Geçen gün bir arkadaş 90 sene evvelki bir gazeteden sayfa paylaştı. O zaman “Nerde o eski Ramazanlar” başlığıyla bir yazı çıkmış.
Bizim çocukluğumuzdaki Ramazanları hatırlayıp da, bugün biz de , “nerede o eski ramazanlar” diyoruz. Her kuşak kendinden sonraki kuşağa böyle diyerek, Ramazanı emanet edecek demek ki…
Ramazan ayında gazeteler , Ramazan fıkraları yazarlar, radyolar da Ramazan Fıkraları anlatırlardı.
Şimdi digital oldu ya medya genelde… Ben de çocukluğumdaki bu geleneğe uygun olarak , yazımda fıkra ve anekdotlara yer vermek istiyorum. ( Bir yerde çok ciddi konularla zaten ortam iyice geriliyor, biraz rahat takılmak uygun olur, kanaatindeyim.)
TRT-1 de iftara yakın Kur’an Okuma Yarışması yapılıyor. Geçen sene de yapıldıydı. Güzel Kur’an tilaveti dinliyoruz. Jüride bulunan Osman Eğin hoca, okunan Kur’anı anında tercüme ediyor ki, diğer Juri üyesi Mehmet Ali Sarı hoca, kendisinden bir Meal yazmasını istedi. Kur’an okumak , nerde sesi yükseltip, nerede alçaltacağını bilmek rahle-i tedrisat gerektirir.
Molla Fenari hacca giderken Karaman’a uğrar. Cuma günü olup camiye varır. Cami ehli Molla’nın geldiğini bilir ve her biri hünerini gösterir. Hafızın biri de torlayıp , toplayıp : “Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler” hemen ayıp yerleri kendilerine açılıverdi. “Ve Üzerlerine Cennet yaprağından örtüp kapamağa başladılar” (Ta-Ha Suresi 121) ayetini yedi rivayetle okur. Biraz uzatılacak yerleri , yüksek sesle uzatır da uzatır. Namazdan çıkınca Molla Fenari hafızı çağırtıp buyurur :
-“ Molla hafız, bilmiş ol ki Hakkın Kelamında çok rivayet vardır. Ve ehli yanında her birine bir riayet vardır. Kimi , kabilelerin lisanlarının ayrılığıdır. Kimi de (Herkesin anlayamayacağı kadar) ince, faziletli nüktelerin uygunluğudur. Bazı ayetler olur ki onun yüksek sesle okunması ve şerefli rivayetlerle tekrarı daha iyi kabul edilir. Ve bazısının ise gizleyerek hafifçe , ayrılıkları bırakarak okunması edebe uygundur.
“Bugün sen halkın içinde bağıra bağıra , tekrar başlayıp ne dedin bilir misin? “ Adem Peygamberin …cıkları açıldı, …cıkları açıldı, …cıkları açıldı” dedin. Yürü hey edepsiz! Bu ne utanmazlık ve nasıl rezilliktir ? Bir daha bunun gibi hüner göstermeye kalkma.”
Bu da tarihimizden bir anekdot :
II. Mahmut, Kızlar arası Tahsin Ağaya fazla teveccüh gösterir. Bundan şımaran Ağa , kendisine boyun eğmeyenleri öteye beriye sürdüğü için, devlet adamlarının çoğu , bu kara beladan kurtulmak isterdi. Nihayet devlet adamlarından bazıları hükümdarın nedimi Sait Efendiye müracaat ederek bir çare bulmasını istediklerinden , Sait Efendi bir gün ağanın yanına gelerek :
-“ Ağa Hazretleri!” dedi. Bugün hâkipâyinize yüz sürmekliğim hem size Muhammed Ümmetinin duasını kazandırmak, hem de Efendimizin büyük bir hayır işlemesine vasıta olmanız içindir. Malumunuz , biz Müslümanlarda evvelce yılda altı ay oruç tutulurdu. Yavuz Sultan Selim zamanından sizin gibi nüfuzlu Kızlar ağası Anber Ağa , hükümdara bu müddetin yarısını affettirdi. Oruç, Recep, Şaban ve Ramazan aylarına tahsis edildi. Dördüncü Murat Devrinde de bu müddet bir aya indirildi. Müslümanlar yaz günlerinde bunalıyorlar. Bu müddet on beş güne indirilmesi hususunda teşebbüste bulunursanız büyük bir sevaba gireceksiniz. Zaten Efendimiz de bunu kabul edecektir. Acele buyurun ki bu nimeti bir başkası kapmasın !..
Kızlarağası hemen kıyafetini , kallavisini giydi. Huzura koştu.
II. Mahmut Ağayı dinledi , güldü, sonra da :
-“Vay hınzır fellah, dedi. Beni dünyanın menfuru (nefret edileni) yapacaksın ha…”
Hemen o gün ferman buyurdu. Ağa Medine’ye sürüldü.
Sait Efendi kendisine teşekküre gelen devlet adamlarına :
-“On beş gün dediğim için sürgünle kurtuldu. Orucu bütün bütün kaldırtsaydım , herif sağlam kelleyi verirdi” dedi.
Efendim , cümleten hayırlı ramazanlar dilerim…
-------------
Bugün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Devletimizin temellerinin atıldığı gündür. Büyüklerimize ve Çocuklarımıza kutlu olsun

