İlahiyat literatüründe insanların birbirine güvenmesi, onların mümin olduğunun en somut kanıtlarından biri olarak kabul edilir. Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın en güzel isimlerini ifade eden Esmaül-Hüsna içerisinde "el-Mümin" esması zikredilmektedir. Allah’ın "Mümin" olması, yarattığı kullarına güven vermesi ve onların sığınacağı tek merci olması anlamına geldiği gibi; aynı zamanda kullarına güven duyduğunu ve onları muhatap aldığını da ifade eder.
"Mümin" kelimesi köken itibarıyla; güven veren, güvenilen ve güvenen anlamlarını eş zamanlı olarak bünyesinde barındırır. Allah, bu yüce isminin tecellilerini insanlara da bahşetmiştir. Dolayısıyla bir kişi "mümin" olarak adlandırılıyorsa, bu onun toplum içerisinde "emin" (güvenilir) bir kişi olduğu ve kendisinin de çevresine güven duyduğu anlamına gelir. Güven, toplumsal ahlakın temel taşıdır. Eğer iki insan arasında güven bağı kopmuşsa, burada imanın özünde bir sorun var demektir.
Günümüzde gerek ülkemizde gerekse dünyada müşahede edilen toplumsal çürümüşlük, bireylerin mümin olma vasfını kaybetmesiyle doğrudan ilintilidir. Güven duygusunun ortadan kalktığı bir toplum, manevi anlamda müminlerin yaşamadığı bir kuraklığa hapsolmuştur. Nitekim güvenin ve müminlerin olmadığı bir dünya tasviri, pek çok kaynakta kıyametin bir habercisi olarak nitelendirilir.










