
Halil , dost demektir. Hz. İbrahim, halilullah idi. Yani Allah dostu idi. O yüzden olsa gerek İbrahim , genelde Halil ismiyle birlikte kullanılır ; Halil İbrahim.
İbrahim peygamberin bariz bir özelliği, sofraya yalnız oturmazmış. Mutlaka bir fakiri, garibanı sofrasına davet eder, yemeğini öyle yermiş.
Rivayet edilir ki ; Hz. İbrahim günlerden bir gün, sofrayı kurmuş , yoldan geçecek bir yolcu beklemeye başlamış yemek için. Beklediği yolcu gelince de sofraya davet etmiş. Adam yetmiş yaşında bir ihtiyarmış.
Yemeğe başlarken İbrahim, besmele çekmiş. Adam direkt besmelesiz yemeğe el uzatınca, İbrahim ondan besmele çekmesini istemiş. Adam :
-“Ben Mecusiyim. Benim dinimde yemeğe besmeleyle başlanmaz. Ben böyle yerim” demiş.
Hz. İbrahim, bu duruma çok kızmış ve adamı sofradan kovmuş. Allah Hz. İbrahim’e vahyeder:
-“Yâ İbrahim !.. O kulumun yetmiş senedir, ben rızkını veriyorum. Sen neden misafirini sofrandan kovdun” diye uyarı alır.
Bunun üzerine , Hz. İbrahim, giden ihtiyarın epey uzaklaşmış olmasına rağmen arkasından bağıra bağıra koşar. Nihayet adama yetişir. Ondan özür diler. Sofrasına tekrar davet eder. Ama adam, bu kadar mesafe aldım, geri dönmek istemem, deyince, İbrahim , onu sırtında taşıyacağını, yemekten sonra da yine bu noktaya kadar tekrar sırtında getireceğini taahhüt eder. Adam razı olur. İbrahim adamı sırtında sofraya taşır.
Yemekten sonra bu Mecusi adam , İbrahim’e neden böyle yaptığını , merakla sorar. İbrahim , onun hakkında , Allah’tan yukarıdaki ikazı aldığını söyleyince , Mecusi bundan çok etkilenir ve Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olur.
İbrahim Peygamberin bu kıssasından alınacak güzel dersler vardır… İkram etmek, yoksulu, yolcuyu doyurmak, şeref nişanesidir. Unutmayalım ki, “dünyada ekmeği yenmeyen adamın, öldükten sonra , adı anılmaz”…
Allah, her doğanın rızkını yaratmıştır. “Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter” sözü bunu ifade eder. Ama rızk peşinde koşmak da gereklidir. Çalışmak ve çalışmak… Rızk bedenen çok çalışmaya bağlı olduğu anlaşılmasın. Öyle olsaydı maden ocaklarından kazma sallayan madenciler en çok kazanan olurdu. Zamanın konjonktürüne uygun iş yapmak önemlidir. Asla umutsuzluğa kapılmadan … Zira :
“Açılır bahtımız elbet bir gün battıkça batmaz ya,
Sebepler halk eder Mevla, kerem babın kapatmaz ya ,
Benim Şâh’a münacaatım rızk için değil , hâşa,
Hüdâ Razzak-ı âlemdir, rızıksız kul yaratmaz ya !..”
Bir de kimsenin rızkı ile oynamamak lazım. Herkesin helal yoldan rızkını teminine saygılı olmak, esas olmalıdır. Birinin pazarlığı bitmeden araya girip işini bozmaktan tutun da , her türlü haksız muameleyle işçinin ve hak edenin hakkını bitamam ödemek lazım. Hak , Allah’ın 99 güzel isminden biridir. Ona saygılı olmak lazımdır.
“İşçinin hakkını teri kurumadan ödeyiniz” buyruğu bunu ifade eder. Kimsenin rızkı ile oynanmamalıdır, dedik. Zira :
“Zâlim’in rişte-i ikbalini bir âh keser,
Mani-i rızk olanın rızkını Allah keser”
(Zalimi, ikbaline götüren ipini mazlumun âhı keser, Rızka mani olanın rızkını da Allah keser)…
Yüce Allah, “huzuruma kul hakkı ile gelmeyin, zira bunu affedemem” buyurur. Bu sanırım hadis-i kutsidir ki, lafzı Rasullullaha manası Allah’a ait sözdür. O nedenle bizim kültürümüzde helalleşmek vardır. Bunu türkülerimizde sıkça görürüz :
Pir Sultan Abdal'ım dağlar aşalım,
Aşalım da dost iline düşelim,
Çok nimetin yedim helallaşalım,
Geçti dost kervanı, eyleme beni…
Ayrıca Zenginler için ; “Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardır” (Zariyat s. Ayet : 19)
Bu hakkı , hak sahiplerine vermek farzdır. Herkes Zekatını vermeli ki, toplumda acından ölen , intihar eden olmasın. Zira ;
“Bir toplumda acından ölen olursa, onun katili o toplumdur”
Şu içinde bulunduğumuz Ramazan ayında, fakire bizzat ilk elden dağıtan olmanız uygun olur. Aksi halde malında , dağıtmadığın zekat “hakkı” kalır.
Allah, kendisine karşı vazifelerindeki aksaklıkları, affeder. Yeter ki kul hakkı olmasın…
Şu fani dünyada, ummadığımız, nice insanların her gün vefat haberini duymaktan, bunlara taziye yazmaktan başımızı kaldıramaz olduk. O yüzden herkesle helallik alıp, Ruz-i mahşere bırakmamak bakımından, Nâil-i Kadîmi’nin sözleri zirvedir ki, herkes ulaşamaz :
“Bana kemlik edenler , daima iyilikle yâd olsun.
Kusurum gören ihvanların, ömrü mezîd olsun.
Yıkanlar hâtır-ı nâşâdımı Yâ Râb şâd olsun.
Benimçün nâmurâd olsun deyenler , ber-murad olsun. “








