“Kim kanaat ederse geçimi iyi olur. Kim tamah ederse geçim sıkıntısı çeker.”
— Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî ra.
Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, geçim sıkıntısının yalnızca gelir azlığından kaynaklandığını sanmasıdır. Oysa nice insanlar vardır ki az kazanır, fakat huzur içinde yaşar; nice insanlar da servet içinde yüzer, yine de “yetmiyor” diyerek ömür tüketir. Demek ki geçimin bereketini belirleyen sadece kazancın miktarı değil, insanın gönlündeki kanaat duygusudur.
Kanaat, elindekine razı olmak değildir; helâlinden çalışırken Allah’ın verdiğine şükredip hırsın kölesi olmamaktır. Çünkü kanaat eden insan, kazancının bereketini görür. Sofrası sade olabilir ama huzuru zengindir. Evi küçük olabilir ama gönlü geniştir. Azla yetinmeyi bilen kimse, çok şeye sahip olanlardan daha zengin yaşayabilir.
Tamah ise insanın hiçbir zaman doymayan tarafıdır. Tamah, “biraz daha” diyerek ömrü tüketen bitmeyen bir açlıktır. O öyle bir hastalıktır ki serveti artırır, huzuru azaltır; eşyayı çoğaltır, gönlü daraltır. Tamahkâr insanın cebi dolsa da kalbi boş kalır. Çünkü tamahın sonu yoktur. Her ulaştığı hedef, yeni bir arzunun başlangıcı olur.
Bugün dünyada üretilen nimetler, insanlığın ihtiyacını karşılayacak kadar fazladır. Buna rağmen insanlar daha mutsuz, daha huzursuz ve daha kaygılıdır. Bunun sebebi nimetlerin azalması değil; kanaatin azalmasıdır. Reklamlar bize sürekli eksik olduğumuzu fısıldıyor. Sosyal medya başkalarının hayatını göstererek sahip olduklarımızı değersizleştiriyor. Böylece ihtiyaçlarımız değil, arzularımız büyüyor.
Oysa Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurur:
“Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.” İbrahim, 7.
Bereket, sadece çokluk değildir. Bereket; azın yetmesi, huzurun çoğalması, nimetin hayra dönüşmesidir. Nice sofralar vardır ki çeşit azdır ama muhabbet boldur. Nice sofralar da vardır ki nimet çoktur, fakat huzur yoktur.
Kanaat, tembelliğin değil; tevekkülle çalışmanın adıdır. İslâm, çalışmayı emreder; fakat hırsı yasaklar. Kazanmayı teşvik eder; fakat tamahı değil. Çünkü insan mala sahip olabilir; fakat malın insana sahip olmasına izin vermemelidir.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, kazancımızı artırmaktan önce kanaatimizi artırmaktır. Zira huzur, banka hesaplarında değil; gönlün Allah’a teslimiyetindedir.
İbnü’l-Cevzî’nin asırlar öncesinden gelen sözü, bugünün insanına da aynı hakikati hatırlatıyor:
Kanaat eden geçimini değil, gönlünü zenginleştirir. Tamah eden ise servetini büyütürken huzurunu kaybeder.
Çünkü gerçek zenginlik, sahip olunanların çokluğu değil; ihtiyaç duyulanların azlığıdır. Kanaat, insanı mala değil; Allah’a bağlar. İşte gerçek bereket de tam burada başlar.









