Reklam
Reklam

Özcan KARTAL

Özcan KARTAL


HUKUKUN KILICI İKTİDARIN MEDYA SİMYASI

Özcan Kartal yazısı


Tarihin en kadim hakikati şudur: Gerçek güç, kılıcın keskinliğinde değil; kitlelerin zihnine kazınan korkunun ve o korkuyu meşrulaştıran hukuksal kılıfların derinliğindedir. Siyaset sahnesi, dün totaliter rejimlerin laboratuvarlarında, bugün ise çok daha sofistike ve sinsi yöntemlerle tahkim edilen bir "rıza üretimi" alanına dönüşmüştür. İktidarlarını korumak ya da sonsuzlaştırmak isteyen odakların başvurduğu en temel araçlar bellidir: Medyanın mutlak tekelleştirilmesi, hukukun bir sopa veya kalkan gibi araçsallaştırılması ve toplumun ruhuna ince bir sis gibi yayılan sistematik korku iklimi.
Son yirmi beş yıllık Türkiye manzarasına baktığımızda, bu mekanizmanın nasıl tıkır tıkır işlediğini, rasyonel politikaların yerini hamasetin, adaletin yerini ise "bekâ" söyleminin aldığını çok net görüyoruz.
İktidarın bu enstrümanları kendi bekası uğruna nasıl birer silaha dönüştürdüğünü, medyanın bu süreçteki simyasal rolünü ve korkunun kitleler üzerindeki hipnotik etkisini derinlemesine masaya yatıralım.
1. Medyanın Endüstriyel Dönüşümü: Hakikatin İnfazı ve Görsel Rıza
Bir iktidarın kalıcı olabilmesi için önce zihinleri tahrip etmesi gerekir. Joseph Goebbels’in(Hitler'in propaganda bakanı) ilk yıllarda fark ettiği gibi, kitleleri manipüle etmek için gerçeği yok etmek yetmez; gerçeğin yerine geçecek alternatif bir "gerçeklik evreni" inşa etmek şarttır.


Son yirmi beş yılda Türkiye’de medya ekosistemi, tam da bu amaca hizmet edecek şekilde yeniden biçimlendirildi. Eskiye dair ne kadar eleştirel ses, bağımsız gazete, TV kanalı varsa; ya ekonomik baskılarla satın alındı, ya hukuki kılıflarla susturuldu ya da dijital mecraların gölgesinde görünmez kılındı.


Bugün ekranları açtığınızda karşınıza çıkan tablo, 1930’ların estetize edilmiş propaganda filmlerinin modern birer kopyasıdır.
Açılışlar, devasa projeler, lüks stüdyolardan pompalanan "kudretli devlet" imajı ve liderin her anını kutsayan bültenler, "dünya lideri" söylemi bireye rasyonel düşünme yetisini unutturan birer görsel narkotiktir.
İktidar, medyayı bir bilgi akış kanalı olmaktan çıkarıp, "sadakat testi" veren bir ideolojik aygıta dönüştürmüştür. Bu havuz medyası sayesinde, gerçekte yaşanan enflasyon, işsizlik, kurumsal çürüme ve adalet çığlıkları buharlaşır; yerine "dış güçlerin oyunlarını bozan lider" masalı konur.
2. Hukukun Araçsallaştırılması: Adaletin Kılıcından İktidarın Sopasına
Demokrasilerin en temel güvencesi, hukukun üstünlüğü ve yargının tarafsızlığıdır. Ancak otokratik eğilimlerin hâkim olduğu rejimlerde hukuk, iktidarı sınırlayan bir erdem değil; iktidarın alanını genişleten ve muhalefeti tasfiye eden muktedir bir silaha dönüşür.
Türkiye’de son çeyrek asırda yargı reformları, hâkim güvencesi ve adalet arayışı ne yazık ki kelime oyunlarından ibaret kılındı. Hukuk, iktidarın koruma kalkanı haline getirilirken şu yöntemler izlendi:
Seçmeci (Seçici) Adalet: İktidara yakın olanların her türlü usulsüzlüğü "kader" veya "normal" sayılırken, muhalif bir ses, bir gazeteci, bir öğrenci ya da siyasetçi en ufak eleştirisinde ağır ceza kanunlarıyla (özellikle hakaret, terör propagandası veya yanıltıcı bilgi yayma gibi lastikli maddelerle) yargı merceğine alınmaktadır.
Kanunların Yasama Sopası Olması: Meclis’ten jet hızıyla geçirilen yasalar, toplumsal muhalefeti, sivil toplum örgütlerini ve akademik özerkliği boğmak için birer "hukuki kılıf" olarak tasarlandı.
Böylece hukuk, adaleti dağıtan bir merkeze değil; tam aksine, iktidarın devamlılığını tehlikeye atabilecek her türlü itirazı hapsetme mekanizmasına dönüştürüldü. Vatandaşın gözünde "Adalet Sarayı" tabelası kalmış, ancak o sarayın içi adaletten tamamen arındırılmıştır.
3. Korkunun İklimi: Toplumun Ruhuna Ekilen Endişe Tohumları
Propagandanın ve medyanın kifayetsiz kaldığı yerde devreye en güçlü katalizör girer: Korku.
İktidarlar, kitleleri kontrol altında tutmak için onları sürekli bir "tehdit altında" hissettirmek zorundadır. Çünkü huzurlu, güvende ve yarınından emin bir birey; otoriteyi sorgular, hak arar, liyakat sorar. Oysa korkan insan, refleksleriyle hareket eder; sığınacak bir "güçlü lider" arar ve özgürlüklerini güvenlik uğruna gönüllü olarak feda eder.
Türkiye’de bu korku iklimi çok katmanlı bir şekilde örülmüştür:
İşini Kaybetme Korkusu: "Devletin imkânlarından mahrum kalırsın", "yardımlar kesilir", "kamudan ihraç  edilirsin" korkusu, milyonlarca insanı sessiz bir itaate mahkûm etmiştir.
Güvenlik ve Bekâ Korkusu: "Eğer biz gidersek ülke bölünür, kaos olur, teröristler sokakları ele geçirir" söylemi, rasyonel bir yönetim eleştirisini adeta bir "vatan hainliği" ile eşdeğer kılmıştır. Seçmen, ekonomik olarak ezilse bile, "daha büyük bir felaketten korunduğu" inancıyla mevcut duruma razı gelmektedir.
Yargılanma ve Hedef Gösterilme Korkusu: Sosyal medyada atılan bir tweetin, yapılan bir eleştirinin ertesi gün kapıya dayanan bir polis otosuyla sonuçlanabileceği gerçeği, toplumda otosansürün en zehirli halini yaratmıştır. Konuşmaktan korkan, düşünmekten imtina eden bir toplum ortaya çıkmıştır.
Sonuç: Korku Duvarlarının Ötesindeki Gerçeklik
İktidarını korumak için medyayı tekelleştiren, hukuku bir cephane gibi kullanan ve toplumu korku ikliminde rehin alan bu zihniyet, kısa vadede devasa bir güç ve kontrol alanı yaratır. Ancak tarih bize, korkuyla ve rızası zorla imal edilmiş bir toplumun kalıcı olamayacağını defalarca göstermiştir.
Aydın Menderes’in entelektüel mirasının da işaret ettiği gibi; Türkiye’nin bu kısır döngüden çıkış yolu, hamasetin, korku siyasetinin ve adaletsizliğin üzerine kurulmuş bu yapay düzeni sorgulamaktan geçer. Gerçek bir adalet, medyanın maskesini düşüren hakikat arayışı ve korku duvarlarını yıkan toplumsal cesaret; ülkenin yeniden nefes almasının tek ve kaçınılmaz reçetesidir. Tarih, en kudretli iktidarların bile halkın adalet ve hürriyet talebi karşısında kumdan kaleler gibi yıkıldığının şahididir.

Adalet olmadan asalet olmaz
Adab olmadan abad olunamaz

Hoşçakalın dostça kalın sevgilerimle...

KİRAYA VERİLMEYEN BÜFE KAÇAKTIR: DONDURMA KULÜBESİ HÂLÂ FAALİYETTE!

KİRAYA VERİLMEYEN BÜFE KAÇAKTIR: DONDURMA KULÜBESİ HÂLÂ FAALİYETTE!

CHP'Lİ İKİ BELEDİYE BAŞKANI BİR BAŞKANVEKİLİ AK PARTİ'YE KATILDI: ROZETLERİNİ ERDOĞAN TAKTI

29 BELEDİYE BAŞKANI TUTUKLU, 35 BAŞKAN GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILDI

İBB, ÜNİVERSİTE TERCİH DAYANIŞMA VE REHBERLİK MERKEZLERİ İLE GENÇLERİN YANINDA

TÜRKMEDYA DİRENÇLİ ŞEHİRLER ZİRVESİ KAHRAMANMARAŞ'TA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

İKİ AYDA 300 BİN TONU AŞAN ASFALT ÇALIŞMASI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

13 YILLIK TOPLUMSAL HAFIZA ÇALIŞMASI TAMAMLANDI

ÇORLU’DAN ABD PAZARINA KÜRESEL KÖPRÜ TÜRK İŞ DÜNYASI ABD PAZARI İÇİN ÇORLU’DA BİR ARAYA GELDİ

GENCO ERKAL, ANIT MEZARININ TAMAMLANMASIYLA VEFATININ İKİNCİ YIL DÖNÜMÜNDE ANILDI!

ULUSLARARASI HALK DANSLARI GÖSTERİSİ YAŞAM VADİSİ'NDE KÜLTÜRLERİ BULUŞTURDU

KADINLARIN DEKORASYON TERCİHLERİ YAŞAM ALANLARININ GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR

TEDAVİLERİ TAMAMLANAN ÇOCUKLAR LÖSEV YAZ OKULU’NDA UNUTULMAZ ANLAR YAŞADI

EYÜPSULTAN’DAN BOĞAZIN EŞSİZ MAVİLİĞİNE GEZİLER BAŞLADI

ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİR ÇOCUĞUN HAYALİ, ARNAVUTKÖY’DE YÜZLERCE ÇOCUĞUN MUTLULUĞU OLDU

DÜKKANININ ÖNÜNDEKİ KAVGADA ARAYA GİRDİ CANINDAN OLDU

12. YARGI PAKETİ RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANDI

31 TEMMUZ 2026 - CUMA HUTBESİ

ARNAVUTKÖY’DE KENTSEL DÖNÜŞÜM ÇALIŞMALARI HIZ KAZANDI

ANADOLU MAHALLESİ'NDE ARNAÇOCUK'UN TEMELİ ATILDI

METRO TURİZM’İN PREMİUM TERCİHİ NEOPLAN SKYLINER OLDU

Reklam

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.AMED SPORTİF FAALİYETLER 0 0 0 0 0 0
2.BEŞİKTAŞ A.Ş. 0 0 0 0 0 0
3.CORENDON ALANYASPOR 0 0 0 0 0 0
4.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 0 0 0 0 0 0
5.ÇORUM FK 0 0 0 0 0 0
6.ERZURUMSPOR FK 0 0 0 0 0 0
7.EYÜPSPOR 0 0 0 0 0 0
8.FENERBAHÇE A.Ş. 0 0 0 0 0 0
9.GALATASARAY A.Ş. 0 0 0 0 0 0
10.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 0 0 0 0 0 0
11.GENÇLERBİRLİĞİ 0 0 0 0 0 0
12.GÖZTEPE A.Ş. 0 0 0 0 0 0
13.İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK 0 0 0 0 0 0
14.KASIMPAŞA A.Ş. 0 0 0 0 0 0
15.KOCAELİSPOR 0 0 0 0 0 0
16.KONYASPOR 0 0 0 0 0 0
17.SAMSUNSPOR A.Ş. 0 0 0 0 0 0
18.TRABZONSPOR A.Ş. 0 0 0 0 0 0