri arasında yeniden şekilleniyor. Emperyalist güçlerin bölge üzerindeki enerji ve güvenlik iştahı, sadece sınırları değil, toplumların kaderini de değiştiriyor. Bu sürecin en kritik ve belki de en tehlikeli aşaması olan İran ile yaşanan son gerilimler, aslında onlarca yıllık bir planın son halkası mı?
BOP, ilk bakışta "demokrasi getirme" vaadiyle sunulsa da, bölge ülkeleri için çoğu zaman istikrarsızlık ve parçalanma anlamına geldi. Irak ve Suriye’de tanık olduğumuz süreçlerin bir benzerinin bugün İran üzerinden kurgulanması, bölgedeki dengeleri tamamen sarsma potansiyeli taşıyor. İran’ın jeopolitik konumu ve enerji kaynakları üzerindeki hakimiyeti, emperyalist odakların bu ülkeyi neden "son kale" olarak gördüğünü açıklıyor.
Son yaşanan çatışmalar, sadece iki ülkenin savaşı değil; küresel bir güç gösterisidir. Bu savaş, bölge halkları için daha fazla göç, ekonomik yıkım ve belirsizlik vaat ederken, harita mühendisleri için yeni bir "düzen" fırsatı sunuyor. Ortadoğu’nun kadim coğrafyası, başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmayı reddedecek bir bilince ulaşmadığı sürece, bu trajediler bitmeyecek gibi görünüyor.
Türkiye Bu Denklemin Neresinde?
İran’da çıkacak bir savaşın Türkiye’ye yansıması, basit bir "komşu kavgası" izlemekten çok daha fazlasıdır. İlk olarak, güvenlik ve göç sorunuyla karşı karşıyayız. Suriye’den gelen sığınmacı dalgasının yarattığı toplumsal ve ekonomik yük henüz tazeyken, İran gibi 85 milyonluk devasa bir nüfusun hareketlenmesi, Türkiye için yönetilmesi imkansız bir demografik baskı oluşturabilir.
İkinci olarak, ekonomik hatlar ciddi bir tehdit altındadır. Türkiye’nin enerji arz güvenliğinde kritik bir paya sahip olan İran ile ticaretin durması, sanayiden konuta kadar enerji maliyetlerinin katlanması demektir. Ancak en büyük tehlike, sınırların ötesinde bir "kürt koridoru" veya benzeri terör yapılanmalarının, İran’daki otorite boşluğundan faydalanarak Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit etme riskidir.
Sonuç: Coğrafya Kaderdir, Ama Haritalar Kalemle Çizilir
Ortadoğu’nun kadim coğrafyası, başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmayı reddedecek bir bilince ulaşmadığı sürece, bu trajediler bitmeyecek. Türkiye, bu ateş çemberinin tam ortasında bir istikrar adası olarak kalmak zorundadır. Emperyalizmin İran üzerinden kurguladığı bu yeni bölge dizaynı, sadece Tahran’ı değil, Ankara’yı da doğrudan hedef alan bir kuşatma harekatıdır. Unutulmamalıdır ki; komşunun evi yanarken, rüzgarın ateşi bize taşımayacağını düşünmek sadece safdilliktir.









