İstanbul’un Fethinin 573. yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu günler, bizlere tarihin en ihtişamlı sayfalarından birini yeniden okuma fırsatı sunuyor. Ancak bu fetih, askeri bir başarı ya da sıradan bir toprak kazanımı olmanın çok ötesinde; fethi gerçekleştiren kumandanın şahsiyeti, ordunun niteliği ve o dönemin toplum yapısı ele alındığında bambaşka bir mana kazanıyor. Sadece bir çağ kapatıp yeni bir çağ açmakla kalmayan bu tarihi dönüm noktasının arkasındaki asıl ruhu doğru kavramak gerekiyor.
Bu büyük fethi, henüz 21 yaşında bir genç olan Sultan II. Mehmed gerçekleştirmiştir. Onu ve ordusunu benzersiz kılan ise, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) asırlar öncesinden müjdelediği o meşhur hadis-i şerife mazhar olmalarıdır: "İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir." Bu noktada, 21 yaşındaki bir lideri cihan imparatoru yapan ve o dönemin toplumunu zafere taşıyan asıl dinamik; İstanbul'un surlarını yıkmaktan ziyade devletin ve cemiyetin ilim, ahlak ve adalet sütunları üzerine inşa edilmiş olmasıydı.
Tarih boyunca Avarlar, Persler, Bulgarlar, Emeviler, Abbasiler, Haçlılar ve Ruslar dahil olmak üzere farklı medeniyetler ve Osmanlılar tarafından 29 kez kuşatılan bu kadim şehir, ancak bu manevi ve ilmi olgunluğa erişildiği dönemde kapılarını açmıştır.
Hz. Peygamber’in Konstantinopolis’in fethine bu denli büyük bir önem atfetmesinin arkasında güçlü bir jeopolitik ve evrensel vizyon yatmaktaydı. Bu fetih; İslamiyet’i bir cihan devletine dönüştürme idealinin, dönemin iki süper gücünden biri olan Bizans’ı etkisiz hale getirme hedefinin ve İslam dünyasını batıdan gelen askeri-siyasi tehditlerden koruma amacının bir tezahürüydü. İslam'ın evrensel mesajını Doğu'dan Batı'ya tüm dünyaya ulaştırmanın yolu, dünya siyasetine yön veren bu en büyük merkezden geçiyordu.
21 YAŞINDAKİ BİR KUMANDANI FATİH YAPAN SIR: İLİM, AHLAK VE ADALET
İşte bu stratejik ve manevi merkezin, ancak "kâmil insanlardan" oluşan bir topluluk tarafından fethedilmesi gerekirdi. O dönem Osmanlı toplumunun ilim, ahlak ve adalet üzerine kurulu bir hayat nizamına sahip olduğunu gösteren pek çok tarihi vesika mevcuttur:
- Hukukun Üstünlüğü ve Adalet: "Devletin dini adalettir" ilkesinin tam anlamıyla hayata geçirildiğini gösteren en somut örnek, cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet ile Hristiyan bir Rum mimarın mahkeme huzurunda karşı karşıya gelmesidir. Genç padişahın, haklı bulunan mimar karşısında davayı kaybetmesi, adaletin tahtın bile üzerinde olduğunun açık bir kanıtıdır.
- Ahlak ve Dayanışma: Fatih'in tebdil-i kıyafetle çarşıya çıkarak yaptığı alışverişte, esnafın "Ben siftah ettim, komşum henüz etmedi" diyerek müşteriyi yan dükkana yönlendirmesi, devlet yönetimindeki yüksek ahlak anlayışının topluma nasıl sirayet ettiğini gösterir.
- Evrensel Güven: Fetihten sonra zindanlardan serbest bırakılan Bizanslı papazların, Osmanlı ülkesini gezdikten sonra "Bu adalet hüküm sürdüğü müddetçe bu devlet yıkılmaz" itirafında bulunmaları, adaletin sınırları aşan gücünü özetlemektedir.
Bu muazzam fethi gerçekleştiren Fatih Sultan Mehmet’e baktığımızda ise hem pozitif (beşeri) ilimlerde hem de dini-manevi (uhrevi) ilimlerde zirveye ulaşmış, çağının çok ötesinde kâmil bir entelektüel ve devlet adamı görmekteyiz.
FETİH GÜNÜMÜZE NE SÖYLÜYOR? BUGÜN KENDİMİZİ FETHETMEK
Bugün İstanbul’un fethi bizi şanlı tarihimizle onurlandırdığı kadar, omuzlarımıza büyük bir sorumluluk da yüklemektedir. Bu tarihi mirastan almamız gereken asıl mesaj şudur: Bugün bizler de bilgi toplumu olmayı hedefleyen; ilim, ahlak ve adaleti her şartta uygulayan kâmil insanlar ve kâmil Müslümanlar olmak zorundayız. Nesillerimizi bu şuurla yetiştirmeli ve her şeyden önce kendi nefsimizi fethetmeliyiz.
Eğer o fetih ruhunun özünü oluşturan ahlak ve adalet anlayışını bugün kendi devlet ve toplum yapımıza monte edemezsek, fethi sadece şekli törenlerle kutlamanın derin bir anlamı kalmayacaktır. Günümüz insanı, hayatını sadece şekilsel ibadetlerle değil, ahlak ve adalet ekseninde inşa etmelidir. Ayrışan değil; adalet paydasında birleşen ve birleştiren kâmil insanlar olmalıyız.
Neticede fetih, sadece geçmişle övünülecek bir takvim yaprağı değil; her an kendi iç dünyamızı, ahlakımızı ve adalet anlayışımızı yeniden fethetmemiz gerektiğini hatırlatan canlı bir rehberdir.










